Sevgi dolu bir evde büyüyen karakterimizin hayatı, babasının aileden kalma mağazayı batırması ve ardından aileyi terk etmesiyle altüst olur. Çok geçmeden annesi göğüs kanserine yakalanır ve kısa süre sonra hayatını kaybeder; böylece karakterimiz kendini derin bir yalnızlığın içinde bulur. Bir kitapçıda tanıştığı kadına âşık olur, fakat onu kendinden korumak düşüncesiyle duygularını asla dile getirmez. Bu suskunluk zamanla içinde pişmanlığa ve kendine yönelen bir öfkeye dönüşür. Ağır bir depresyona sürüklenirken gerçeklik algısı da giderek bozulmaya başlar.
Kitap; insanın yarım kalmışlık duygusunu, insanların samimiyetsizliği ve sahte ilgileri karşısındaki kırgınlığını, sürekli bir arayış içinde oluşunu, yalnızlığını, pişmanlıklarını ve buna rağmen umut etmeye devam edişini çok etkileyici bir şekilde anlatıyor. Yazarın dili son derece sade ama bir o kadar da güçlü. Kısa olmasına rağmen oldukça derin bir kitap; kesinlikle okunmasını öneririm.
Filler sultanı epey büyük olan ordusu ile hüdhüd kuşunun getirdiği bilgiler doğrultusunda karıncalar ülkesine gitmeye karar verir.
Karıncalar ülkesini yakıp yıkıp zarar verirler.
Bütün karıncalar savaşın durması halinde Filler sultanının bütün isteklerini yerine getireceklerini söylemişlerdir. Filler sultanı ise önce onları ayrıştıracak, çok çalıştıracak ve düşünmelerini engelleyecek bu sayede istediğine ulaşacaktı.
Fakat günün birinde karıncalar bir türkü duyar,Filler sultanına başkaldırır ve özgürlüklerine kavuşurlar.
Türk edebiyatının ilk distopya örneklerinden olan bu kitap , güç ve haklılık arasındaki ilişkiyi ele alıyor. Masalsı ve alegorik bir anlatımı var. Okumanızı öneririm.
Fillerin çağıydı bu çağ. Yeryüzünü baskı altına alacaklar, tekmil yeryüzünü , karınca , kuş , ağaç, börtü, böcek, çiçek , insan sömüreceklerdi. Bunun içinde önce beyinleri, duyguları, toprağı, suyu , bedenleri yozlaştıracaklardı.