Kübra Ç.

Kübra Ç.
@1kubracam
𝐌.𝐊.𝐀 ∞
TDEÖ&ÖGG
Lisans +
1907
5 Mart
283 okur puanı
Mayıs 2024 tarihinde katıldı
Kök Salmadık Arkadaş!
9/10
·114 syf.·
2024 44. kitabı
Sinemayı yakıp Münire'yi kaçıran Bulgaryalı Ali'nin destanı. Aslında kitabı elimize aldığımızda destan nerde diye düşündürüyor lakin okuduğumuzda aşk, siyaset, bilinmezlikler ... Bir kitapta her şey varsa o kitap mükemmel olmaması imkânsız tabii yazarın kalemi iyiyse. Hem kitap hem de film ikisini kıyaslamak bunu yapanlardan olarak diyebilirim ki kitaptan hemen sonra izleyin Kenan İmirzalıoğlu ve Tuğçe Kazaz ile mükemmel ötesi yaşatılmış yapıt. Başlangıcından sonuna bir çırpıda okuduğum nadir kitaplardan. Yormadan etmeden dümdüz anlatımla iğnelemelerini gayette yerinde yapması. Bir sevdanın varoluşu ve sonrasında kaçış ve kahramanlar değişir ama olaylar aynı izlenimde devam eder başa tekrar dönüş. İnsan neyden kaçarsa kaçsın oraya uğramadan bitmez yol demek isteniyor zannımca çünkü kitap öyle bir bitiyor ki yazar al sen devamını hayal et benden bu kadar demiş. Deyişle Sosyalist özünde Bulgarlı Ali bir güzeli kaçırır ve bir oğlu olur. Yurtsuzluk derinlemesine işlenir eserde kök yoktur bunu saka kuşu ve küpe çiçeğinden anlıyoruz. kitap 3 bölümden oluşmaktadır 3 ayrı mekân demek. Güzel başlayan şeyler devam etmiyor ne yazık ki ölüm var oldukça. Ali ve Mustafa (oğlu) beraber geçirilen yıllar tekrar tekrar yaşanan aşk ve siyasi sorunlar (spoiler vermeyiyorum) Eserde nereye giderlerse gitsinler yanlarında var olan saka kuşu, küpe çiçeği ve mızıka (sanatla uğraşan adam ince ruhludur) Nereye gidiyorduk? Saka kuşu ile küpe çiçeği kahvede kalmıştı. Eserde bir de gittikleri yerde başlarına açtıkları belalar okulda çalışmaya başlayıp orada bozuk daktiloyu tamir edip yazılar yazması işte her şey bu yazılara kayacak. Sosyalist olmadan adam sosyalist oysa düşüncelerini beyan etmek suç olmamalı ya da adaletli olmak için yapılan fedakarlık. Velhasıl kelam oğlu için hapse
Uzun HikâyeMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 202345,6bin okunma
Reklam
Aşk Özgürlüğü Kısıtla- ''yamaz / mamalı''
9/10
·398 syf.·
2024 94. kitabı
Merhabalar, okuduğumda onlarca tasavvur ettiğim ve asla Loykoyu suçlayamadığım bir eser. Ama bir miktar özgürlüğü seçerdim ben de Radda gibi lakin neden öldüreyim seviyorsam işte aradaki fark. ÖLDÜRÜNCE NE OLUYORSUN Kİ? İçimdeki bu hürriyet sevgisi senin aşkından da kuvvetli. Senin bensiz yaşayamıyacağın gibi ben de sensiz yaşayamam. İşte bunun için bütün varlığınla benim olmanı istiyorum. Beni dinliyor musun Loyko ? Seni pek iyi dinliyorum. Kalbim bu sözleri işitmekle neşeden çatlıyacak. Gene söyle! Loyko gülümsedi: Sana daha diyeceklerim şu, Loyko. Ne kadar çabalanırsan çabalan yenileceksin. Sonunda tamamiyle benim olacaksın! Güzel bir kadının kendine güveni ve yakışıklı bir erkeğin aşk ve özgürlük arasında kalması. Eseri okurken neden öldürdün ne var yani kadına boyun eğsen dedirtti (feminist bir yaklaşım yaptım) Eserde iki tarafta ölünce bir miktar inandırıcı en azından şu yüzyılı yansıtıyor dedim. İnsan olan sevdiğini öldürür mü gelde burda Raddaya acı bi yanım acısa da diğer yanım acımıyor, şimdi özgürlüğünü kısıtladığınada laf etmem gerekiyor lakin açıkçası başkası olsa acırdımda sana acıyamıyorum yaptığından sonra . Ama bu daha