Çok kızgınım ve kırgınım Sabahattin Ali'ye: bizi, yazdığı karakterlerin hayatına alıştırdığı, biz onlarla mutlu olup onlarla üzülürken, karakterlerine yaptırdığı empati verdiği detaylar ve örneklemeler yüzünden aşırıya kaçmışken paramparça ediyor ruhumuzu. Hüzünden ve yas tutmaktan çok daha öte bir duygu hissettirdiği, adını ve tanımını tam söyleyemem de çok yoğun ve güçlü bir duygu olduğunu biliyorum. Kürk Mantolu Madonna'yı bitirirken ağlamıştım, Kuyucaklı Yusuf'ta ise ağlayamadım. Hem tüm gözyaşlarım Raif Efendi için akıp bitmişti zamanında hem de kurumuş göz pınarlarım içime akıtırken yaşlarını yüzümden okunabilecek tek duygu ızdıraptı. Sevgili yazara ise öfkeyi ve minneti bir arada duyuyordum ki bence o da bu kitabı yazdığında okuyucularının böyle olacağını biliyordu. Dönemindeki yaşantıyı, savaşı, insan psikolojilerini ve karakterlerini, kimlerin ne potansiyeli olduğunu ve neler yapmek zorunda kaldığını apaçık gösteriyor ve tabii ki kırdığı kalbimizde asla ölmeyecek olan karakterlerle keşke hiç var olmasaymış dedirtecek insan tiplemelerinin potansiyel sonunu da beyin kıvrımlarımızın arasına enjekte etmiş bulunuyor kitabı bittiğinde.
Oldukça akıcıydı ve kısa sürede okuyup bitirdim ancak sindirmem okumamdan çok daha uzun sürdü ki anca yazabiliyorum Kuyucaklının yorumunu. Öpücükler ve ölümcükler sarmalasın sizi , kiminize rahmet kiminize kahret üzerlerinize olsun ki okuyan herkes kim için hangi sözü söylediğimi anlayacak okumayanlarda ise merak uyandıracak.