yol aramıyorum gündüzün şehrine
kuşku yok ki bir mezarın derinliklerinde uykudayım
cevherim var fakat onu korkudan
gönlümün bataklıklarında saklamaktayım
….. oysa yollardaki kötülük seller gibi üzerimizden aşıyor. İyiliği emretmek ve kötülükten alıkoymak kalbimizde kaçak bir heyecan gibi kalmıştır ve korkum bu yüzden çok büyük.
Varoluşumuz diyordu Schopenhauer, mutluluk duygusunu en az hissettiğimiz an bize mutluluk vermektedir. Ne demek istediğini, mutluluğu acıda bulma deneyimine sahip kimseler daha iyi idrak edecektir.
Tanrı’nın muteberliğine başvurmasını ehemmiyetsiz addetmek Descartes’e haksızlık olur. Gerçekten de ancak eğer ahlaken bizim gibi olan bir Tanrı varsayarsak, “hakikat” ve hakikat arayışı anlamlı ve başarı vadeden bir şey olabilir. Böyle bir Tanrı kenara itilirse, aldatılmanın, hayat şartlarından biri olup olmadığı sorusu her zaman sorulabilir.
Bilimin bize sunduğu dünya daha da gayesiz, daha da anlamsızdır. Buna göre insan, ne oluşturacağından habersiz nedenlerin bir ürünüdür; insanın kökeni, gelişimi, ümitleri ve korkuları, aşkları ve inançları atomların bir araya gelmesinden başka bir şey değildir.