iyi görüşündeyim. Böyle davranacağını biliyordum !... dedi. Ve öldü... Loyko kuvvetli bir sesle : Evet... benim gururlu kıraliçem şimdi senin ayaklarına kapanacağım, diye bağırdı. O zaman kendini ölünün ayaklarına atarak, bir heykel gibi taş kesildi. (neyse ki anında bu da öldürülüyor kızın babası tarafından) İsmini aldığı Makar Çudra adlı çeribaşı tarafından anlatılan Loyko ve Radda isimli iki genç Singenenin aşk hikâyesini konu ada ribas tarafından anlatılanın olduklan özgürlükleri ile sevdaları arasında seçim yapmak zorunda kalmakta ve sonunda özgürlüklerinden vazgeçemedikleri için birbirlerinin hayatına mal
Makar ÇudraMaksim Gorki · Evrensel Basım Yayın · 2004156 okunma
Muhalefet Olmazsam Olmazdı
7/10
·140 syf.·
2024 36. kitabı
Merhabalar, bu sefer tamamen muhalefet bir ben var. Sabahattin Ali'nin eserlerine hayran olmakla beraber hep sonlarına karşıyımdır ''Kuyucaklı Yusuf'' ama şimdi Değirmene geçeyim ona da değineceğim . GERÇEK AŞK BU DEĞİL!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! Ana fikri genel olarak gerçek aşkın her şeyden üstün olduğu düşüncesine dayanmaktadır gibi klişe cümleyi kuramayacağım. Aşk bu değil yok senin kolunun biri diyip ne demek iki kolunu değirmenin altında ezdirip ölüme gitmek. Senden sonra o kızcağızın psikolojisini hiç düşündün mü acaba? Şu ölmek ne büyük fedakârlık, geride kalanı düşünmemek ne büyük olgunluk (ironi yapıyorum) neyse bu kitabı incelediğimizde sınıfta ‘‘Kübra sen aşktan ne anlarsın’’ demişti canım Hocam. Belki de haklıdır ölüm kaçışı ile geride bırakılan olmadım belki de kendimi biri için öldürmedim yahut düşünmedim bunu. Gerçek aşkı beşerî aşk olarak konumlandırmadım yazıklar olsun bana ne diyeyim. Kendimi savunuşum tüm sınıf ve Hocamıza karşı ‘’aşk tamamlamaktır ondan olmayanı, aşk kaçmak değil edebiyatları bırakalım gerçek hayatta biri için ölen değil biri için yaşayabilen lazımdır. Sabahattin Ali'nin "Değirmen" adlı öyküsü de, aynı adı taşıyan ve 1927-1934 yılları arasında yazılmış öyküleri kapsayan kitabında yayınlanmıştır. 1929 yılında yazılmış "Değirmen" adlı adlı öyküde Atmaca isimli bir çingenenin umutsuz aşk hikâyesi anlatılmaktadır. Atmaca, küçükken kolunun birini değirmene kaptıran değirmencinin mutsuz kızına âşık olur. Birçok kadının hayranlığını kazanmasına karşın kimseye yüz vermeyen ama değirmencinin kızına umutsuzca âşık olan bu klarnet sanatçısı üyeler ile, yakışıklı çingene, kızın kolunun olmamasından dolayı duyduğu mahcubiyet nedeniyle onunla evlenmeyi reddetmesi üzerine kendi kolunu da değirmenin çarkına kopartarak ölür. Değirmen bir yan tema
DeğirmenSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202555,9bin okunma
Yurtsuzluk ilişkisi ve Anayurt Oteli
Puan vermedi·128 syf.·
2024 60. kitabı
Merhabalar, akademik inceledim bir miktar geçen sene yorumlarken onlarca kelime edebilirdim lakin şu an hatrımda kalmayan kısımlar olduğunu bilerek çok detaya giremedim yanlış olmasın diye. Yusuf Atılgan ilk romanı Aylak Adam'dan 15 yıl kadar sonra ikinci yapıda Anayurt Oteli'ni 1973 yılında yayımladı. 