Okumanın tadını alan insanın tüm zamanı kitaplara kuruludur .Artık böyle bir insanı yalnız kalabilir ne de hayattan memnuniyetsizlik duyabilir .Esasen okumak bir hastalıktır .İçeride derinlerde yangısını duyacağınız bir hastalık. İnsanın kendi içine bakmasından kendi dünyasını kurmasından daha lezzetli bir şey var mıdır?
Okumak, insan türüne doğuştan verilmiş bir meziyet değildir mesela. İnsanın dişiyle tırnağıyla ama en önemlisi de istek ve arzusuyla elde edebileceği bir şeydir. Okumak çok özel bir eylemdir ve sizi ayrıcalıklı kılar. Zamanınızın birazını okumaya verirseniz geri kalan bütün zamanlarda okuma eyleminin tadını lezzetini bulmak için sabırsızlanırsınız. Yani okursanız okuyamadığınız zamanlar da anlam kazanır...
Gerçekten âyet-i celîleler, insan denilen varlığı mensup olduğu ırk ve kültür itibariyle değil, taşıdığı aslî insaniyet cevherinin değişmez husûsiyetleriyle muhatap alarak "İnsâne... İnsâne..." diye terennüm eder. Bu yüzdendir ki, İslâm'ın sînesinde muhtelif ırk ve kültürlere mensup topluluklar barınıp kaynaşmaktadırlar. Bu geçmiş asırlarda böyle olduğu gibi gelecekte de aynı kalacaktır. Zira İslâm, gerçekten bir "İnsanlık Dini"dir.
İslâm, bütün insanlığı, koyduğu iman esasları dâhilinde inanmaya dâvet eden bir "Dünya Görüşü"dür. Herkes bilir ki; bu ideolojinin üssü'l-esâsı imândır. İmanın ilk merhalesi ise, Allah'ın zât ve sıfat keyfiyetlerinin çerçevelediği mutlak varlığına inanmaktır..
Bütün beşeriyetin ergeç İslâm'ın âlemşümül gerçeklerine teslim olacağına muhakkak nazarı ile bakılabilir. Aksi hâlde insanoğlunun ıstırabını dindirmek mümkün olmayacaktır!..