Marquis de Sade, Donatien Alphonse François adıyla Provenceli küçük aristokrat bir ailenin çocuğu olarak 1740'ta dünyaya geldi. Kadın bakıcılarıyla fazla samimi olduktan sonra on yaşında Paris'teki Lycée Louis-le-Grand okuluna gönderildi ve herhalde orada kırbaçlamanın püf noktalarını öğrendi. Sade ordudayken cinsel şiddete merak duymaya başladı. İngiltere'yle yapılan Yedi Yıl Savaşları sırasında öne çıkıp albay rütbesine terfi etti. 1763'teki görücü usulü evliliği sivriliklerini bastırmaya yetmedi. Evliliğinden beş ay sonra genç bir fahişeye kötü muamelede bulunmaktan kısa bir süre hapis yattı. Beş yıl sonra otuz altı yaşındaki bir dul kadını sahte vaatlerle Paskalya sırasında pazar günü eve getirince başı daha büyük derde girdi. Sade zavallı kadını yatağa bağlayıp sopayla dövdü. Daha sonra küçük bir bıçakla bedenini kesti ve kızgın mumu kesiklere döktü. Daha kötüsü, orgazma ulaşmak için kadını Paskalya'daki günah çıkarma ritüeline zorladı. Bu eğlence yedi ay hapis cezası almasıyla sonuçlandı. Ayrıca polisler Sade'a kız temin etmemeleri için genelevleri tembihlediler. Bu tembihe kulak asılmadı. 1772'de uşağı ve dört fahişeyle Marsilya'da günlerce sefahat âlemi yaptıktan sonra Sade zehirleme ve livata suçlamalarına maruz kaldı. Dört ay hapis yattıktan sonra her zaman karısına tercih ettiği baldızıyla İtalya'ya kaçtı. Gıyabında ölüm cezasına mahkum edilirken kendisi Floransa ve Napoli'de yeni cinsel deneyimler yaşıyordu. Fransa'ya geri dönüp La Coste şatosunda ikamet etmeye başladı ve burada daha marjinal seks âlemleri düzenledi. Dört yıl ortalıktan kaybolduktan sonra Paris'teki bir otelde enselendi ve çileden çıkmış kayınvalidesi Marie de Montreuil'ün çabalarıyla bu sefer on üç yıllığına tekrar hapse atıldı. Gerek kayınvalidesinin gerekse ailenin diğer fertlerinin
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ'NDE BİR ADAMIN toplumsal statüsü onu tecavüz suçuyla hüküm giymekten koruyordu. Maine kırsalında yaşayan ebe Martha Ballard 1789 tarihli günlüğünde unutulması güç bir tanıklığı anlatıyordu. Ballard'ın komşusu Rebecca Foster, papaz kocası Isaac'in iş seyahatine çıkmasından sonra birkaç adamın kendisini "taciz" ettiğini söylemişti. Tacizcilerden biri, güçlü simsar Joseph North, Foster'ın hanesine girip kadına "korkunç bir saldırıda" bulunmuştu. Olaydan sonra Foster komşusuna akıl danışmıştı. "Hadiseyi hiç kimseye anlatmamasını istedim," diyordu Ballard. "Eğer anlatırsa kendini ifşa edip belki de hayatını ziyan edeceğini söyledim." Foster, Ballard'ın tavsiyesine kulak asmayıp hadiseyi kocası Isaac'e anlattı. Bunun üzerine papaz alışılmadık ve riskli bir adım atıp North'u tecavüzden dava etti. Dava nehir kenarında küçük bir kasaba olan Pownalboro'da görüldü. Hakimler senede iki kez yaptıkları gibi beyaz peruklar ve siyah cüppelerle dolu valizleriyle Boston'dan bindikleri gemiyle nehir boyunca ilerleyip mahkeme salonuna vardılar. Kendisinden tanıklık etmesi istenen Ballard gemiyle Pownalboro'ya gitti. Hadise büyüktü. Tecavüz davaları ender görülürdü ve nüfuzlu bir adamı suçlayan bir kadını karalamak sıradan bir durumdu. Ballard günlüğüne mahkeme sırasında "[Foster'a] ağır iftiralar atıldığını" yazıyordu. Her ne kadar açıkça dile getirilmese de North'un avukatlarının Foster'ı kocası evden uzaktayken erkeklerle gönlünü eğlendirmekle suçlamış olabileceğine pek kuşku yok. Mesele Foster'ın North'la karşılaşmasından aşağı yukarı dokuz ay sonra bir bebek doğurmasıyla çetrefilleşti. Büyük ihtimalle North'un Foster'a attığı "iftiralar" arasında kadının zengin bir adamı başka birinin çocuğunun bakımını üstlenmeye zorladığı da yer alıyordu. 12 Temmuz
