Gerçek benden uzaklaşıyor. Dokunduğum her şey, düşündüğüm her şey, karşılaştığım herkes, ben yaklaştım mı, gerçekliğini yitiriyor.
Sağlam bir dayanak noktası aradım, bulamadım... Bolluk ve devinim çoktu, çok hızlıydı. Herkes herkesten uzaklaşıyordu. Sıvılaşmış bir şey akıyordu, sürekli gidip gelmeler, buharlaşma sanki. Her şeyin ana çizgileri belirlenmişti, hortlakımsıydı, ben kendim bile.
İnsan ruhunca dikilen en kutsal anıt... yani düşünme ve karar verme ve yapma iradesi bunu yapma isteği yerine, o şeyler mekanik ve korkutucu görünen bir şey tarafından yapılıyor. Kişinin içinde bulunması gereken şey dışta, geri gelmeye can atıyor, ama dönme gücü elinden alınmış.
İnsan niçin birtakım şeyleri değiştiremiyor?"
"Kim bilir... Alışkanlık, kader... Hepsi karmakarışık..."
"Yaşamın bir köşesinde rasgele karşılaştığımız insanlarla bazen tüm bir ömür geçiyor. Kimi düşlerde kalmış, kimi haval olmuş, kimi gerçek kişiler... İnsan bir türlü bu döngüden kurtulamıyor, unutamıyor; yazgılar, kaderler birbirine karışıyor. Yaşam böylece akıp gidiyor,” dedim.
"Öyle," dedi Gece. "Sanki en baştan insanın çevresi belirleniyor; aşklar, tutkular, ölümler, ayrılıklar, hiçbir şey pek değiştirmiyor bunu..."