Bazı yazarlara göre Arap ordularının İran'a ve Orta Asya'ya yayılmasıyla saltanat ve zenginlik yerleşmiş, yabancı geleneklerin etkisiyle Arap kadını serbestisini yitirmiş , çarşaf ve peçe gibi giyselere yönelmiştir.
Bazılarına göre ise durum Abbasiler zamanında kötüye gitmiştir. (27)
Özellikle Moğol-Türk işgallerinden sonra kadın sınıfı hak ve özgürlükten yoksun edilmiş ve aşağı bir yaratık haline getirilmiştir. (28)
Bu kötüye gidişte Türklerin olumsuz etkileri olduğunu ileri sürenler, Mısır'ın 1517 yılında Oşmanlı boyunduruğu âltına girmesiyle ve halifeliğin Türklere geçmesiyle İslâmî uygulamada KÂDIN'ın köle haline getirildiğini ve kadın haklarıyla ilgili Kurân esaslarının yanlış ve dar bir yoruma itildiğini, bunun sonucu olarak kadınların özgürlükten yoksun edildiklerini ve örneğin o zamana kadar kadın tek başına sokağa:çıkabilirken, ya da iş sahibi olabilirken, kendi kaderini kendi düzenleyebilirken, Türklerin gelmesiyle birlikte bütün bunlardan yoksun edildiğini söylemişlerdir. Ve işte bu görüşleri savunan Arap yazarlara göre Türklerin "Arap ülkelerini işgalleri anından Napolyon'un Mısır'a çıkışı tarihine kadar olan dönemi, Arap kadınının hak ve özgürlükleri açısından kara bir dönem saymak gerekir" (29)
Güya Türklerin işgalleriyle birliktedir ki İslâmî yaşamlarda kadın köle ve
şehvet gidericisi rolüne indirilmiştir (30) Ve işte bütün bu gerekçelere dayalı olarak Arap yazarlar, KÂDIN'ın kurtuluşu için Islâm'ın ÖZ'üne dönülmesini salık verirler. Hatta içlerinde, Müslüman toplumlar bakımından kadın hakları sorununu çözümlemenin hiristiyan ülkelere nazaran çok daha kolay olduğunu, ve çünkü Hıristiyanlığın özünde kadını koruyan ve kadına hak tanıyan esaslar bulunmadığını oysa kî, Şeriâtın kadın lehindeki hükümlerle dolu olduğunu ileri sürenler vardır. (31)
10 Kasım 1975'te, bütün üyelerin hazır bulunduğu oturumda, Birleşmiş Milletler, siyonizmin bir ırkçılık ve ırk ayrımcılığı şekli olduğunu kabul etti.
Sovyetler Birliği'nin çökmesinin ardından Amerika Birleşik Devletleri, Birleşmiş Milletlere ağır baskı yaptı ve 16 Aralık 1991'de, 1975'te alınan o haklı kararı kaldırttı. Hâlbuki yaşanmakta olan olaylarda 1975'ten bu yana hiçbir şey değişmedi, hatta daha fazlası oldu: Baskı, Filistin halkının örtülü ve yavaş soykırımı, yeni Yahudi yerleşim birimlerinin açılması daha önce görülmedik bir şiddet ve yoğunluk kazandı.
1975'te Milliyetçi Cephe kuruldu ve başbakan yardımcılığına Alparslan Türkeş getirildi. MİT ona bağlandı. Çok geçmeden MİT asıl görevinden koptu. Kontgerilla ve MHP ile işbirliğine girdi.Dikkat ettiğinizde komando ve kamplarının açılmasının da aynı tarihlere rastladığını görürsünüz.Malatya ve Kahramanmaraş'taki olayların nedeni de tam olarak budur.
"1975'te Milliyetçi Cephe kuruldu ve başbakan yardımcılığına Alparslan Türkeş getirildi. MİT ona bağlandı. Çok geçmeden MİT asıl görevinden koptu, kontrgerilla ve MHP ile işbirliğine girdi. Dikkat ettiğinizde, komando kamplarının açılmasının da aynı tarihlere rastladığını görürsünüz. Malatya ve Kahramanmaraş'taki olayların nedeni de tam olarak budur. "
Birkaç gün önce ölen Prof. Caferoğlu Ahmet, Türk kültür hayatına büyük hizmet eden Dış Türkler'den biriydi. Son kırk elli yılda, Türkiye'de yaşayıp da millî kültür ve sanat alanında seçkin yer tutanlar arasında Dış Türklerin çokluğu dikkati çeken ve üzerinde durulması gereken bir konudur. Akçuraoğlu Yusuf, Ağaoğlu Ahmed, Ayaz İshakî, Zakir Kadiri, Abdullah Battal Taymas, Sadri Maksudi, Reşit Rahmeti Arat, Akdes Nimet Kurat, Ahmet Temir, Zeki Velidî Togan, Abdül-kadir İnan, Mehmet Sadık Aran ve diğerleri gibi Caferoğlu Ahmet de Kara ve Kızıl Moskoflardan can-larını kurtararak Türkiye'ye yerleşen ve siyasî mücade-leye de katılmakla beraber özellikle kültüre hizmet eden değerli Dış Türklerden biriydi.
...bugünkü Türk gençliği, büyükleri tarafından terkedilmiş çocuklara benzemektedir; bir kısmı kurtuluş vaadiyle aldatılıyor, bir kısmı da kendi başına kurtulmaya çalışıyor.