Meryem

9/10
·184 syf.··
2020 93. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Ekim 2020 08:06
Türk Dili ve Edebiyatı mezunu olmamasına rağmen diğer kelime kökeni araştırmacılarına taş çıkartabilecek bir çalışma olmuş. 280'e yakın kelimenin kökene ince ince araştırılmış, kökeni ile ilgili birden fazla rivayet varsa onları da tek tek açıklayıp yazmış. Bir kökten türeyen başka kelimelere de yer vermesi okurken "aaa bu kelime buradan mı geliyormuş" şaşkınlığı oluşturuyor insanda. Çalışma bambaşka gezegenlerin kapısına ışık tutuyor. Çünkü kökenler Yunan, İran, Hint mitolojisine dayanıyor. Bu da okurda mitolojileri araştırma isteği doğuruyor. Bazı kelimelerin anlamlarının ne kadar değiştiğini ya da ne kadar yanlış bildiğimizi farkettirmesi açısından verimli bir kaynak olmuş. Örneğin; "sahip" kelimesi. Bugün bu kelimeyi "mâlik, efendi" kişi olarak kullanırken kelimenin asıl anlamı Arapça "shp" kökünden gelen sahiba yani; "dost idi, arkadaş idi" kelimesine dayanıyormuş... Kitap "selam" kelimesinin etimolojisi ile başlayıp "veda" kelimesinin etimolojisiyle bitiyor. Okurken yazarla bir bağ kurmuş hissine kapılıveriyor insan. Bazı kelimelerin altına o kelime ile ilgili divan şairlerinin beyitleri eklenmesi çok hassas bir düşünce. Adeta kelimeler arasında nefes alma hissi oluşturuş. Her bir kelimenin etimolojisi çok uzun olduğundan alıntı yapmaya çok elverişli değil maalesef. Fakat ben gene de kitapla ilgili genel bir düşünce oluşması açısından buraya bazı kelimelerin kökeniyle ilgili görüşleri belirtmek istiyorum. Belki okumak isteyen okurlara bir kapı açmış olurum. Galaksi: Eski Yunanca gála, galakt "süt kelimesinden türetilmiş bir kelimedir. Kelime süt yolu anlamındadır. Dilimize ise Fransızcadan geçmişitir. Efsaneye göre, Zeus'un aşık olduğu kadın Alkmene'yi onun kocası kılığına girerek hamile bırakır. Zeus çocuk doğunca yeryüzüne inip kaçırır. Çocuğun adı
Kelime KökenMehmet Emin Katırcı · Bilge Kültür Sanat · 2020335 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
8/10
·508 syf.··
2020 102. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Aralık 2020 18:11
Tarih kitaplarının okunmasını hiç bir zaman kolay bulmamıştım. İşin içerisine 500 sayfalık bir tarihi kitap girince takdir ederseniz ki içeriği fazla kalabalık geldi. Bu 500 sayfa içerisinde yer yer üzüldüm yer yer nerden buraya geldik gene diyip zihnimin rüzgârları birbirine karıştı. Bu yüzden; kitabı okumamış arkadaşlarıma küçük bir tavsiyem var. Fransız ihtilalinin getirdiği yıkımları, ölümleri ve beklentileri okumadan kitaba lütfen başlamayın. Çünkü kitap okurken araştırma yapmak sizi kesintiye uğratabilir. İçeriğine gelirsek kitap parça parça gazetede tefrika edilip paylaşıldığı için bir kitap haline gelince 3 kitaptan oluşmuş. İki mekân sıklıkla işlenmiş; Paris ve Londra... Kitabın kaleme alınması Fransız ihtilali'nin olduğu döneme rastlar. Bu sebeptendir ki anlatılan açlık, sefalet ve kederi tüm gerçekliği, acımasızlığıyla ortaya koymuştur. Olaylar o kadar realist bir biçimde anlatılmıştır ki o sefaleti, acımasızlığı, insanlar arasındaki ayrımcılığı net bir şekilde görebiliyorsunuz. Okudukça anlatılanlar size günümüzdeki olaylardan çok da farklı gelmemeye başlıyor. Bünyeniz bir müddet sonra iki şehrin tüm pisliğini hazmetmeye başlıyor. Tarihlerin değiştiğini ama insanların içlerindeki o acımasız yıkımın yaşamınızın herhangi bir yaş diliminde ortaya çıktığını fark ediyorsunuz. Olay örgüsüne kısacık değinecek olursak; Fransız İhtilali öncesinde haksız yere hapse atılan Doktor Manette'nin kızı Lucie, Paris’ten ayrılıp, İngiltere’ye yerleşir. Doktor Manette’in kızı orada aristokrat bir aile olan Evromonde'lerin oğlu Charles Darnay ile evlenir. Darnay, ihtilal sırasında gelen bir mektup üzerine Paris’e dönmek zorunda kalır ve sadece aristokrat olması sebebi ile idama mahkûm olur. Evet yanlış okumadığınız aristokrat olduğu için mahkûm edilir. Ustelik Darnay diğer
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202376,7bin okunma
