Ayrıca Bob Dylan ve John Lennon da Kerouac'tan etkilenmişlerdir. Bob Dylan Kerouac'ı okuduktan sonra "dünyada bir yerlerde onun gibi insanlar olduğunu fark etmiştim," demiştir. Lennon, grubu "Beetles'ın ismini ilham aldığı sanat eserine saygı olarak Beatles yaptı." Dylan ve Lennon 1960'ların kültürünün değişmesine yardım etti.
Kerouac hippielerin asi duruşları sebebiyle suçlandı. O Amerika'daki bu yeni belayı başlatandı. Onun kitaplarında yer verdiği cinsellik ve uyuşturucu kullanımı bu yeni nesle Amerikan geleneklerine karşı çıkmak için ilham vermişti. 1960'larda özellikle iki kitap topluma ilham kaynağı olmuştu -Yolda ve Zen Kaçıkları.
Ölümlerine kadar Beat ruhunu yaşatan Jack Kerouac, Micheline, Kaufman, Corso ve Ray Bremser gibi şairler vardı. Bugünün gençleri doğrudan etkilenmese de 1960'lı yılların başında Amerika'da gençlik hareketi olan daha sonra tüm dünyaya yayılan hippi olgusu başladığından beri, gerçek bir karşıkültür devrimi olmamış sadece Beat Kuşağından etkilenmiştir.
Cinsel ilişkiyle bulaşabilen bir hastalık olarak AIDS, 1960'lı yıllardaki cinsel özgürlük akımını tersine çevirmişti. Tıpkı eski salgınlardaki gibi, kimileri bu hastalığı ilahi bir intikam olarak değerlendirmiş, hoşgörüsüzlüğü mezarından çıkarmış, hatta günah keçileri aramaya başlamışlardı. Bazı salgın hastalık uzmanları virüslerin eşcinsellerin karanlık yatak odalarında ya da eş değiştirme partilerinde çoğaldığını, ormanın derinliklerinden gelen bir virüsün işte bu yerlerde uykudan uyandığını söylüyorlardı. Virüsün Afrika kaynaklı olduğu varsayımı bu kıtada yaşayanları rencide etmiş, onlar da topu Birinci Dünya'ya atarak, askeri laboratuvarlarda bilim insanlarının çevirdiği gizli dalavereleri, Afrikalıyla maymunu aynı kefeye koyan bilimsel mantığın altından yükselen pis ırkçı kokuları ifşa etmişlerdi; siyahların doymak bilmez birer seks düşkünü olduğu efsanesinden beslenen bir mantıktı bu. Joseph Conrad'ın salgının odak noktalarından biri olan Congo Nehrinde geçen ünlü romanı Karanlığın Yüreği'nden bu yana algı hiç değişmemiş Afrika hep ürkütücü bir cehennem olarak kalmıştı.
1960 yılı ve 27 Mayıs hareketi toplumsal yapıda temelli değişiklikler getirmemekle birlikte, sanatçı için köklü bir hesaplaşma, sorunları yeniden ele alma dönemini açmıştır. Bunun nedeni de toplumsal anlamda, önceleri sadece sanatçıların ve aydınların yeryüzündeki gelişmeleri izleyerek vardıkları yeni bir düşünce tarzının, yeni bir dünya görüşünün, kısaca marksist tavrın 1960'tan doğrudan doğruya ezilen sınıfların temsilcileri aracılığıyla politik sahnede boy göstermiş olmasıdır.