17. yüzyıla gelindiğinde Veysel Karanî'nin ailesi olduğunu söyleyen söz konusu bu aile Osmanlı Sultanı I. Ahmed'in (1012-1026/1603-1617) fermanıyla İstanbul'a çağrılınca bunlar kendileriyle beraber hırka-i şerifi de İstanbul'a getirmiştir. Daha önceleri hırka-i şerifi evlerinde muhafaza eden Veysel Karanî ailesi İstanbul'a yerleştikten sonra da bir müddet bu âdeti sürdürmüştür. Ancak Osmanlılar 18. yüzyılda hırka-i şerif için bir yer inşa ettirerek burada onu muhafazaya alıp Ramazan aylarında ziyarete açmıştır. 1138/1725-1726 yılında 1. Ahmed (1132-1149/17031730) döneminde hırka-i şerife ait bir vakıf kurulmuştur. 1194/1780 yılında I. Abdülhamid zamanında (1188/1203/1774-1789) hırka-i şerif ziyaretini kolaylaştırmak için yeni bir yer inşa edilmiş, daha sonra 1227/1812 yılında II. Mahmud döneminde (1223-1255/1808-1839) bu yer yenilenmiştir. 1263/1847 yılında Sultan Abdülmecid (12551277/1839-1861), hırka-i şerif için cami inşa etmeye karar vermiş ve günümüz Hırka-i Şerif Camii inşaatı 1267/1851'de tamamlanmıştır. Külliye şeklinde inşa edilen Hırka-i şerif Camii'nde hırka-i şerifin korunması ve ziyaret edilmesi için birçok birim planlanmıştır. Bu çerçevede caminin çevresinde bir hünkâr kasrı, Veysel Karanî ailesinin temsilcisi için bir konak, hırka-i şerifi koruma görevlilerinin jandarma kışlası ve diğer görevliler için bazı odalar yapılmıştır. Bu camide Ramazan ayının on beşinci gününden itibaren hırka-i şerifin ziyarete açılması âdet hâline getirilmiştir..
Simyacıların ve önceki kuşakların mirası olan geniş, kaotik, kimyasal reaksiyon bilgilerini toplayan ve tek bir tutarlı teori haline getiren kişi Lavoisier'dir. Kimyanın Temelleri (1789) adlı kitabı modern bilimin İncil'i olmuştu.
Bizim tarafımızdan daha iyi bilinen bir dönem için daha yetkin bir karşılaştırma yapabiliriz, çünkü bu dönem zaman olarak bize daha yakındır. Bir kişi şu sözleri sarf ederken, kendimizi Fransa’da 1789 Devrimi’nin şafağında hayal edelim:
"Devleti yeniden düzene sokmak, değiştirmek, düzeltmek isteyen bu iyi insanlar hayal görüyorlar. Bu toplum sadeleşmesine kim inanır? 'Evrensel irade hata yapmayacaktır.' Elbette! Bu yüzden herhangi bir yer ve zamanda kötü ve delice olduğu hâlde bütün batıl inançlar ve yanlış fikirler insanların çoğunluğunun desteğini alır. İnsanların hepsinin iyi doğduğu ama onları kötü yapanların krallar ve papazlar olduğu masalına çocuklar bile inanmaz. Eğer bu güzel prensip yeni devletinizin dayanağıysa bunu uygulamada görebilmeniz için binlerce yıl beklemeniz gerekecektir -aklın egemenliği başlamak üzeredir.- Ne zavallı bir psikologsun sen! Birçok insan eylemi gelecek birçok yüzyıl boyunca da duygu tarafından yönlendirilmeye devam edecektir -aklın egemenliği altında, insanlar arasında iyi, yetenekli, erdemli ve 'duyarlı' olanlar, yavaş yavaş ve sarsıcı sonuçlara yol açmadan olayların şimdiki durumunu değiştirecekler.-" Buna inanan, vahşi hayvanların uysal güvercinlere dönüşeceğine de inanır. Sizin bütün edebiyatınız yanlış esaslara dayanmaktadır ve doğal insanın erdemlerinden bahsederken kendinden geçen güzel kadınlarınız neden bahsettiklerini bilmeyen aptal kadınlardır. Emin olabilirsiniz ki, gelecek yüzyıl da bizim yüzyılımızdakilere benzer insanlara şahit olacaktır ve filozofların ileri sürdüğü yeni dönem gelmeyecektir!
Talat paşa, Muhaliflerinin söylediği gibi cahil bir adam kesinlikle değildi.
Fransızca bilir ve Fransız edebiyatının ve bilhassa 1789 ihtilallerinin
anlatıldığı kitapları okurdu.