Ebu’l-Hasan Harakani’de Fakr Kavramı
10/10
··
Beğendi
Kur’an ve hadislerde geçen “Fakr” kavramının iki ayrı anlamda kullanıldığı gö- rülmektedir. Bunlardan biri “suret fakirliği” de denilen “maddî fakirlik”, diğeri ise “manevî fakirlik”tir. 1. Maddî Fakirlik veya Suret Fakirliği: İhtiyaç duyulan mala ve eşyaya malik ve sahip olmamak demektir. Kur’an’daki: “Ganimet malları, yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerin- dir” 5 , ayeti ve benzer ayetlerde anlatılan fakrdır. Bu anlamdaki fakirlik hadislerde de: “Fakr, insanı nerede ise küfre düşürecekti.”6 “Fakirlik, iki cihanda yüzkarasıdır.”7 İfadeleriyle anlatılmakta ve bu manada gönle sıkıntı veren fakirliğin makbul olmadığı ifade buyrulmaktadır. Tasavvufa konu olan fakr ise bu tür fakirlik değil, manevi fakirliktir. 2- Manevî Fakirlik: Kulun kendinde varlık görmemesi, herşeyi Hakk’a irca etmesi, şahsının, amelinin, hal ve makamının Allah’ın lütfu olduğunu kabul etmesidir. Kur’an’daki: “Ey insanlar, siz Allah’a karşı fakir; yani muhtaçsınız. Allah ise ganîdir; yani herşeyden müstağni- dir.”8 ve “Allah ganîdir; siz fakirlersiniz; yani O’na muhtaçsınız.”9 ayetleri bu anlamda- ki fakrı anlatmaktadır. Peygamber Efendimiz, “Fakr, benim medar-ı iftiharımdır.” 10 buyurmaktadır. Yine başka bir hadis-i şerifinde “Allah’ım beni fakir yaşat, fakir öldür ve fakirlerle haşret!”11; Allah’ım beni sana karşı muhtaç (fakir) kılarak müstağni eyle, kendinden başkasına muhtaç (fakîr) etme!12 buyurmuştur. Bu hadisler manevi fakr anlamında kullanılmıştır. Kulun Allah’a muhtaç olması demek olan fakirlik, elbette fakiri de zengini de kapsar. Bu anlamıyla fakir ve fukara, malı olmayan anlamına değil, “sufî ve derviş” manasına gelir. Bu yüzden eskiden şeyhler kendilerine “Hadimu’l-fukara” (Fakirlerin hizmetkârı) derlerdi. İlk sufîler “yoksulluk” anlamına gelen fakr ile
Fakrın MakamlarıEbül - Hasan Harakani · Büyüyenay Yayınları · 201718 okunma
KADIN BEYNİ KİTAP ÖZETİ
Puan vermedi·328 syf.··
2026 4. kitabı
Kitap Özeti ve Değerlendirmesi Louann Brizendine'in “Kadın Beyni” kitabını da şimdi bitirdim. Bir önce okuduğum “Erkek Beyni” kitabında yer verdiğim hususları tekrar etmeksizin, altını çizdiğim bazı satırları sizinle paylaşacağım. 1990'a kadar araştırmacıların kadın fizyolojisine, nöro-anatomisine ya da psikolojisine erkeğinkiyle aynı gözle baktıklarını; Yale'de bir gün deney yaparken dişilerde ne gibi sonuçlar elde edileceğine dair hocasına soru sorması üzerine “Araştırmalarda asla dişi denek kullanmayız; menstrual döngüleri elde edilen verileri mahveder.” şeklinde cevap aldığını nakleder. Brizendine, üniversiteye feminist hareketin yükselişte olduğu dönemde gittiğinden, kadın ve erkek arasındaki farklılıkların politik ve psikolojik olduğunu, cinsiyet ayrımının aile ve kültür kaynaklı olduğunu, suçlunun ise dönemin kültürüne hâkim olan erkek egemen duruş olduğunu düşünürdü. Daha sonra konu üzerinde çalıştıkça erkek ve kadının beyin devrelerinin tamamen farklı olduğunu ve kadınların sık sık yaşadığı hormonal değişikliklerin arzularını, değer yargılarını ve hayatı algılayışlarını birçok yönden etkilediğini keşfediyor. Tıp fakültesinde yaptıkları deneylerde hayvan beyninin dişi ve erkeklerde uterusta farklı geliştiği ve çiftleşme, gebelik ve yavruların yetiştirilmesi gibi dürtülerin hayvan beyninde dahi değiştirilemez şeyler olduğunu tespit ettiklerini naklediyor. Benim dikkatimi çeken ilginç farklılıklardan biri, kadınların bebeklikten itibaren yüz okumada maharetli olmaları hususudur. Küçük kızların dahi ifadesiz yüzleri tehdit olarak algıladıklarını, yanlış bir şey yaptıkları ya da annelerinin kendisini sevmediği şeklinde yorumladıklarını, hatta botokslu yüzlerin bu anlamda dezavantaj oluşturduğunu söylüyor. Bana şunu hatırlattı; bir açık oturumda konuşmacılar
Duygu ve Düşünce
Kadın BeyniLouann Brizendine · Say Yayınları · 2011816 okunma
Reklam
O KADAR KİMSEZİDİM Kİ YOKLUKLARINDAN MEDET UMUYORDUM.