2 yapıtının da başkişisi, toplumdan kopmuş, yalnız kişilerdir. Tek kadınla iletişim kurabilme de görüyor sorunun çözümünü ve ikisinin çabası da başarısızlıkla sonuçlanıyor. Anayurt Oteli'nin Zebercetin, Manisalı olduğunu tahmin edebiliyoruz. Küçük bir kentte ya da kasabada yaşayan ilkokul mezunu bir otel katibidir. Ve cinsel ilişkide sıcak bir iletişim kurabileceği bir kadını beklemektedir. Ruhsal bakımdan şu 3 aşamada geçer. Yalnızlık., kurtuluş umudu, hayal kırıklığı. İletişimden kaçma problemi var. Zebercet meyhanede masasına gelen ve birlikte içmeyi öneren adama, bir yere yetişmem gerek deyip sıvışıyor hemen. Anayurt otelinde iletişimsizlik, yaşamın anlamsızlığı, olayların bilinemeyeceği tezi romanın biçiminde de gösterir. Kendini başka bir deyişle yaşamın anlamsızlığı romanın biçimine yansır. Anayurt oteli iletişimsizliği. Hem içerik hem de biçim yoluyla dile getiren bir roman olduğu için ilgimizi çeken öykünün kendisi kadar söylemi olacaktır. Roman başlıklar taşıyan biçimlerle değil, günlerin adını taşıyan parçalara ayrılmıştır. Yıl 1963., öykü 20 Ekim Pazar günü başlıyor, 22 gün sonra yine bir pazar günü bitiyor. Zebercetin niçin umuda kapıldığını da umudunu kaybetmek niçin böylesine yıl aldığınızda bilmiyoruz çünkü yazar, cinayete ve intihara kadar sürüklenen Zebercetin bunalımını onun duygularından söz etmedi. Psikolojik çözümlere başvurmadan zebercet in düşüncelerine hemen hiç değinmeden onun neredeyse hiç Konuşturmadı dan sergiler. Kısacası Zebercet’in neyi ne
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202337,1bin okunma
Ateşten Gömlek
10/10
·224 syf.·
2024 6. kitabı
Merhabalar, özet pek anlatmayı düşünmedim. Şöyle başlayayım romanın başındaki mektup çok şahiyane "Ateşten Gömlek", Yakup Kadri’nin kendi yazacağı bir romana koymayı düşündüğü bir addır. Yakup Kadri bu düşüncesini, her ikisi de cephedeyken sohbet sırasında Halide Edip’le paylaşmıştır. Halide Edip,"Ben de bir 'Ateşten Gömlek' yazacağım." diyerek ona takılır. Halide Hanım Sakarya Savaşı'ndan sonra Ankara'ya döndüğünde bir romanı yazmaya başlar ve romanına, en uygun isim olarak gördüğü 'Ateşten Gömlek' adını koymuştur. Halide Edip, romanın başında bir açık mektup yayımlayarak Yakup Kadri'ye bu metafor için hem teşekkür etmiş hem de af dilemiştir. Yakup Kadri, Halide Edip'in bu romanı yazmasından sonra Ateşten Gömlek adında başka bir roman yazmamış; Kurtuluş Savaşı'nın çeşitli yönlerini Sodeom ve Gomore (1928), Yaban (1932) ve Ankara (1934) adlı romanlarına işlemiştir. Kurtuluş Savaşı sonrası ilk yazılan roman 15 Nisan 1922 tarihinde yayınlandı. Önemli bir yanı da İstiklal harbini işleyen tek roman. Ateşten gömlek şu anlama geliyor. Ateş alev yanan gömleği giyenler, cayır cayır yananlar savaş esnasında vatanın mücadelesi uğruna. Konusu: Hastanede başlıyor Peyami’nin kafasına almış olduğu darbeden ötürü yaşadıklarını unutmamak için yazdığı günlük tarzı romandır. Eserin gerçekçilik algısını günlük tarzıyla da inandırıcı kılıyor yazar. Lakin kitap bize sonunda öyle bir tokat atıyor ki her şeyi sorgulatıyor. Her şeyin Peyaminin hayal dünyasında olan kişi ve olaylar olduğunu Peyami öldükten sonra doktorların kişileri araştırmasıyla öğreniyoruz. Hiçbir ismin gerçekte var olmadığını. Roman boyunca mücadele dönemi ve yaşananlar hatta kendisinin yaşadıkları... Kandırıldık mı diye düşünüyor halde bitirdim. Kitabın tamamen hayalci olduğunu. Belki bu yüzden bugün de ‘’ateşten
Edebiyat
Ateşten GömlekHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 202530,3bin okunma
Reklam