Puan vermedi·120 syf.·
2026 430. kitabı
Sigarayla kahveyi içti, kendine geldi biraz. Ne doktor, ne ilaç... Yeniden boyun eğdi yaşamaya... Kemal Demirel bir çocuğun gözüyle, yoksul, ama sevgi ve umut dolu insanları anlatıyor,ojura "Çocukken bile pek çok şeyden hiç korkmazdım. sadece insanlara karşı utanılacak bir şey yapmaktan hep korktum.”. S:19 1933-40 yılları arası İstanbul´u. Haliç kıyısında bir yoksullar semti: Kasımpaşa. On odalı, eski mi eski, yıkık dökük, hemen hemen her odası kiraya verilen bir ev. Ve burada ´canıyla kanıyla yaşanan bir dünya´. Sıkıntıya katlanmasını bilen, yaşamını sürdürmeye çabalayan, didinen insanların, umutsuzluk nedir tanımayan insanların, yüreklerini ortaya koyan insanların dünyası. Sevgiyle varoluşlarının yeterli ve gerekli koşulu sayan insanların dünyası. Piano Piano Bacaksız Ne sevinçtir avuçta tutulan birkaç kuruşla yaşama katılmaya çalışmak...s:32
Roman Edebiyat Anı-Mektup-Günlük
Piano Piano BacaksızKemal Demirel · Can Yayınları · 1993413 okunma
Puan vermedi·360 syf.··
2026 119. kitabı
Geçmişin ve geleceğin, dinmeyen bir anne acısı ve gizemli bir kar fırtınasının gölgesinde birbirine bağlandığı, yürek burkan ve sürükleyici bir kayıp hikayesi. Sarah Jio, 1933 ve günümüz arasında kurduğu o hüzünlü köprüyle, sevginin, umudun ve bir annenin feryadının zamanı nasıl aşabildiğini çok duygusal ve akıcı bir dille kalbimize dokunduruyor.
Böğürtlen KışıSarah Jio · Arkadya Yayınları · 201144,9bin okunma
Reklam
Puan vermedi·104 syf.··
2026 16. kitabı
Vuillard’ı Yoksulların Savaşı’nda, Reform’a giden süreçte Müntzer’in yanında; amiyane tabirle ayaktakımının, baldırı çıplakların mücadelesini anlatırken keşfetmiştim. Açıkçası Vuillard sayesinde, bildiğimiz tarih anlatısının gölgesinde kalmış Müntzer gibi mağlupları, unutulmuşları ve ezilenleri tanıma fırsatı buldum. Gündem’de ise Vuillard, Yoksulların Savaşı’nın aksine madalyonun öbür yüzünü çeviriyor önümüze. Bu kez radarımızda ayaktakımı ya da baldırı çıplaklar yok; bu kez kulisin, iktidarın ve paranın koalisyonundayız. Tarihin en büyük felaketlerinden birini sessizce besleyenlerin masasındayız. Kitabımız 20 Şubat 1933’te, Berlin’de küçük bir salonda açılıyor. Nazilerin çok kısa süre sonra iktidarlarını pekiştirmek için büyük bir fırsata çevireceği Reichstag yangınına daha bir hafta vardır; Hitler şansölye olalı birkaç hafta olmuş, yaklaşan seçim için artık yalnızca propaganda değil, sermayenin desteği ve burjuvanın rızası da gerekmektedir. Nazi Almanyası’nın en ilginç ve grotesk karakterlerinden Hermann Göring’in davetiyle, dönemin Alman sanayisinin ve finansının kaymak tabakası olan yirmi dört adam bir araya gelir. Başka bir ifadeyle, iktidar ile sermaye