7/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 11:27
Zülfü Livaneli'nin Ocak 1993'ten Ekim 2023'e kadarki siyasi içerikli köşe yazılarının derlendiği bir kitap. Yaklaşık 30 yıllık bir zaman... Bir sanatçı, romancı, yazar, siyasetçi ve fikir adamı olarak ülkeye dair siyaset okuması... 90'lar ülke tarihinin siyaseten en kritik olaylarının yaşandığı çok zor ve karanlık zamanlar. Bir de hayatımın gençlik zamanları olduğu için özellikle merak ettim, okumak istedim. İyi de oldu. Okurken hayatım da bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Kitabın temel tezi şu: Türkiye'nin 1990'lardaki "yükselen değerleri", Siyasal İslam, Kürt hareketi ve bunlara tepki olarak gelişen Türk milliyetçiliği." 1970 ve 80'lerdeki "sağ-sol" kavgasının yerini bunlar aldı. Yazar bunu ilk olarak Eylül 1994'te söylüyor. Geçen zaman ve yaşananlar o tezi destekler mahiyette. Tarihi bilmeyen, iyi analiz edemeyen toplumlarda tarih tekerrür eder. Yazarın bazı konulardaki fikirlerine katılmasam da bir sanatçı sezgisi ve duyarlılığıyla olayları ve insanları iyi okuduğu çok konunun olduğunu söyleyebilirim. Ülkenin geçmişine, şimdisine ve geleceğine dair derli toplu okumalar yapmak isteyen, birazcık da siyasete meraklı olanlara gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
Üç Kutuplu TürkiyeZülfü Livaneli · Livaneli Vakfı · 202673 okunma
Ebu’l-Hasan Harakani’de Fakr Kavramı
10/10
··
Beğendi
Kur’an ve hadislerde geçen “Fakr” kavramının iki ayrı anlamda kullanıldığı gö- rülmektedir. Bunlardan biri “suret fakirliği” de denilen “maddî fakirlik”, diğeri ise “manevî fakirlik”tir. 1. Maddî Fakirlik veya Suret Fakirliği: İhtiyaç duyulan mala ve eşyaya malik ve sahip olmamak demektir. Kur’an’daki: “Ganimet malları, yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerin- dir” 5 , ayeti ve benzer ayetlerde anlatılan fakrdır. Bu anlamdaki fakirlik hadislerde de: “Fakr, insanı nerede ise küfre düşürecekti.”6 “Fakirlik, iki cihanda yüzkarasıdır.”7 İfadeleriyle anlatılmakta ve bu manada gönle sıkıntı veren fakirliğin makbul olmadığı ifade buyrulmaktadır. Tasavvufa konu olan fakr ise bu tür fakirlik değil, manevi fakirliktir. 2- Manevî Fakirlik: Kulun kendinde varlık görmemesi, herşeyi Hakk’a irca etmesi, şahsının, amelinin, hal ve makamının Allah’ın lütfu olduğunu kabul etmesidir. Kur’an’daki: “Ey insanlar, siz Allah’a karşı fakir; yani muhtaçsınız. Allah ise ganîdir; yani herşeyden müstağni- dir.”8 ve “Allah ganîdir; siz fakirlersiniz; yani O’na muhtaçsınız.”9 ayetleri bu anlamda- ki fakrı anlatmaktadır. Peygamber Efendimiz, “Fakr, benim medar-ı iftiharımdır.” 10 buyurmaktadır. Yine başka bir hadis-i şerifinde “Allah’ım beni fakir yaşat, fakir öldür ve fakirlerle haşret!”11; Allah’ım beni sana karşı muhtaç (fakir) kılarak müstağni eyle, kendinden başkasına muhtaç (fakîr) etme!12 buyurmuştur. Bu hadisler manevi fakr anlamında kullanılmıştır. Kulun Allah’a muhtaç olması demek olan fakirlik, elbette fakiri de zengini de kapsar. Bu anlamıyla fakir ve fukara, malı olmayan anlamına değil, “sufî ve derviş” manasına gelir. Bu yüzden eskiden şeyhler kendilerine “Hadimu’l-fukara” (Fakirlerin hizmetkârı) derlerdi. İlk sufîler “yoksulluk” anlamına gelen fakr ile
Fakrın MakamlarıEbül - Hasan Harakani · Büyüyenay Yayınları · 201718 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Son Tanık
Puan vermedi·436 syf.··
2025 186. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Aralık 2025 11:46
