ahu uzun

ahu uzun
Mavi huydur bende...
Gerçek benden uzaklaşıyor. Dokunduğum her şey, düşündüğüm her şey, karşılaştığım herkes, ben yaklaştım mı, gerçekliğini yitiriyor. Sağlam bir dayanak noktası aradım, bulamadım... Bolluk ve devinim çoktu, çok hızlıydı. Herkes herkesten uzaklaşıyordu. Sıvılaşmış bir şey akıyordu, sürekli gidip gelmeler, buharlaşma sanki. Her şeyin ana çizgileri belirlenmişti, hortlakımsıydı, ben kendim bile. İnsan ruhunca dikilen en kutsal anıt... yani düşünme ve karar verme ve yapma iradesi bunu yapma isteği yerine, o şeyler mekanik ve korkutucu görünen bir şey tarafından yapılıyor. Kişinin içinde bulunması gereken şey dışta, geri gelmeye can atıyor, ama dönme gücü elinden alınmış.
Sayfa 464 - Alfa·Kitabı okudu
Felsefe
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İnsan niçin birtakım şeyleri değiştiremiyor?" "Kim bilir... Alışkanlık, kader... Hepsi karmakarışık..." "Yaşamın bir köşesinde rasgele karşılaştığımız insanlarla bazen tüm bir ömür geçiyor. Kimi düşlerde kalmış, kimi haval olmuş, kimi gerçek kişiler... İnsan bir türlü bu döngüden kurtulamıyor, unutamıyor; yazgılar, kaderler birbirine karışıyor. Yaşam böylece akıp gidiyor,” dedim. "Öyle," dedi Gece. "Sanki en baştan insanın çevresi belirleniyor; aşklar, tutkular, ölümler, ayrılıklar, hiçbir şey pek değiştirmiyor bunu..."
Sayfa 132 - Everest Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
"Ben bu maceralarla dolu hayatın içinde bugünkü kadar hiç küçülmedim; bugünkü kadar kıymetten düşmedim... Gaflet, kaza, çılgınlık, hırs, taklit ne derseniz deyiniz, bazen bunlardan biri, birkaçı, bazen de hepsi bir araya toplanır da bir genç kızı, bir genç kadını sokaklara düşürür; her gün bir yabancının kollarına atar. O kadının ilk defa sokaklara döküldüğü, bir yabancı erkeğin göğsünden bir başkasının kollarına geçtiği ilk zamanlarda duyulan hisler vardır: Acılarla, üzüntülerle karışık, bazen merakı, łecessüsü, bazen tiksinmeyi, korkuyu andıran hisler... İşte bu gece bir an içinde, ben bunların hepsini birden duydum!" Kolera gibi, veba gibi, muharebe gibi afetler yüzlerle, binlerle insanı, göz açılıp kapanıncaya kadar, vardan yok ederken can pazarında bir düşüklük, bir ucuzluk görülür. Sağ kalanlar başlarını çevirip de ölülere bakmaz olurlar.
Sayfa 37 - VAKIFBANK KÜLTÜR·Kitabı okudu
Edebiyat
Ama bir noktada, belki de içgüdüsel olarak, insan geri döner ve arkasında bir kapının kapanarak dönüşü olanaksız kıldığını fark eder. İşte o zaman bir şeylerin değişmiş olduğunun ayırdına varırız, güneş eskisi gibi kıpırtısız değildir, hızla hareket etmektedir; ne yazık ki, henüz bakmaya bile fırsat bulamadan, onun ufkun ucuna doğru hızla kaydığını, bulutların da gökyüzündeki mavi koylarda hareketsiz durmadığını, birbirlerinin üzerine çıkarak kaçtıklarını, iyice acele ettiklerini görürüz; zamanın geçtiğini ve günü gelince yolun zorunlu olarak son bulacağını anlarız.
Edebiyat
Dünya alabildiğine doludur. Dünyada bakışları birbirine benzeyen birçok insanlar, deniz kenarlannda yıkanır; dağların üstünde buzlar içinde kayar; veya ovaların salkımsöğütleri, kavakları altında sevişirler. Gözlerin gözlerimden ziyade bana yakın, ellerin ellerim kadar sinirli, sarı tüylü ensen, sandallarının içine hapsolmuş müsterih çıplak ayakların... rengin san, kırmızı, esmer, siyah, ne olursa olsun, lisanını anlar, kokunu duyar gibiyim. Bu yeşil, sarı, lacivert bayrak sizin bayrağınız. Komşu kabilenin bayrağı aynı renkte, aynı şekilde fakat üzerinde dokuz yıldız var. Onun için mi boğazlamıyorsunuz? Kavgadan evvel evlerinde yemek yediğin, başı sana dokunduğu zaman yaşadığını hissettiğin çocuğu bu dokuz yıldız için mi öldüreceksin? Anlaşıldı ben bayrakları değil, insanları seviyorum. Öyle ise yuvarlak dünyanın üstünden akıp geçen yıldızlara bakan vapurlarda ömrüm geçecek.
Öykü