aynı masada el ele verir. Bugün hala dünyanın en büyük şirketleri arasında yer alan Siemens, BASF, Bayer, Allianz gibi isimler de o masadadır. Hep merak etmişimdir bu şirketlerin, mutlak Nazi iktidarı kurulmadan önce Nazizm’e nasıl baktıklarını; ona ne kadar mesafeli, ne kadar yakın, ne kadar ihtiyatlı ya da ne kadar iştahlı yaklaştıklarını. Vuillard bu merakımı bu kitapta ucundan da olsa gideriyor. Üstelik bunu, tarihin olağanüstü bir kırılma anı gibi değil, neredeyse sıradan bir iş görüşmesi gibi anlatarak yapıyor. Bu da kendi içinde ayrı bir “kötülüğün sıradanlığı” aslında; yirminci yüzyılın en büyük
GündemEric Vuillard · Can Sanat Yayınları · 2019162 okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2022 110. kitabı
Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956), Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin önemli isimlerinden biridir. Şiirlerinde genellikle bireysel temaları (yaşama sevinci, aşk, yalnızlık, ölüm korkusu) sade, akıcı ve içten bir dille işlemiştir. En ünlü eseri olan “Otuz Beş Yaş” şiiri, 1946’da CHP Şiir Yarışması’nda birincilik kazanmış ve Türk edebiyatının kült şiirleri arasına girmiştir. “Bütün Şiirleri” (veya “Otuz Beş Yaş” toplu şiirleri) içinde yer alır ve şairin ölüm, zamanın geçişi ve yaşlanma kaygılarını en yoğun biçimde yansıtır. Asım Bezirci, şiirleri yayım tarihlerine göre kronolojik olarak sıralamıştır. Kitap şu bölümlerden oluşur: Sunu — Asım Bezirci’nin sunuş yazısı. Şiir Üstüne — Tarancı’nın bir röportajı / şiir üzerine düşünceleri. Öncekiler (23 şiir) — Erken dönem, kitaplara girmemiş şiirler. Ömrümde Sükût (1933, 21 şiir). Aradakiler (81 şiir) — Dergilerde kalmış ara dönem şiirleri. Otuz Beş Yaş (1946, 108 şiir) — Şairin en ünlü ikinci şiir kitabı. Düşten Güzel (1952, 35 şiir). Sonrakiler (6 şiir) — Geç dönem ve ölümünden sonra yayımlananlar. Çeviri Şiirler — Baudelaire, Verlaine, Apollinaire gibi şairlerden çeviriler. Temalar ve Tarancı’nın Şiir Anlayışı Tarancı’nın şiirleri genel olarak:Yaşama sevinci, aşk, doğa, yalnızlık ve ölüm korkusu etrafında döner. Sade, akıcı, içten ve halk diline yakın bir üslup kullanır. Hece ölçüsünü ustaca benimser. Hiçbir akıma sıkı sıkıya bağlı kalmamıştır; bireysel ve hümanist bir sesi vardır. Behçet Necatigil’in ifadesiyle: “Yaşamanın ve aşkın güzelliğini öven, ölümün üstünlüğünü vurgulayan, Türkçeyi bütün tatlılık ve anlatım gücüyle şiire geçiren” bir şairdir. Önemi Tarancı’nın dağınık dergi şiirlerini bir araya getirerek kalıcı bir külliyat oluşturur. Okuyucular ve araştırmacılar için temel referans kitaptır. Türk şiirinde bireysel
Otuz Beş YaşCahit Sıtkı Tarancı · Can Yayınları · 202014,1bin okunma
Katil kim ya da Neden ???
