Zamanın zihinlerimizde bıraktığı en güzel şey yaşadıklarımızdır. Duygularımızdır. Proust da bu seriyi böyle yazıyor. Enfes bir edebiyat şöleni, betimlemeler ve zamanın akışına sizi hapsederek.
Serinin ilk durağını geçtim. Seneler evvel okuduğum bir seri ama tekrardan ele almak her zaman aklımın bir köşesindeydi.
Proust, ince ince, insan ve insanın davranış biçimlerini görmeye iter sizi. Bazen görmediğimiz, görmüş gibi olduğumuz her şeyin detayını görmemizi sağlar. Çimin rengi, suyun tadı, öpücüğün hissi, havanın kokusuna kadar size anlatır. Ve siz bu betimlemelerin derinliğinde gerçek hayatın dışında gibi okursunuz kitabı.
Kitaptaki üç bölüm, bir olay dizisi olmaktan çok, insanın dünyayı algılama biçiminin evrelerini gösterir: çocuklukta duyular, Swann’da gözlem, anlatıcıda ise henüz şekillenmekte olan arzu.
Bu kitap özetlenemeyecek kadar çok ama ilk akla gelen şekilde ele alırsam, duygularımızın derinlerinde neler olduğunu, aşk denilen şey, sevdiğimiz kişiyi mi yoksa onun aklımızda oluşturduğumuz hayalini mi seviyoruz kadar derin içeriklere sahip.
Dışarıdan bakarsam herkese hitap etmeyen bir kitap, okuması uzun ve hızlı okuyamıyorsunuz. Yavaş yavaş ilerliyor. Her yerde elime alır bir kaç sayfa okurum diyemiyorsunuz, dili her ne kadar yalın ise de içi o kadar derin.
Okumak isteyenlere tavsiyemdir, ama tek kitap halinde değil tüm seri olarak okunması gerektiğini düşünüyorum, sabrı, merakı ve vakti olanlara bu edebiyat şölenine bir düş derim. Prousttan sonra diğer eserler sizi çok da tatmin etmeyecektir. Keyifli günler, okumalar.
Swann'ların TarafıMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20255,2bin okunma
Hepimiz biliyoruz ki insan olarak çoğu zaman kaçmak isteriz, sorumluluklarımızdan, iş yükümüzden, çevremizden. Belki yalnızlığa, belki de kendi içimize.
Kitabımız da Arthur'un kaçışıyla başlıyor. Bir tren istasyonuna... Daha küçük bir gökyüzüne, daha az beklentiye, daha az insana...
Kaçtığını sandı.
Sorumluluklarından kaçtığını, ve özgürleşeceğini sandı.
Yalnız bunu yaparken, asıl olan hayatının onunla birlikte nereye giderse gitsin geleceğini düşünemedi. Gökyüzünü küçülttüğünde sorunlar da küçülmüyor, aslında daha da yakına geliyor.
İnsan nereye giderse gitsin, insan olarak kalıyor.
Kitabı bitirdim ve sevdim, rutin hayatımızda hissettiğimiz ama bir sonuca ulaşamayacak şeyleri hatırlatıyor.
Bazen anlayabilmek lazım, insanca, insanı..
Hayatımın onca yılını hasrettiğim, uğruna ölmek istediğim, en büyük aşkımı yaşadığım kadın, aslında hoşuma gitmeyen, tipim bile olmayan bir kadınmış meğer!.