Önceki dönemde Yargıtay tetkik hakimi olabilmek için en az beş yıl hakimlik yapmış olma şartı aranıyordu. Yeni yargı iktidarı ile birlikte 201 1 yılında çıkartılan 650 sayılı KHK'nın 14. maddesiyle bu koşul on yıl süreyle askıya alınmıştır. Böylelikle 20-30 yıllık hakimlerin vermiş olduğu kararlar ve dosyalar henüz mesle ğinde fiilen 5 yılını dahi doldurmamış hakimler tarafından incelenip onanmasına veya bozulmasına karar verilmesinin yolu açılmıştır.
Rönesans, gelenekler karşısında eleştirel aklı kullanarak, cemaatler ve meslek grupları içindeki dayanışma ilişkilerini dağıtarak bireyi ortaya çıkarmıştı. Aydınlanma Çağı bu yükselişe eşitlik taleplerini ilave etti. 20. yüzyıl bağımsız bireye tekil bir beden yükledi. Bu gelişimin bedeliyse yalnızlığın artması oldu. Yalnızlık; hastaların, ameliyat olanların, ölüm döşeğinde yatanların, bir benzeri daha olmayan bir bedenin kaderine karar vermek durumunda kalanların yalnızlığı yüzyılın hastalığıdır. Bütün koşullar bu yalnızlığı biraz daha derinleştirmektedir. Hastaneler modernleşme adına koğuşları kaldırmıs, hemşirenin şefkatli yüzünün yerini, hastayı takip işini üstlenen makineler almıştır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kişinin tekilliğine büyük önem vererek kendi kendini idare etme hakkını, kibirli yalnızlığını pekiştiren 20. yüzyıl, aynı zamanda bireyin yalnızlığını fark etmiş, ölüler ile diriler, hatta sadece diriler arasında organ değil-tokuşunu sağlayarak biyolojik bedenler arasında yeniden toplumsal bir bağ kurmaya da çabalamıştır.
hekimler 20. yüzyıln başında, bugün büyük rahatsızlık yaratan tabirle insanlar üzerinde deneyler öngören bir programı hayata geçirmek arzusundaydılar. Hekimler bu programı güç sahibi olmak için istiyorlardı, gücü istismar etmek için değil, o kadar ki deneklerin rızasını almaya bile gerek görmüyorlardı. Doktorlar muhataplarının bedenleriyle baş başa, dışarıya kapalı toplantılarla örgütleniyor, gerek siyasi iktidara, gerekse bilim insanının özgürlüğüne saldırmakla suçladıkları, yaptıkları işin entelektüel ve insani sonuçların, anlayamayacağını varsaydıkları yargıçlara kafa tutuyorlardı. Deneyler bu şekilde büyük bir hızla ilerledi. Bedelini de genellikle yoksullar, azınlıklar, sömürgeleştirilmiş halklar, kadınlar, çocuklar, askerler, kısacası başkalarına en bağımlı olanlar ödedi. 1929'da Lübeck felaketi (BCG aşısı yapılan yüz çocuğun ölümü) hakkında yapılan soruşturma, aşı kampanyasını yürüten doktorların, burjuva aileler çekinceli davrandığı için yoksul ailelerden işe başladıklarını ortaya koymuştur. Küçük bir ücret, yoksul ailenin damara zerk edilen madde hakkındaki merakı bir nebze de olsa giderebilmekteydi.
İlk insan olan Adem (a.s) aynı zamanda Rabbimizin gönderdiği ilk peygamberdir. O, eşi ve çocukları Allah’a inanıyor ve ibadet ediyorlardı. Fakat daha sonraları ilerleyen zaman içinde Âdem (a.s)'ın hak dininden ayrılanlar olmuştur. Tarihte ilk yüzyıllardan itibaren hak dinden ayrılan insanların yıldızlara, Güneş’e, taşlara, putlara taptıktarı görülse de Allah’ı inkâr ettikleri fazlaca görülmez. Adem (a.s)’dan Peygamberimiz (s.a.v)’e gelinceye kadar bütün peygamberler; müşrik kavimlerle -yani Allah’a inanan, fakat putları ona eş koşan kimselerle- mücadele etmişlerdir. Keza İslâm'ın ilk döneminden günümüze kadar da İslâm toplumlarında -bir kısım filozofun haricinde- ateist insanlar görülmemiştir. İslâm âlimleri toplumda ateistlerle değil bid'at fırkalarıyla mücadele etmişlerdir. 19. yüzyıl sonlarına kadar İslâm âleminde ateist insanlara nadiren rastlanmaktadır. Hıristiyan Avrupa tarihinde de ateizme pek rastlanmaz. Ortaçağ Avrupa’sında kilisenin akla aykırı inançtan, halk ve bilim adamları üzerindeki aşırı baskılar, filozofların kiliseden nefret etmesine ve bilimsel çalışmaların ateizme kaymasına sebep oldu. İlk defa aydınlanma çağında filozoflar arasında ortaya çıkan ateizm, daha sonra yavaş yavaş halkı da tesiri altına aldı ve 19. yüzyılda batı toplumlarında yaygınlaştı. 20. Yüzyılda batı kültürünün bütün dünya milletlerini etkilemesiyle de ateizm etrafa yayıldı.
19. Yüzyıldan itibaren Batı'nın tesirine girmeye başlayan İslâm âleminde de yavaş yavaş ateist düşünceler görülmeye başlanmış, 20. Yüzyılda da bu fikirler yaygınlaşmıştır. Bilhassa günümüzde ateistler medyayı etkin kullanarak inançsızlığı yaymaya çalışmaktadırlar.