Oğuz Atay’la tanışmamın tam da onun doğduğu topraklarda, İnebolu sokaklarında olması bu kitabın bendeki yerini hep çok özel kılacak. "Bir Bilim Adamının Romanı", sadece bu ülkenin yetiştirdiği en kıymetli zihinlerden Prof. Dr. Mustafa İnan’ın biyografisi değil; bilimi bir statü ya da unvan aracı değil, bir "ahlak" ve yaşam biçimi olarak gören idealist bir ruhun hikayesi.
Adana'nın yoksunluklarından ETH Zürih'e, oradan da parlak ve bol kazançlı bir Avrupa kariyerini elinin tersiyle itip büyük bir vefayla tekrar ülkesinin laboratuvarlarına ve öğrencilerine dönen bir adamın onurlu "inat" öyküsü bu. Her genç mühendisin okuması gereken eşsiz bir vizyon. Mustafa İnan’ın mekaniğe ve matematiğe sadece bir araç olarak değil, "evrenin dilini çözme" sanatı olarak bakması, dil ve edebiyat üzerine derin düşünceleri onu sadece donanımlı bir bilim insanı değil, gerçek bir düşünür (ve bir ekol) yapıyor.
Kitabın bir diğer çarpıcı yanı ise şüphesiz Oğuz Atay'ın anlatımı. Bir öğrencinin (İTÜ İnşaat mezunu Oğuz Atay'ın) hocasına duyduğu derin saygıyı her satırda hissederken, Atay'ın dönemin akademi dünyasına, koltuk sevdalısı aydınlarına ve bürokrasisine yönelttiği zekice eleştirileri de okuyorsunuz. İşin en sarsıcı kısmı ise, 1975'te yazılan bu sitemlerin 50 yıl sonra bile hala ne kadar güncel olduğunu fark etmek...
Bilime, üretmeye ve kendi değerlerinden ödün vermeden, saf bir merakla "iyi bir insan" kalmaya dair inancınızı tazelemek istiyorsanız, bu başyapıtı kesinlikle okumalısınız. Benim gibi okurken sık sık "Keşke her akademisyenin böyle bir romanı, böyle bir vizyonu olsa" diyeceğinize eminim.
"Türk mühendislik âlemi, zaman geçtikçe efsane haline gelecek aziz bir varlığını kaybetti."