Sigmund Freud, 1929 yılında yazdığı Uygarlığın Huzursuzluğu adlı kitabında mutluluğun olanaksız olduğunu öğrendim sürer: "İnsanın mutlu olması 'yaradılış' sırasında göz önünde bulundurulmamıştır. En dar anlamıyla mutluluk olarak adlandırdığımız şey, yüksek gerilime ulaşmış ihtiyaçların çoğunlukla ani tatmininin sonucudur ve doğası gereği, düzensiz olarak ortaya çıkan bir fenomen şeklinde olamaz."
Sayfa 93
Ses
1929 yılında, ilk sesli filmlerin ortaya çıkışı dolayısıyla Ayzenştayn, Pudovkin ve Aleksandrov'un yayınladıkları bildiri belirli bir kaygının ifadesiydi. "Bu teknik buluşun yanlış bir yolda kullanılması yalnızca sinema sanatının gelişmesini engellemekle kalmaz, aynı zamanda bugünkü gerçek anlatım zenginliğini de yok edebilir." Sözü edilen anlatım zenginliğinin temeli ise Sovyet sinemacılarına göre "kurgu" idi. Bu yüzden bu büyük sinema düşünürleri ses ve konuşma öğelerinin "kurgu"nun yeni bir imkânı olarak görülmesinden ve öyle kullanılmasından yanaydılar.
Sayfa 286·Kitabı okuyor
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir Demokrasi Prova Kesiti: İstişare mi, İtaat mi?
"Gazi Hazretleri, bu kez, hanıma geri oturmasını ve bana da ileri gelmemi emrettiler, 'Daha ne düşünüyorsun?' diye sordular. 'Paşam,' dedim, 'bana hitap ederek beni şereflendiriyorsunuz. Benim de prensibim, size karşı düşündüklerimi olduğu gibi söylemektir. Fakat bu da sizi sinirlendiriyor. Şimdi ben ne yapayım?' dedim. 'Sinirlenmeyeceğim! Düşündüklerini söyle; buyurdular. 'Pekâlâ! Fırka kurmanın gayet tabii ve hazır bir yolu vardır, dedim. 'Zatı devletlerince de malumdur ki, bizim fırkamızda bugün bile, birbirleriyle anlaşamamış ve ilk fırsatta çarpışmaya hazır iki unsur vardır: Terakkiperver ilericiler, muhafazakârlar ve gericiler... Bunlar bugün aynı fırkanın bayrağı altında toplanmışlar, yan yana oturuyorlar. Fırka ve Meclis'te bunlara serbest düşünmek ve serbest hareket imkânı verilirse fırka kendi kendine iki cepheye ayrılır ve bu cepheler gittikçe iki fırka halini alır, dedim. Gazi Hazretleri kahkahayla güldüler: Bu fikir profesör beyin başına gelmiş de kimsenin aklına gelmemiş. Hayır, ilk düşüncemiz bu oldu. Fakat o bırakmadı,' diyerek İsmet Paşa'yı işaret ettiler. İsmet Paşa benim karşımda oturuyordu. Ben, İsmet Paşa'ya sordum: 'Paşa, neden bırakmadınız?' Paşa, o dudaklarında eksik olmayan gülümsemeyle, Ben isterim ki, benim taraftarlarım belli olsun, dedi, 'On kişi olsun, arkamdan tabur gıbi gelsin! Yoksa bu gün burada, o gün orada. Ben bunu istemem!' Bana hitaben, 'Fırkada ve Meclis'te serbestsizlikten bahsettiniz. Siz ne zaman sôz istediniz de verilmedı, yahut söylemekten men edildiniz?' diye sordu. 'Resmen cevap isterseniz hiçbir zaman, fakat hakikati isterseniz daima! Çünkü…’ dedim, 'serbesti öyle bir şeydir ki sizi kuşatan havadır. O hava kurutulursa, elbette ki kimsede ne söz istemek ne söz söylemek hevesi kalır. Barem Kanunu münasebetiyle söz aldım,
Sayfa 46 - 47. Sayfa·Kitabı okuyor
Alıntı
hekimler 20. yüzyıln başında, bugün büyük rahatsızlık yaratan tabirle insanlar üzerinde deneyler öngören bir programı hayata geçirmek arzusundaydılar. Hekimler bu programı güç sahibi olmak için istiyorlardı, gücü istismar etmek için değil, o kadar ki deneklerin rızasını almaya bile gerek görmüyorlardı. Doktorlar muhataplarının bedenleriyle baş başa, dışarıya kapalı toplantılarla örgütleniyor, gerek siyasi iktidara, gerekse bilim insanının özgürlüğüne saldırmakla suçladıkları, yaptıkları işin entelektüel ve insani sonuçların, anlayamayacağını varsaydıkları yargıçlara kafa tutuyorlardı. Deneyler bu şekilde büyük bir hızla ilerledi. Bedelini de genellikle yoksullar, azınlıklar, sömürgeleştirilmiş halklar, kadınlar, çocuklar, askerler, kısacası başkalarına en bağımlı olanlar ödedi. 1929'da Lübeck felaketi (BCG aşısı yapılan yüz çocuğun ölümü) hakkında yapılan soruşturma, aşı kampanyasını yürüten doktorların, burjuva aileler çekinceli davrandığı için yoksul ailelerden işe başladıklarını ortaya koymuştur. Küçük bir ücret, yoksul ailenin damara zerk edilen madde hakkındaki merakı bir nebze de olsa giderebilmekteydi.
Sayfa 45 - Alfa Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Adım adım...
Hitler, işin ilginç yönü iktidara seçim yolu ile gelmişti... Hitler, 27 Şubat'ta Weimar Cumhuriyeti'nin parlamento binası olan Reichtag'da çıkan bir yangını ustalıkla kullandı. Cumhurbaşkanı Hindenburg'den kendisine olağanüstü yetkiler verilmesini istedi. 4 Mart'taki seçimde, Nazi Partisi muhaliflerine şiddet uygulandı ve Parti çoğunluğu kazanarak meclise girdi. 23 Mart'ta çıkarılan bir yasa ile hükümet üzerindeki anayasa kısıtlamaları kaldırıldı. Almanya diktatörlük ile yönetilen bir ülkeye dönüştü. Partiler sendikalar kapatıldı. Muhalif politikacılar, Yahudiler ve komünistler rejimin düşmanı olarak tutuklanarak konsantrasyon kamplarına konuldu... Dolayısıyla Muhafazakâr politikacılar, 1929 Büyük Ekonomik Krizi ve Alman ordusu, Hitlerin diktatör olmasının başlıca sorumluları oldu.
Sayfa 283·Kitabı okudu
Alıntı
İsyan neden 1936'da patlar? 1929'da ABD'de başlayıp kısa sürede dünyayı saran büyük buhran ( 20 yüzyılın en büyük ekonomik krizidir). Filistin ekonomisini de boğaza sokar. 1928'de ABD ve Kanada'nın artan Yahudi göçüne karşı koyduğu kota, Hitler’in Alman yahudilerine uyguladığı baskılarla birleşince , 1930'larda Almanya ve Avrupa'da Filistin'e göçler bir anda ikiye katlanır. Öyle ki 1931'de 174.000 olan yahudi nüfus 1936'da 382 bine yükselir; yani sadece 5 yıl içinde manda topraklarındaki yahudi oranı; yüzde 19'dan %28'e çıkar. Kaynakları sınırlı olan Filistin, böylesine hızlı bir nüfus artışını kaldırabilecek durumda değildir. 1935'te yahudilerin elindeki toprak parçası, yüzde beşi kadardır; ama problem, bu toprakları etkili dikili alanların %10'unu teşkil etmektedir. GAZZE GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİRENİŞİN TOPRAĞI / Sayfa 15-16-17 Dipnot)