Dünyada dinlerden bağımsız olarak kötü olaylar karşısında sergilediğimiz iki yaklaşım olduğunu varsayalım. Ve de iki grup insan türü.
Birincisine "kaderciler" diyeceğim.
Böyle bakanlar için kaderde ne varsa yaşanacak. O yüzden hiçbir şey için mücadele etmenin, önlem almanın da bir anlamı yok. Kadere o kadar inanıyorsun ki her şey zaten belirlenmiş diyorsun, her şeye aşırı teslimsin ve hiçbir şey yapmıyorsun. İkincisine de izin verirseniz "rastgeleciler" diyeyim.
Bunlara sorarsanız da hiçbir şeyin manası yok, dünyada olup biten her şey rastgele olur, her an her şey olabilir ve bu yüzden bireye düşen her şeye karşı mücadele etmektir.
Her an birilerini kaybedebilirim, her an zarar görebilirim diye bakar rastgeleciler ve bu yüzden de her an mücadelede olduğunu düşünür. Duyguları, her olayda ne olacağını bilmediği, onu koruyan bir varliga guvenmediği için her an tetikte, her an yüksek. Bu yüzden de her olayda inanılmaz mücadelelere giriyor, savaşmaya çalışıyor, hep bir şeyler yapmalıyım diyor ve çok geçmeden savaşta yenik düşüyor!
Burada iki yaklaşım var ve ben ikisi için de doğrudur, yanlıştır demiyorum. Ama bence doğrusu budur diyebileceğim bir şey var: Tevekkül!
Yani beynin bir şeyin daha önemli olduğunu anlamasını sağlayan mekanizma eşittir duygu. Bir şey sende ne kadar büyük bir duygusal tepkiye sebep oluyorsa, beyin de o zaman diyor ki tehlike o kadar büyük! O kadar büyük tedbir almalıyım! Ne kadar çok duygu o kadar büyük tehlike.
Duygu yüksekse beyin de diyor ki bu an çok ama çok önemli, çok büyük bir önlem almamız lazım, ileriye dönük de bu anı çok ciddi bir şekilde kaydetmemiz lazım. Hani gelecekte de lazım olabilir, değil mi?
Bilinçaltının en önemli özelliği şudur: bilinçaltı her şeyi fiziksel görür. Yani kavramlardan anlamaz. Bu, kitaplarda da yazan basit bir bilgidir. Anlamı şu: beynimizin bir parçası olarak kabul ettiğimiz bilinçaltı, kavramsal olan konuları fiziksele indirgiyor. Onların kavramsal olduğunun farkında değil, çünkü kavramsal olanı anlamıyor.
Tütünü bilir misin?
"Kız saçı" demiş zeybekler,
Su içmez her damardan,
Yerini kolay beğenmez,
Üşür
Naz eder,
Darılır
İki parmak arasında kıyılmış,
Bir parçası var kalbimin İncecik, ak kağıtlara sarılır,
Dar vakit yanar da verir kendini.
Dostun susan dudağına....
Ahmed Arif, Yalnız Değiliz