6/10
·120 syf.··
2021 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Ocak 2021 18:15
BİRİLERİ BU KİTABA ÇOK KIZACAK Gergedan, yer yer haklı bulduğum yer yer çok sinirlendiğim bir kitap. Bir sanat eserinin herkese hitap etmesini elbette bekleyemezsiniz fakat bazı kalıp değerlere, toplumun yaralarına onları inciltecek derecede basılmamalıdır. Yazar bu kitabında çocukların elinden hiç bir şeyin gelmediği, erkeğin ise çeşitli sebeplerle yaşam standartlarını kadınlara ve cocuklara nazaran daha iyi ve zalim yaşadığı modern bir distopya inşa etmiştir. Mine Söğüt; topluma, hükümete, siyasete, dine, yobaz insanlara çok öfkeli. Her gün TV de ya da gazetede yazan haberlere, insanların hala bir şey yapmıyor oluşuna sitemli. Yazar öfkesini, sitemini hayvan metaforlarının arkasında gölgelemeye çalışmış. Bu da kitabı kendini her okuyucuya hemen açmayacak bir şekile getirmiş. Yazar, kitabı dört bölüme ayırmış ve içinde 15 öyküyü yer vermiştir. Öykülerin ana konusunu ise şu şekilde özetleyebiliriz; Kadın hep ezilen, değer görmeyen, aile reisi olarak ithaf edilen babanın ve toplumun baskılarıyla sindirilmiş ve obje olarak görülmüştür. Kitapta en sevdiğim noktalardan biri şüphesiz ki çocukların nasıl delirdiğini, nasıl yok olduğunu adım adım göstermesi. Babaları tarafından sindirilen çocuklar için baba kavramı artık ağır bir tekmedir ve sürekli tekmelenen çocuk ailesi ve toplum için öfkeli bir gergedandır artık. Durumun özetini acı ve bir o kadar da dikkat çekici bir şekilde yapar Mine Söğüt; "Babalar çocuklarını döverler sonra da çocuklar babalarını öldürürler. Bu kadar basit." Teşhis edilen bütün hastalıkların reçeteleri ağırlaşmaya başlamıştır. Maalesef ki toplumsal cinsiyet rolleri kitapta fazla belirgin ve rahatsız edici derece de işlenmiş durumda. "Kız gibi oturma, kız gibi durma, erkek gibi sigara iç" huzursuzluğun distopyası adeta adım adım inşaa
GergedanMine Söğüt · Yapı Kredi Yayınları · 20193,485 okunma
9/10
·407 syf.··
2021 7. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 06 Şubat 2021 09:29
Kitap hakkında çok detaya girmeden sizi biraz da olsa aydınlatmak istiyorum. Detaya girmek istemiyorum çünkü okuyan herkesin kendi yolculuğu benim gözümden olsun istemiyorum. Bu yüzden kitap hakkında yeni okuyacak olanlara genel bir bilgilendirme sunmak istiyorum. Öncelikle kuşların dili anlamına gelen kitap 4 bölüme ayrılıyor. Attar, birinci kısımda önce Allah'a olan sevgisinden bahsederek başlamış. Bunu yaparken de kelimelerin iç dizaynına dikkat ederek cümlelerini oluşturmuş. Bu cümlelerin her birinin sonunda ise kul olarak kendisini aciz ve yetersiz bulduğunu yenilemiş. İkinci bölüm de ise peygamberlere övgü ve hayranlığını sevgiyle yoğurarak devam etmiş. Kitabın bu bölümünü okurken zihniniz sizin için bir sofra kuruyor. O sofrada kimler mi var? Tabikide tasavvufa gönül vermiş, bütün peygamberler var. Sofranın başında bir anda Hz. Muhammed beliriyor daha sonra ise diğer peygamberler tek tek o sofraya konuk oluyor. Sofra bu kadar geniş olurda anlatı az mı olur? Tabiki de hayır. Uzun uzadıya okuru bilgilendirerek anlatılmış. Bu sizin gözünüzü korkutmasın çünkü yazar, evinize gelmiş tanıdık misafir tatlılığı bırakıyor. Bu kadar hazırlıktan sonra yazar yavaş yavaş üçüncü bölüme geçiyor. Burada yazar bizi kuşların ilahisiyle karşılıyor. İşte burada okur olarak çıktığınız gökyüzünden gerçeklere çakılıyorsunuz. Bu zamana kadar gözünüzü, kulağınızı kapattığınız bütün gerçekler karşınıza dikilip tatlı bir parmak sallamaya başlıyor. Biraz alınıyorsunuz ama gene de bırakamıyorsunuz çünkü o parmak sallanmayı hak ettiğinizi biliyorsunuz. Burada bir anda bütün dünya ayağınızın altından çekiliyor. Bu bölümde, bütün kuşlar bir araya gelir ve kendilerine bir padişah seçmek isterler. Öncüleri olan hüthüt kuşuna danışırlar. Hüthüt, onlara padişahın "Simurg" olduğunu
Mantık Al-TayrFerîdüddin Attâr · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20196,4bin okunma