Puan vermedi
Şermin Yaşar, Yazarlık kariyerine adım atmadan önce sosyal medyada “Oyuncu Anne” adıyla tanınmış olan Şermin Yaşar, anne-çocuk ilişkilerine dair tecrübeleri ve hassas tutumuyla alanında fark yaratan işlere imza atmış. 2017 yılından önce kitaplarını Çarkacı soyadıyla yayımlayan yazar, çocuk gelişimi alanındaki kitaplarının yanı sıra öykü dalındaki eserleriyle de hayran kitlesini giderek genişletmiştir. Bir Kadın, Bir Anne ve Bir Yazar Göçmen bir ailede dünyaya gelen Şermin Yaşar, Almanya’nın Başkenti Berlin’de 1982 yılında doğdu. Ailesinin Türkiye’ye dönme kararı üzerine çocukluk yıllarını Bilecik’in Kınık köyünde geçiren Yaşar, lisans öğrenimini tamamlamak üzere Isparta’ya taşındı. Burada Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra, yüksek lisans öğrenimi için Ankara’ya yerleşti. Ardından kariyerine reklam sektöründe metin yazarı olarak başlangıç yaptı. Yazarlığa olan tutkusunu mesleği sayesinde daha çok keşfetme ve geliştirme fırsatı bulan Yaşar, bu sayede kariyerinde yöneticilik pozisyonlarına kadar yükseldi. Biri annesiz büyümenin, diğeri evlatsız yaşlanmanın derdini anlatır. İki hayat, iki kayboluş, iki yara aynı evde buluşur. Bu roman, yaşlıların yok sayıldığı, insanın yalnız bırakıldığı, herkesin ancak kendine yetebildiği, en yakınlarına bile derman olamadığı bir çağın hikâyesi. Selime Teyze: Romanın merkezindeki karakter olan Selime Teyze, yıllarını annelik, fedakarlık ve sessiz emek üzerine kurmuş bir kadındır. Hayatı boyunca “önce başkaları” diyerek yaşamış, kendi ihtiyaçlarını ertelemiş, görünmez olmayı kabullenmiştir. Ancak yaş ilerledikçe ve kocasını kaybettikten sonra, bu görünmezlik artık gönüllü bir fedakarlık olmaktan çıkar, yok sayılmaya dönüşür, çocukları kendi hayatlarına odaklanır. Selime’nin en belirgin kişisel özelliği, sessiz bir
Edebiyat
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,6bin okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 2. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2026 12:09
Bu yılın 4. kitabı ve nisan ayının 2. kitabı olan "ölmek istiyorum ama tteokbokki de yemek istiyorum" kitabıydı. Sosyal medyada gördüğüm için almıştım bu kitabı. İlk 79 sayfası güzel ilerdi ancak sonra doğru okumakta o kadar zorlandım ki bi an önce kitabın bitmesini istedim. Evet psikiyatrik hastalığı olan bir kişinin psikiyatryla seansta olan konuşmalarını anlatsa da belli bir süre sonra baydı. Çünkü her seans sonrası kendini aşağıya çeken birini görüyoruz ve hani bu olabilecek bir şey ama beni de aşağıya çekti bu kitap. Karakter tam olarak bana şu hissiyatı verdi. Hani hayatımızda sürekli bizi aşağıya çeken ve sürekli mutsuz olana insanlar vardır ya öyle biriyle aynı ortamdaymışım gibi hissettirdi. 2. Kitabı okur muyum emin değilim ama puanım 10 üzerinde 5.5. Umarım yazdıklarımla kafanızda bir şeyler oluşmuştur.
