8/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 13 Mart 2026 00:00
Şeyler, ilk bakışta çok sade görünen ama zor kitaplardan biri. Bir kere yazarın deneyimine sahipseniz onu daha iyi anlayabilirsiniz. Çünkü dile getirdiği duyguları hissedebilmek için yaşamak gerekiyor. Perec, bu kısa romanda büyük olaylar anlatmıyor aksine, modern insanın gündelik hayatını, tüketim arzusunu ve eşyalara yüklediği anlamları mercek altına alıyor. Jérôme ve Sylvie adlı genç bir çift vardır. İyi bir hayat yaşamak isterler; güzel mobilyalar, şık evler, zarif eşyalar hayal ederler. Ancak zamanla okur şunu fark eder: Aslında onların peşinde koştuğu şeyler yalnızca nesneler değildir. O nesneler aracılığıyla saygınlık, mutluluk, aidiyet ve kimlik aramaktadırlar. Perec'in başarısı, bir vitrinin ya da bir oturma odasının tasvirinden toplumsal bir eleştiri çıkarabilmesi. Kitap boyunca uzun eşya betimlemeleriyle karşılaşılır. Başta bunlar gereksiz gibi görünebilir fakat yazarın amacı tam da budur. Okur, karakterlerin dünyasının nasıl yavaş yavaş nesneler tarafından işgal edildiğini hissettirir. Perec'in anlattığı arzu döngüsü hâlâ devam etmektedir: Bir şeyi elde ederiz, kısa süre mutlu oluruz ve sonra yeni bir şeye ihtiyaç duyarız. Bu nedenle Şeyler, sadece 1960'ların tüketim toplumunu değil, günümüz insanını da anlatan bir eser olarak okunabilir. Şeyler, "İnsan sahip olduklarıyla mı yaşar, yoksa sahip olmak istedikleriyle mi?" sorusunu soran bir roman. Bitirdiğinizde aklınızda karakterlerden çok, kendi arzularınız ve evinizdeki eşyalar kalıyorsa işte o zaman yazarla aynı deneyimi yaşadığınızdan emin olabilirsiniz.
ŞeylerGeorges Perec · Metis Yayınları · 20161,357 okunma
5/10
·86 syf.··
2026 7. kitabı
Dili aşırı ağır olmasından ötürü zor bir okuma süreci oldu benim için bazı yerleri anlamayıp tekrar tekrar okudum. Bazen de yayınevinden dolayı mı çevirisinden mi anlamadığım cümleler oldu. Tamamen fikir odaklı kitapları okumayı severim ama bu kadar kısa olmasına rağmen okurken zorlandım diyebilirim. "Kimse kimseye aslında ne olduğunu,ne hissettiğini de sormamaktadır.Şu var olan haliyle kitleler ,hiçbir şeyi temsil etmemektedir." Diyor ve çok güzel de açıklıyor bazı fikirleri o kadar güzel anlatmış ve bir dayanak noktası buluyor ki hak vermemek elde değil. Yazar kitapta modern toplumun artık konuşmadığını, sadece izlediğini söylüyor.Ona göre bu sessizlik bir yenilgi değil bir direniş biçimidir. Çünkü yığınlar, hiçbir tepki vermeyerek sistemi çözümsüz bırakır. Konuşmazlar tepki vermezler ama her şeyi emerler. Belki de çağımızın en büyük gücü tam da bu sessizlikte saklıdır . Eser toplumsalın yok olmasını yerinin kitleye bırakılmasını analtıyor.Anlatırken eleştiriyor, eleştirirken sorgulatıyor. Bu arada 30 yaş üstüne öneriyorum. 1960'lı yılların Fransasını o dönemin fikir akımlarını yaşam tarzını düşünce yapısını anlatan sosyoloji kitabı diyebilrim. Kısa ama içeriği yoğun bir eser almadan önce biraz araştırmanızı öneririm. Keyifli okumalar dilerim.
Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın SonuJean Baudrillard · Doğu Batı Yayınları · 2019725 okunma
Reklam
Puan vermedi·160 syf.·
2026 32. kitabı
Oxford'da eğitim gören Barnes, 1960'lı yıllara dair anılarında yolculuğa çıkıyor. Ve okul arkadaşı Stephen ve Jean hatırına geliyor. Tanışmalarına vesile olmuş, birlikteliklerinin mezuniyet sonrası da süreceğini düşünürken ayrılıkları ile hayal kırıklığına uğramış. Ve sonra aradan yıllar geçmiş, Stephen ile tekrar yolları kesişmiş. ikinci kez Jean ile bir araya gelmelerine aracılık eden Barnes o sıralarda kanserle mücadele etmektedir. İkilinin ilişkisinde yaşanan olumsuzluklardan kendisini sorumlu tutmaya başlar. Zira artık hiçbiri yıllar önceki gibi değildir... Aslında toplamda kırk yıllık bir hikayeyi anlatıyor olsa da, gerçek hayattan kesitler sunması, yazarın birinci anlatıcı olması, kitabı roman havasından çıkartıyor. Benim okuduğum ilk Julian Barnes kitabı idi. Hafıza, kayıplar, hastalıklar, bilinç, ayrılıklar gibi konulara değinen bu otobiyografik anlatıda sıklıkla Proust'un, ıhlamura batırılmış madlen keki dahil, kulaklarını kulaklarını çınlatmış Barnes. Alıntıların sebebi ise aynı fikirde olması değil tam tersine onunla aynı fikirde olmadığını göstermek. Yazar bu kitabı için 'son' kitabım demiş ve hastalığından tüm içtenliğiyle bahsetmiş. Barnes sevenlerin muhakkak edinmek isteyeceği bir kitap bu. Ben de kitaplığımdaki diğer üç kitabından birini seçip okuyacağım.
