Kişinin içine düştüğü bunalımlar, onu yaranın oldukça yakınına götürür. Fakat yara ancak yitirilenlerin, özellikle de yaşamın belli kritik evresinde yitirilmiş olanların yası yaşanabildiği zaman kapanır.
Büyüklük tutkusu içindeki insan, hayranlığın sevgi anlamına geldiği, onunla eş değer olduğu şeklindeki yanılsamasından terapi görmeden vazgeçemez. Bütün ömrünü bu tür "telafi" işlevi gören bir yanılsama uğruna harcayanların sayısı az değildir. Sevginin sembolü uğruna verilen bu savaş, geçmişteki çocuğun saygı, anlayış, ciddiye alınma gibi ihtiyaçlarının anlaşılmasına ve bilinçli olarak yaşanmasına izin verilmediği sürece sürüp gider.51
Kişide açığa çıkmış olan "büyüklük tutkusunun" ardında bunalım her zaman pusuda bekler, bunalımlı/depresif ruh halinin ardında da çoğu zaman trajik öykümüzün karşı koyduğumuz sezinlemeleri saklanır. Aslında "büyüklük tutkusu" gerçeğin inkar edilmesinin bir sonucu olan benlik yitiminin verdiği acıya karşı bir savunmadan ibarettir.
Her insanın derininde kendinden az çok gizlediği, içinde çocukluk dramının aksesuarlarının bulunduğu bir arka odası vardır. Kimseyi sokmadığı bu gizli odasına mutlaka girecek olanlar yalnız kendi çocuklarıdır.
Bilinç dışı olgular çözülmediği zaman, anne/babanın çocukluğuna egemen olan trajedi "bilincine hiç varılmadan", onların çocukları ile olan ilişkilerinde de devam eder.