Puan vermedi·256 syf.·
2026 10. kitabı
Agatha Christie'nin en önemli eserlerinden biri olan Doğu Ekspresinde Cinayet, 1933 yılında kaleme alınmış ve 1934 yılında yayımlanmıştır. Romanın İstanbul'daki Pera Palace Oteli'nde yazıldığı söylense de bu konuda net bilgiler bulunmamaktadır. Yazar, romanı yazarken Lindbergh olayından esinlenmiştir. Eser ayrıca yazarın ikinci eşi olan Max Mallowan'a ithaf edilmiştir. Romanda trende işlenen bir cinayet ve katilin bulunma süreci konu alınmaktadır. Ünlü dedektif Poirot, katilin bulunması sürecinde önemli bir rol oynar. Keskin zekâsıyla trendeki herkesi sorguya çekerken vicdanıyla da yüzleşmek zorunda kalır. Bu noktada önemli bir soru devreye giriyor: Vicdan mı, adalet mi? Neden para adaleti satın alacak kadar güçlüdür? Peki paranın gücü vicdanı satın almaya yeter mi? Adaleti para karşılığında satın alan insanlar bir gün Allah'ın huzurunda nasıl hesap verecekler? Hiç mi vicdan azabı yaşamıyorlar? Geceleri nasıl uyuyorlar? Kabus görmüyorlar mı? Hiç mi kaybetme, tükenme ya da bir gün bedel ödeme korkuları yok? Bunlar nasıl insanlar? Evet, yine bir Kumrike ve kafasında deli sorular... Tüm insanlar masum doğar. Onları kötülüğe iten şey aileleri, çevreleri ve içinde bulundukları şartlardır. Buna inanıyorum. Ama yine de bir çocuk katiline karşı merhametli olamıyorum ve katilin ödediği para karşılığında özgür bırakılmasını aklım da vicdanım da kabul etmiyor. Bundan yaklaşık otuz yıl önce üvey kızına yaptığı kötülüklerle tanınan bir kadın vardı bizim köyde. Ben o küçük kızın acısını hâlâ hissediyorum ve o üvey anneye bugün bile selam vermiyorum. İçimden gelmiyor. Çocuklar masumdur. Kitabı okurken katilin peşine düşmek yerine sürekli "neden?" diye sordum. Çünkü karakterlerin hepsi kendi dünyalarında yaşıyor gibiydi. İnsanların davranışlarının altında yatan nedenleri
Doğu Ekspresinde CinayetAgatha Christie · Altın Kitaplar · 201936bin okunma
Bozuk Para-Manyetik Kart
Puan vermedi·144 syf.··
2026 76. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 15:18
"Düş Parası" (orijinal adıyla Denier du rêve), Fransız edebiyatının ve dünya klasikleri tarihinin anıt isimlerinden Marguerite Yourcenar’ın 1934 yılında yayımlanan, modern klasikler arasında sayılan muazzam bir romanıdır. Nedim Gürsel’in öykü kitabına bu ismi seçerken Yourcenar’ın bu kült eserine bilinçli bir selam duruşu, bir edebiyat reveransı yaptığını söylemek hiç de yanlış olmaz. Çünkü her iki yazar da paranın satın alamayacağı yegane şeyi; insan ruhunun düşlerini, yanılsamalarını ve hayal kırıklıklarını anlatır. Marguerite Yourcenar’ın Düş Parası romanını bu denli özel kılan unsurlara bakacak olursak: 1. Bir Bozuk Paranın Yolculuğu Romanın kurgusal omurgası oldukça özgündür: Bir liralık bir madeni para (Alis), elden ele, cepten cebe geçer. Bu para Roma sokaklarında gezinirken, aslında okuyucuya farklı sınıflardan, farklı acılardan ve arzulardan geçen insanların hayat kapılarını aralar. Para sadece bir araçtır; asıl parlayan şey, o paraya dokunan insanların iç dünyasıdır. 2. Faşizmin Gölgesinde İnsan Manzaraları Hikaye, 1933 yılının Mussolini İtalyası’nda, Roma’da geçer. Yourcenar, yükselen faşizmin, baskının ve ideolojik körlüğün gölgesinde sıkışıp kalmış sıradan insanları anlatır. Kitapta diktatörlüğe karşı suikast girişimi planlayan bir kadından, geçim derdindeki bir esnafa, hayal dünyasında yaşayan bir sanatçıya kadar geniş bir insan panoraması sunulur. Katı siyasi gerçeklik ile bireyin kırılgan düşleri sürekli çatışır. 3. Gerçeklik Karşısında "Düş"lerin İflası Yourcenar, tıpkı kitaba adını veren o değersiz madeni para gibi, insanların da hayata tutunabilmek için kendi içlerinde "hayali bir para" (düşler) bastığını söyler. Karakterler aşka, sanata, devrime ya da geçmişe sığınarak kendilerine birer illüzyon yaratırlar. Ancak hayatın sert gerçekliği
Düş ParasıMarguerite Yourcenar · Metis Yayıncılık · 2015192 okunma
Reklam
Reklam