Ayrılış(lar)Julian Barnes · Ayrıntı Yayınları · 20266 okunma
Bebek davası köpek davası diye 3 seçim üst üste kazanmış
Puan vermedi
Amerikalılar menderese DPT kurun diyor Menderes kurmuyor ve Menderes 1960 ta asılır idareyi ele alan darbeciler DPT(devlet planlama teşkilatı) yi kurar SORAN OLURSA MENDERES AMERİKANCI MERAKI OLANLAR BARKER RAPORU NUDA ARAŞTIRABİLİR
Bir Yiğit VardıErdal Şen · Yitik Hazine · 2010137 okunma
9/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2026 62. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 00:00
Çok merak ettiğim yazar Eric-Emmanuel Schmitt ile tanışma kitabım sevgili Pınar'ın Epia Reng tavsiyesi ile Bayan Ming'in Hiç Olmayan On Çocuğu oldu. İyi ki okudum ve kesinlikle yazardan okumaya devam edeceğim. İncecik kitabın neredeyse her sayfasını çizdim. Eric-Emmanuel Schmitt; Fransız romancı, oyun yazarı ve sinema yönetmeni. 1960 yılında Lyon'da doğdu. 1980-85 yılları arasında Ecole Normale Superieure'de felsefe eğitimi aldı. Eserlerinde, Tanrı, dinler, şiddet ve kutsal arasındaki bağ, yitirilen kimlik, davranışların gizemi gibi konulara yer veren Schmitt'in kitapları 45 dile çevrildi, tiyatro oyunları 50'den fazla ülkede sahnelendi. Kitaptan bahsedecek olursam; Çin’deki katı 'tek çocuk' yasasına rağmen hayal gücüyle bu otoriteye başkaldıran bilge bir tuvalet görevlisinin hikâyesidir. Roman, anneliği, hayal gücünün özgürleştirici gücünü ve gerçeğin algılanış biçimini sorgular. Çin'in Yunhai kasabasındaki bir otelde çalışan yaşlı ve bilge Bayan Ming, tesadüfen oraya giden Fransız bir iş insanıyla arkadaş olur. Ona büyük bir gururla birbirinden farklı karaktere sahip on çocuğunun hikâyesini anlatır. Çin'de yasal olarak tek çocuk sınırı varken, Bayan Ming'in on çocuk sahibi olması dikkat çekicidir. Ancak zamanla olayların gizemi çözülür. Hikâyenin ilerleyen kısımlarında Bayan Ming’in aslında sadece tek bir çocuğu olduğu ortaya çıkar. Çocuklarına yazdığı mektuplar başkaları tarafından yazılmış hayal ürünüdür. Yaşadığı derin yalnızlığa ve Çin'in kısıtlayıcı gerçekliğine karşı bir savunma mekanizması olarak zihninde kusursuz bir dünya kurmuş, asla sahip olamadığı on çocuğuna ayrı ayrı karakterler ve gelecekler bahşetmiştir. Kitabın sonunda yazar, gerçek ile hayal arasındaki ince çizgiyi sorgularken, zihnin sınırlarının insanı nasıl özgürleştirebileceğini vurgular. Bayan
Bayan Ming'in Hiç Olmayan On ÇocuğuEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 20257,4bin okunma
Necip Mahfuz , Midak Sokağı
Puan vermedi·304 syf.··
2026 27. kitabı
Necip Mahfuz , Midak Sokağı Nobel ödüllü (Nobel edebiyat ödülünü alan ilk ve tek Müslüman -Arap yazardır Mısırlı yazar Necip Mahfuz’un ikinci Dünya Savaşı sırasında Kahire’de Midak sokağı sakinleri arasında geçen toplumsal gerçeklik türünde yazdığı bir romandır. Necip Mahfuz ulusal solcu El-Akram gazetesinde 40 dile yakın yazı yazmıştır Romanlarında eserlerinde kahve kültürü önemli bir yer edinir Midak Sokağında da olaylar bir kahve etrafında şekillenir ki Necip mahfuzda sürekli gittiği iki kahve bulunmaktadır ve Necip mahfuz çok fazla gezmeyi sevmez kahire dışına da çıkmamıştır Kendisine Mısır’ın Balzac ı ve Mısır’ın Yaşar Kemal’i de denilmektedir Romanlarında genellikle sade bir dil kullanmıştır ağdalı dilden oldukça uzaktır Roman belli karakterleri odaklamak yerine sokakta yaşayan sokağın önde gelen tüm sakinlerine odaklanarak farklı bir deneyim sunar, bir nevi sokağı canlı bir organizmaya sokak sakin yerinde canlının uzuları gibi anlatmıştır. Kitabı okurken bir Kızılderili atasözü geldi aklıma” bir derede iki balık kavga ediyorsa oradan İngilizleri geçmiştir.” Savaş ve İngiliz askerlerinin varlığı babanın Oğla geçen geleneksel meslek anlayisini değersizleştirerek İngilizlere hizmet ederek daha iyi yaşam standartları sunarken onları köklerinden koparır İngilizlerin varlığı gençlerin batıya açılma isteği doğu batı çatışması beraberinde getirir yani gelenek ve medeniyetin çatışmasıdır, çünkü Midak sokağı sakinleri geleneksel yaşam biçimlerine bağlıdır ancak savaşın etkisiyle dış dünya sokan içine girer ve nüfuz eder bu da bir gerilime neden olur Kitapla işlenen diğer bir konuda sınıf atlama arzusudur kültürel uzlaşma karakterleri incelerken bunu daha net bir şekilde göreceğiz Kitap temel çatışmalar üzerinde kurulmuştur İnançlar ve kültürel uzlaşma Kanaat etme ve
Midak SokağıNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20201,767 okunma
Reklam
Reklam