Ölmek İstiyorum ama Tteokbokki de Yemek İstiyorumBaek Se-hee · Nova Kitap · 20248,5bin okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2026 4. kitabı
Yol Ayrımındaki Türkiye: Ya Özgürlük Ya Sefalet. Adındanda yola çıkılacağı üzere Türkiye buradan dönmezse sefalete sürüklenecek ama buradan dönerse özgürlüğe kavuşacak çıkarımını yapabiliriz. Yazar 2024-2015 verilerininden yola çıkarak bu kitabı yazmış biz 2025-2026 verilerine bakarak çok bir ilerleme olduğunu söyleyemeyiz. Hatta gerilemekte olduğunu söyleyebiliriz. Bir sistem düşünelim ki yıllar geçtikçe ilerlemek yerine gerileyen…, Kitabın Beş Bölümden Oluşuyor, Her bölüm kendi içinde farklı başlıklara ayrılıyor. İşte beş bölüm başlıkları: Yol ayrımındaki Türkiye Ya özgürlük ya sefalet Toplumsal Sorunlar Üzerine Sayısal Denemeler Siyaset üzerine sayısal denemeler Eğitim üzerine sayısal denemeler Bölüm Yol Ayrımındaki Türkiye Bölüm şu şekilde başlıyor Doğal Kaynaklar, jeopolitik konum, tarımsal zenginlikler, artık bir ülkeyi ihya etmeye yetmiyor.. Peki bunun için ne yapmalı yani bir ülkeyi kalkındırmak için ne yapmalı; Kitapta cevap olarak eğer ülkeyi kalkındırmak istiyorsak ‘katma değeri yüksek ürünlerin’ üretilmesi gerekli. Ekonomik İnovosyonu yüksek ülkelerin üç ortak özelliği ön plana çıkıyor bunlar 1.ekonomide bilgiye ulaşmanın önünde ekonomik ve siyasi engeller yok 2.İnovosyona dayalı ekonomilerde adil rekabet yasal güvence altında 3.Yeni ekonomi dayanışmaya dayalı bir ekosistemde gelişiyor. Biz bu üç öncülde de geri kalmış düzeydeyiz. Özgürlük alanında, adalet alanında, dayanışma rekabetinde adil olmada diğer ülkeler arasında hep son sıralardayız. Eğer kalkınmak istiyorsak.bizim bunlara öncelik vermemiz gerekiyor. ‘’ Özetle, hukuk, temel özgürlükler ve eğitim alanlarında yapısal reform yapmadan ilk 10’a girmek ham hayal!’’ Türkiye Glabol Ekonomide nerede? 140 ülke arasında 59. sıradayız. Dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri olan Türkiye ilk 50 içinde yok.
Yol Ayrımındaki TürkiyeSelçuk R. Şirin · Doğan Kitap · 2015538 okunma
Bir Ders Odasında Tanpınar
8/10
·216 syf.··
2026 4. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2026 12:17
“Saatleri Ayarlama Enstitüsü”, bana her okuduğumda başka bir yerinden seslenen nadir romanlardan biridir. 1954’te Yeni İstanbul gazetesinde tefrika edildikten sonra, Tanpınar’ın ölümünden bir yıl önce (1961) Remzi Kitabevi tarafından kitaplaştırılan roman, Abdullah Uçman’ın deyişiyle “… yazarın mazi ile sıkı bir hesaplaşmaya girdiği, özellikle Cumhuriyet’ten sonraki yıllarda bizzat devlet eliyle kurulan, esas itibariyle geçmiş ile yaşanan zaman arasında bocalayan, ayaklarını basacak sağlam bir zemin bulamayan birtakım insanların trajikomik hallerini anlatır.” Bu anlamda roman, Türk edebiyatının en güzel ironik romanlarından biri kabul edilir. Kitabı hem fakülte yıllarımda hem de 2020’lerin başında iki defa okudum. Çoğu kişinin aksine benim gözde Tanpınar romanım “Huzur” değil, “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”dür. Tanpınar romanda bürokrasiyi, işe yaramayan ve kadro ihsası için açılan kurumları, yaşadığı zamanı yakalayamayan toplum tiplerini, Doğu-Batı arasında sıkışmış insanları ve sahtekârlığın neredeyse millî bir kimlik hâline gelişini ince bir alayla anlatır. Estet tavrından hiç ödün vermeden, sapasağlam bir roman mimarisi ve hayran olunacak bir üslupla üstelik. Prof. Dr. Mehmet Kaplan, 1940-1962 yılları arasında Ahmet Hamdi Tanpınar’la birlikte çalışan, onun çok yakınındaki bir edebiyat profesörü. Tanpınar’ın öğrencisi aynı zamanda. 1962’de vefat eden Tanpınar’ın eserlerinin 70’li yıllardan sonra yeniden baskı yüzü görmesini sağlayan, hatta hayattayken yazdığı son yazı da Tanpınar’la ilgili olan Mehmet Kaplan’la yine fakülte yıllarında tanışmıştım. Hocanın gerek “Türk Edebiyatı Üzerinde Araştırmalar” serisi, gerek “Şiir Tahlilleri” ciltlerini öğrencilik yıllarında ve sonrasında satır satır okudum. Onun Tanpınar’la ilgili yazdığı “Yavaş Yavaş Aydınlanan Tanpınar”
Edebiyat
Saatleri Ayarlama Enstitüsü Üzerine 20 DersAbdullah Uçman · Dergâh Yayınları · 202511 okunma
Reklam
Reklam