Demokrat Partili Vali'nin, İsmet Paşa'yı vur emri
Günümüzde birçok tarih bilmez ya da açıkça "üstat" dedi­ği Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu dergisinde "Artık günün geldi!" başlıklı bir yazı yazmış; İsmet Paşa'yı açıktan tehdit edi­yor ve ölmesinin yakın olduğu haberini veriyordu. "Haksız bir taşın açtığı bere üstündeki minicik plaster ne demek? Haklı bir güllenin yere sereceği leşi örtecek kocaman kefenden ne haber?" diyerek İsmet Paşa'ya taşla değil gülle ile saldırılması gerektiğini söylüyordu. DP iktidarının körüklediği olaylar artık kontrolden çıkıyor, CHP'nin her gittiği yerde DP'liler tarafından olaylar çı­kartılıyordu. İktidara gelebilmek için önceki yıllarda toprak ağa­larıyla ve karşı devrimcilerle anlaşan Menderes bu sefer dinci yobaz lider, Nur Cemaatinin kurucusu Said Nursi'ye mektuplar göndererek kendisini desteklemesini istemiş ve dini iyice siyase­te alet etmeye başlamıştı. CHP'nin seçim gezileri, devlet eliyle engellenmeye çalışılıyordu. Telgraf çekip Kayseri'ye gelmeme­sini isteyen Kayseri Valisi Ahmet Dallı'ya İsmet Paşa "Maskara! Beni Said-i Kürdi (Nursi) sanıyor!" diyerek sert tepki göstermiş ardından da trenle Kayseri'ye doğru yola çıkmıştır. Tarih 3 Nisan 1960'dır. Devlet gücüyle terör estiren Vali, İsmet Paşa'nın treni­ni Himmetdede istasyonunda durdurmuş ve askerlere, gerekirse silah kullanılması yönünde emir vermiştir. Ancak **Valinin görev­lendirdiği Binbaşı Selahattin Çetiner bu emre uymayarak asker­leriyle 3 sıra halinde dizilmiş, İsmet Paşa'yı koruma çemberine alıp şehre girmesini sağlamıştır. (Düşman askerlerinin yapamadığını Kayseri Valisi denemiş fakat Yunan askerleri gibi bozguna uğramıştır.)**
The Evangelical Awakening gained unexpected reinforcement in 1960 from another source of personal Christianity, Pentecostalism. The Pentecostal experience—“the baptism of the Holy Spirit with the evidence of speaking in tongues”—was not new. The spark of twentieth-century Pentecostalism was a three-year-long revival, beginning in 1906, at the Azusa Street Mission in Los Angeles.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
1928 doğumlu Ara Güler yirminci yüzyılın en büyük İstanbul fotoğ­ rafçısıdır. Ben Ara Güler ilk İstanbul fotoğraflarını çekmeye başla­ dıktan üç yıl sonra 1952'de doğduğum için rahatlıkla '.hra Güler'in İstanbul'u benim İstanbulumdur," diyebilirim. Ara Güler elli yıl, yani 2000'lere kadar inançla İstanbul fotoğrafı çekmeye devam etti ve ben onun eserini, fotoğraflarını hep heyecanla takip ettim. Ara Güler'in adını ilk 1960'larda Hayat dergisinde çıkan fotoğ­raflan sayesinde fark ettim. Bol fotoğrafa dayanan ve döneminin en çok okunan yayınlardan biri olan bu haftalık haber ve magazin dergisinin yönetmeni, Türkan Teyzemin kocası şair Şevket Rado olduğu için de adını duyuyordum. l920'lerde gazete ve dergiler, dönemin havasıyla, çalışanlarla ilgili gerçekçi bir fotoğraf yayın­lamak istediklerinde, en iyi şeylerin Ara Güler'den geleceğini bi­ lirlerdi. 1920'lerden sonra, kitapları önce Türkiye dışında, sonra da Türkiye'de yayımlanmaya başladı. Ünlü yazarların, sanatçıların fotoğrafçısı olarak da tanındığı için, l994'te İstanbul'da Ara Gü­ ler benim ilk defa fotoğrafımı çektiğinde, artık "tanınmış yazar" olduğumu düşünmüş, sevinmiştim.