Glenn Meade 'in 2014'te yayımlanan ve Ali Cevat Akkoyunlu tarafından Türkçeye çevrilen Son Tanık Bosna Savaşı'nın (1990'lar) karanlık yüzünü, Omarska Kampı'ndaki soykırımı merkeze alarak işleyen etkileyici bir tarihi gerilim romanı. Yugoslavya'nın dağılışı sırasında Sırp güçlerinin işlediği katliamlar, aile sırları ve adalet arayışı, gerilim dolu bir tempoyla örülüyor. Meade, savaşın insan ruhundaki yaralarını özlem, ihanet ve direnişi çarpıcı diyaloglarla işliyor. Meade'in imzası olan detaylı araştırma, Bosna'nın acısını bugüne taşıyor. Gerçek olaylara meraklı, duygusal gerilim sevenler için zorunlu okuma; insanı sarsan, düşündüren bir eser. Bu kitabı okurken daha evvel okuduğum Osman Balcıgil'in İncir Kuşları kitabı da aynı konu üzerine okumuş olduğum kitaplardan biri henüz okumamış olanlara bu kitabı da okumalarını öneriyorum. Kitabı okumam için Referans olan, okur arkadaşım,Bahar hanıma teşekkürlerimi arz ediyorum. Kitapta beni en çok etkileyen bölüm, LANA JORAN'IN GÜNLÜGÜ Adım Lana joran ve bu benim öyküm. Ben, kocam ve iki sevgili çocuğumuz, hepimiz öleceğiz. Dünyanın ıstıraplarımıza kayıtsız kalacağından emin olduğum gibi, öleceğimizden de eminim. Onun için bu satırları bizi kurtarmaları umuduyla değil, acılarımızın kaydı olması amacıyla yazıyorum. Eğer dünya bunca masumun katledilmesine tanık olacaksa ve eğer öyküm tek bir insanın bile öldürülmesini engelleyecekse, o zaman zahmetlerime değmiş olacak. Önce, tarihin tekerrürden ibaret olduğunu öğrendiğimi belirtmeme izin verin. Bundan yıllarca önce, Nazi toplama kampları keşfedilip, fırınlarının hala milyonlarca masumun öldürülmesinin sıcaklığını taşıdıkları anlaşıldığı zaman, dünya böyle bir şeyin bir daha asla tekrarlanmayacağına söz vermişti. Oysa, şimdi o söz unutuldu. Çünkü bizimki gibi yüz binlerce
Edebiyat & Roman
Son TanıkGlenn Meade · Kırmızı Kedi Yayınları · 2014805 okunma
8/10
·232 syf.··
2025 26. kitabı
Fransa toplumunun 1940’dan itibaren 2000'li yıllara kadar olan yaşamını anlatıyor. Her sene insanların, eşyaların, hayata dair ne varsa değişimini ayrıntılı bir şekilde yazılmış. Çok fazla değişik öğe olduğundan bir sonraki cümleyi kestiremiyorsunuz. Bu da su gibi okumanızı engelliyor. Eleştiri değil, tespit. Nobel ödülü almış bir roman, güzel ve değerli. Orta yaş üstü insanlar için tam bir nostalji yaratıyor kitap. Özellikle 1940'lar da doğan Fransızlar bu kitabı okurken herhalde gözleri dolmuştur. Kitap insanın kendi yaşadığı hayatı sorgulamasına sebep oluyor. İnsanlar ne yaşamış ben ne yaşamışım dedirttiriyor. Özgür ve var olma mücadelesi veren kadının gelişimi özellikle yer almış. 1940-50 hayatta kalma, 1950-60 düzen ve ev kurma, 1960-70 refah ve modernleşme, 1970-80 özgürlük ve bireysellik, 1980-90 tüketim ve gösteriş, 1990-2000 kimlik ve dijitalleşme olarak anlatılmış. Seneler içinde insan değişir ama bu kişisel bir değişim değildir yalnızca. Kişi topluma bağlıdır ve onunla birlikte değişir. Geçmiş de kişisel bir hatırlama değildir, hep birlikte yaşanmış ortak hafızadır. Kitaptan bana kalanlar; . Zaman zaman, o âna kadar öğrendiği onca şeyin yükü altında bunaltı hissediyor. Bedeni genç, zihni yaşlı. . Gönülsüzce bile olsa eğlenme, keyif alma, akıllı olma mecburiyetine uyuyordu. Kimse aptal ölmemeliydi. . Geçmişe dair soru sormanın anlamı olmadığı gibi. . Bu sefer onları gerçekten yaşamıyor belki ama gençliğine, ilk tecrübelerine, ilk defa yaşadıklarındaki şaşkınlığın etkisiyle anlam taşımayan o ilklere gerçekliğini veren de bu tekrarlardı.
SenelerAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20212,539 okunma
Puan vermedi·179 syf.··
2024 19. kitabı
"Dövlet", Bekir Coşkun'un 1990 yılında yayımlanan ilk kitabıdır ve siyasi mizah türünün klasiklerinden biridir. Kitap, yazarın gazetelerdeki köşe yazılarını derleyerek oluşturduğu bir koleksiyondur. "Devlet" kelimesini ironik bir şekilde "döv-let" (döv ve yönet) olarak dönüştürerek, otoriter yönetimleri, baskıyı, yozlaşmayı ve bireylerin ezilişini mizahla ele alır. Dönemin (1980'ler sonu ve 1990'lar başı) Türkiye'sindeki siyasi ve sosyal iklimi yansıtan yazılar, hem güldürür hem düşündürür. Kitap, "insanların insan yerine konulmadığı, muhalif seslerin baskıyla susturulduğu" bir sistemi hicveder. Coşkun'un sözleriyle: "Buna karşı çıkanların da çeşitli baskılarla sessizleştirildiği bir yönetim biçimine ‘devlet’ten çok ‘dövlet’ adı yakışıyor bence..." Yazılar, sade, yalın ve düşündürücü bir dille kaleme alınmış; okuyucuyu hem güldürüp hem ağlatacak kadar gerçekçi ve keskin.
DövletBekir Coşkun · Verso Yayıncılık · 199069 okunma
90'LAR DEYİNCE AKLINA SADECE POP MÜZİK GELENLER İÇİN
10/10
·212 syf.··
Beğendi
·
2025 9. kitabı
SELİN TOZKOPARAN, “1990 BİR ŞEYLEŞME HİKAYESİ” KİTABI DEĞERLENDİRMESİ Çok kısa bir süre önce okuduğum ve bir de değerlendirme yazdığım üç kitaplık bir serinin ilk kitabı olan, “1980 Bir Öteki Hikayesi” kitabının hemen arkasından okudum serinin bu ikinci kitabını da. Zaten okumamak olmazdı zira o yılların şahidi olan birisi olarak mazide bir yakın tarih yolculuğuna çıkarıyordu beni de. Sayın yazar kendi ifadesine göre “80’lerde ülkenin durumunun teşhisini koymuş, 90’larda ise serumu takmıştı.” Her ne kadar 80’lerin hikayesi olsa da ilk kitap, aslında 90’ların ortasına kadar sarkmıştı hikaye. 1995 Yılında ODTÜ Kamu yönetimi ve Siyaset Bilimi bölümünden mezun olan sayın yazar, 90’ların ilk yarısındaki öğrencilik yıllarını da o kitaba katmış ve mezun olup İzmir’de süt ve süt ürünleri üreten büyük bir firmada iş başı yaptığı güne kadar getirmişti kitabı. Ve kaldığı yerden ikinci kitaba başladığını görüyoruz. Biyografisinde, bu işe başladığı ilk gün dünya devi bir Amerikan otomotiv şirketine iş başvurusu yaptığı yazıyordu. İşte kitapta, sayın yazarı buna iten sebepleri okuyoruz detaylıca. İşe başladığı ilk sabah tesisin önüne gelişini, genzini yakan ağır küspe kokusunu, hatta kıyafetini anlatıyor. Kafasındaki soru ise şu: “Ben buraya neden geldim?” Çalışacağı kata çıkıp ofisine girince biraz daha anlıyoruz neden daha ilk günden buradan gitmesi gerektiğine dair bir karar aldığını. “Mandıra kabilesi” diye nitelediği (S:70) şirketi ve çalışanlarını tahlil ediyor uzun uzun. En başta albay emeklisi o genel müdür! Zaten askerlere ve onların ritüellerine ayar olduğunu ilk kitabın değerlendirmesinde yazdığım sayın yazara bir de “haftanın ilk günleri bina önünde bayrak merasimi yapılıyor ve herkesin katılması zorunlu” demezler mi! Eyvah eyvah eyvah!!! Sonra o
1990Selin Tozkoparan · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20251 okunma