Yine çok güzel akıcı bir Reşat Nuri Güntekin kitabıydı. İnsani duyguları, suçluluğu, yaftalanmayı, sevgiyi, aşkı ama en önemlisi acımayı ve merhameti en güzel işleyen yazarlarlardan birisidir bence Reşat Nuri Güntekin. Kitap İffet adında bir adamın ders vermek üzere gittiği çocukların evinde Vedia isimli mahzun bir kadına hissetmeye başladığı duygular ile başlıyor. Daha sonrasında beraber yakalandıklarında İffet, Vedia'nın namusu için eve hırsızlık yapmaya geldiği yalanını ortaya atıyor ve o hırsız damgası İffet'e yapışıyor. O hayatı boyunca o damganın silinmeyeceğini düşünür fakat yıllar geçer birçok şey yaşanır ve damgası da etkisini yitirir. Kitabın son kısmı bir ders niteliğinde. Gereğinden fazla değer vermek insanı mahveder demek istemiş yazar.
Kitabı bitirip son kısmında biraz gözyaşı döktükten sonra bu kitabı bol övmeli bir inceleme yazmam kararını verdim. Ben şuna inanıyorum ki, gerçekten her kitap her zaman diliminde okunmuyor. Bazı kitapların okunmak için yaşa, zamana, tecrübeye ihtiyaçları var. Eğer birkaç yıl önce okumaya kalkışsaydım kitabı bitiremezdim büyük ihtimal (oysa ağır dilli bir kitap falan da değil) çok sade ve akıcı. Ama işte okumak için o olgunluğa sen geldin mi asıl bu önemli. Neyse, kitap Zehra adında çok kalpsiz, vefasız gibi görünen bir öğretmenin babası öldükten sonra onun hatıra defterini okumasıyla başlıyor. Zehra, babasını kalpsiz biri olarak bilirken oysa işin arka yüzünde neler neler yokmuş ki... Meğer babası hiç de sandığı gibi biri değilmiş. Aksine çok vefalı, insanlara sürekli iyilik yapmaya çalışan bir adammış. Mükemmel bir kitap, yazarın dili insanın kalbine dokunuyor. Çok duygusal satırlar var, duygulanmamak elde değil. Herkese acımayı öğrendikleri bir hayat diliyorum.
Bu kitabı okuyalı 119 gün olmuş fakat incelemesini yapmak bugüne kısmetmiş. İran Edebiyatından okuduğum ilk kitap idi. Benim için ölümü, ölümle ilgili bir şeyleri anlatan en güzel kitap bu kitap... Bazıları için çok ağır ve sıkıcı olarak kabul görüyor fakat bazılarına göre ise tam tersi. Bence yer yer arayla tekrar tekrar okunması ve dersler alınması gereken bir kitap. Ayrıca Sâdık Hidâyet'in en en beğendiğim kitabı oldu benim için Kör Baykuş. İran Edebiyatına bir yerden başlamak istiyorsanız hiç düşünmeden bu kitap ile başlayın. Yazar beni çok etkiledi, onda yer yer kendimi buldum :) bakınız
• Çocukluğunda bir kere bir bayramda kurban kesilmesini görmüştü, o günden sonra artık hiç et yiyemedi, ölümüne kadar et koymadı ağzına. Bir seferinde, farkında olmadan, kıymalı bir börekten bir parça ısırmış, midesi bulanmış, çıkarmıştı.
Bu cümleyi okuduğumda bu yazara olan ilgim daha da arttı, daha fazla sevdim kendisini. Ayrıca hem hüzünlendiğim hem de etkilendiğim bir başka şey, yazarın intihar şekliydi... Şimdi biraz alıntı bırakalım.
• Lâkin tek korkum: yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan.
• Çünkü biliyordum, benim hayatım yavaş yavaş ve acılı, susmuş sona ermiştir.
• Korkunç bir şeydi bu: ne tam diri, ne tam ölü olduğumu hissetmek. Bir canlı cenazeydim artık; ne beni diriler dünyasına bağlayan bir şey vardı, ne de ölümdeki unutmadan, huzurdan yararlandığım.
• Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.
Başından sonuna kadar hiç sıkılmadan çok anlamlı satırlar bulduğum mükemmel bir şiir kitabı. Furuğ Ferruhzad'ın tüm şiirleri burada toplanmış. Her dizesinde daha çok aşık oldum bu kadına... Kitaba başlanmadan önce mutlaka Furuğ Ferruhzad'ın hayatından haberimiz olmalı, böylece okurken bize daha anlamlı gelecektir. Neredeyse çoğu satırın altını çizmişim, altını çizdiklerimden birkaç alıntı paylaşarak incelememi sonlandıracağım.
• bana düşen
bir perdenin asılışının benden aldığı gökyüzüdür
bana düşen terk edilmiş bir merdivenden inmek
ve yalnızlık içinde çürüyen bir şeye ulaşmaktır
bana düşen hatıralar bahçesinde hüzünle dolaşmaktır
ve "ellerini seviyorum"
diyen sesin kederinde ölmektir
• benden sonra adımı yağmur ve rüzgâr
taşın yüzünden yıkayıp silecek yavaşça
adın sanın efsanesinden arınıp
mezarım adsız kalacak yol kenarında
• vefa gösterdim bir adama
ayakları altına aldı aşkımı da umudumu da
ne verdiysem helali hoş olsun
bedavaya sunduğum o kalpten başka
Masim Gorki'nin kendi çocukluğunu, anılarını, aile içi ilişkilerini anlattığı bir kitap. Miras kavgaları, dayaklar, işkenceler ve daha birçok şey... Özellikle aile bireylerinden en ilgimi çeken şahıs kesinlikle dedesi olmuştu. Kitabın başlarında kendisine çok öfkelenmiştim davranışları yüzünden fakat kitabın sonlarına doğru biraz sevmeye başlamıştım. Su gibi akıp giden, hiç de sıkıcı olmayan bir otobiyografi eseri. Son olarak en çok hoşuma giden birkaç alıntıyı da eklemek istiyorum :)
• İnsan başkasının değil, kendi vicdanıyla yaşamalı.
• Okutmak gerek bizim milleti, zihnini bilemek gerek.
• Evde kendimi yabancı gibi hissediyordum ve bu hayat kuşkularımı tetikleyerek, beni her şeye büyük bir dikkatle bakmaya zorlayarak sanki bedenime onlarca iğne batırılıyormuş gibi hissetmeme neden oluyordu.
ÇocukluğumMaksim Gorki · İş Bankası Kültür Yayınları · 201419,6bin okunma