Sayfa 157 - YKY yayınları 2026
Anı-Mektup-Günlük-Edebiyat
Yargı ve Sorun Çözme
"Akıldışı biçimde ele alınan doğrular, gerçekleştirilen hatalardan daha zararlı olabilir." T. H. Huxley, 1960
Sayfa 116·Kitabı okuyor
Alıntı
Demokrat Parti'nin dış borcu
Borçlanma Demokrat Parti döneminde bir alışkanlık haline gelecek ve devlet sürekli olarak borçlanacaktır. DP iktidarı dö­neminde birçok kez Meclis aşağıda örneği verildiği gibi tasarı hazırlayıp DP iktidarına yetki verecektir. TBMM 9. Dönem 3. Yasama yılı 70. Birleşim tutanakların­dan alınan dış borçlanma tasarısının adı şöyledir: ABD ve Avrupa Ekonomik iş Birliğine dahil, memleketler­le!borçlanma, yardım ve ödeme Anlaşmaları akdi için hükümete yetki verilmesine dair 5436 sayılı kanunun, yürürlük süresinin uzatılması hakkında kanun tasarısı (1/395) (Dışişleri, Ticaret ve Bütçe komisyonlarına) ABD tarafından Türkiye'ye yapılan iktisadi yardım ve hibe + krediler, 1950-1960 yılları arasında toplamda 1.018.200.000 doları bulmuştu. Yani yaklaşık 1 milyar dolar. Bu yardım ve kre­dilere 1950'den sonra, karşılıklı para fonundan yapılan ve top­lamı 2.144.000 lira tutan, bir kısmı askeri amaçlara tahsil edilen rakamı da ilave etmek lazım. İktidara geldiklerinde Meclis kürsüsünden "Devletin kasa­sında 130 ton altın var" diye CHP'yi eleştiren DP'liler, 1960 yı­lında geriye sadece 13 ton altın stoğu bırakacaklardı.
"Bedenimiz bizimdir!" 1970'lerin başında kürtaj yasağını protesto eden kadınlar böyle haykırıyordu. Aynı sloganı kısa bir süre sonra bu sefer escinsel hareket benimsemiştir. Söylem ve yapılar iktidarla el eleydi, beden ise toplumun içinde baskı görenlerin, marjinalleştirilenlerin tarafındaydı: Irk, sınıf ya da cinsivet bakımından azınlık olanlar, iktidarın söyleminin, bedeni susturan bir araç olarak dilin karşısına koyabilecekleri tek şeyin bedenleri olduğunu düşünmekteydiler. "Kadın Özgürlüğü Hareketinin (MLF) kurucularından Antoinette Fouque, "söylenegeldiği gibi, kadın hareketi entelektüeller tarafından başlatıldıysa bile (...)," diye itiraf etmiştir bir keresinde, "ilk önce bir çığlık yükselmiş, o çığlıkla birlikte beden sahneye çıkmıştı: 1960'ları toplumu tarafından kıyasıya hırpalanan, çağdaş düşüncenin üstatları, yani dönemin modernleri tarafından alabildiğine ezilen beden." Beden işte bu temelde 1970'lerde azınlık hakları için yürütülen mücadeleye dahil olmuştur: Baskının en yoğun olduğu odaklardan biri özgürleşme yolunda kilit bir araç ve bir devrim vaadi olarak, "O zamanlar MLF'nin yapacağı devrimin, bedeni sansürden kurtarmak olacağını söylüyordum, tıpk1 Freud'un (...) bilinçdışına üzerindeki sansüre son verdiği gibi."
Sayfa 11 - Alfa Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı