Bir Doğum Günü İçin
Göklerin yüzü güldü mü Dünyaya geldiğin zaman? Azgın sular duruldu mu Dünyaya geldiğin zaman? Güneşler gibi tek miydin? Ay ışığından ak mıydın? Böyle nazlı çiçek miydin? Dünyaya geldiğin zaman? Yıldızlar halin sordu mu? Bulutlar selam durdu mu? Yerlerin kalbi vurdu mu? Dünyaya geldiğin zaman? Aşkını candan duymuşum, Canım yoluna koymuşum. Tam dokuz yaşındaymışım Dünyaya geldiğin zaman. Kimbilir nasıl güzeldin, Göklerden yere süzüldün... Benim alnıma yazıldın Dünyaya geldiğin zaman #y:289 (1933)
Şiir
Weimar Cumhuriyeti (1918-1933) ile Türkiye’nin 1919-1924 arası erken dönem demokrasi denemesi arasındaki karşılaştırma, siyaset bilimi ve anayasa hukuku açısından adeta bir "kriz anında kurumsallaşma" laboratuvarıdır. Her iki tecrübe de Birinci Dünya Savaşı’nın yıktığı iki büyük imparatorluğun (Alman ve Osmanlı) enkazı üzerinde, travmatik dış baskılar (Versay ve Sevr) ve iç kaos ortamında doğmuştur. Ancak bu iki laboratuvardan çıkan sonuçlar, yapısal tasarımları ve elit refleksleri nedeniyle taban tabana zıt yönlere savrulmuştur. İki rejimin doğuşundaki psikolojik ve sosyolojik zemin, onların yaşama şansını doğrudan belirledi. Weimar: Bir "yenilgi ve utanç" psikolojisi üzerine kuruldu. Alman ordusu sahada tam olarak imha edilmeden mütareke imzalanınca, sağcı/monarşist elitler yenilginin faturasını cumhuriyeti kuran sosyal demokratlara ve liberallere kesti (Dolchstoßlegende - Arkadan Bıçaklanma Miti). Dolayısıyla Weimar, daha ilk günden ordunun, eski bürokrasinin ve yargının gözünde "meşruiyeti şüpheli bir zorunluluk" idi. Ankara: Bir "zafer ve varoluş" anlatısı üzerine yükseldi. Savaşın ortasında kurulan Birinci Meclis, işgale karşı direnişin bizzat yönetildiği, meşruiyetini halkın sivil iradesinden ve kazanılan askeri zaferden alan kutsal bir çatı haline geldi. Yani Türkiye'deki meclis, rejimi kurarken halkın gözünde tartışılamaz bir karizmatik meşruiyete sahiydi. İki sistemin hukuki tasarımı, kriz anlarında nasıl tepki verdiklerini şekillendirdi. Weimar (1919 Anayasası): Döneminin en kusursuz, en ilerici liberal metniydi. Saf nispi temsil sistemiyle en küçük siyasi fraksiyona bile mecliste temsil hakkı verdi. Ancak sisteme iki ölümcül emniyet supabı yerleştirilmişti: Doğrudan halk tarafından seçilen güçlü bir Cumhurbaşkanı ve meşhur 48. Madde (Olağanüstü Hal
1000Kitap
Reklam
Hapishane Şarkısı - V
​Başın öne eğilmesin, Aldırma gönül, aldırma; Ağladığın duyulmasın... Aldırma gönül, aldırma... ​Dışarıda deli dalgalar Gelip (gelub) duvarları yalar; Seni bu sesler oyalar, Aldırma gönül, aldırma... ​Görmesen bile denizi, Yukarıya çevir gözü: Deniz gibidir gökyüzü, Aldırma gönül, aldırma... ​Dertlerin kalkınca şaha Bir sitem yolla Allah'a Görecek günler var daha, Aldırma gönül, aldırma... ​Kurşun ata ata biter, Yollar gide gide biter, Ceza yata yata biter, Aldırma gönül, aldırma... ​Sinop Hapishanesi 1933 Sabahattin Ali
Din Nedir?
Bu çalışmamı, insanlık için didinen, tüm dinlerin birer mitolojik düşünce olduklarını ve insanoğlunun bunlarla değil; ancak kendisi tarafından yönetilmesi gerekliğine inanan ve bu yolda mücadele yürüten tüm duyarlı insanlara ithaf ediyorum... “Din olmasa da iyi insanlar iyi şeyler, kötü insanlar da kötü şeyler yapar. Ancak iyi insanların kötü şeyler yapabilmesi için din gereklidir.” Nobel ödülü sahibi fizikçi Steven Weinberg (1933)
Kalbim Benim bir ormandı... İsimsiz, âsûde Bir büyük orman. ahmet hâşim [1887, Bağdat — 04 Haziran 1933, İstanbul] Ahmet Haşim
(4 Haziran 1933)
Dönsek mi bu aşkın şafağından, Gitsek mi ekâlîm-i leyâle? Bizden daha evvel erişenler, Ağlar bugün evvelki hayâle... Dönmek mi? Ne mümkün geri dönmek, Düştüyse gönüller bu melâle? Bir eldir ufuklardan uzanmış Zulmet bizi çekmekte visâle... Ahmet Haşim Eserlerinden Seçmeler (s.96) (Ekâlîm-i leyâl: gecelerin diyarları visâl: kavuşma, sevgiliye ulaşma zulmet: karanlık melâl: derin hüzün, iç sıkıntısı)
Reklam
Reklam