“ beyin yakan / gerçeklik büken / varoluş tokadı atan “filmler film önerisi değil, zihinsel deney öneriyorum . çünkü bu filmlerin çoğu bittiğinde hikâye sona ermiyor. asıl film, ekran karardıktan sonra kafanın içinde devam ediyor. `dark city` (1998) karanlık şehir bir adam cinayet suçlamasıyla uyanır ama asıl problem bu değildir. şehir her gece değişmektedir. insanların anıları değişmektedir. ve kimse bunun farkında değildir. matrix'ten önce gelen, matrix'in ilham kaynaklarından biri sayılan kült bilimkurgu. “eğer bütün anıların sahteyse sen kimsin?” sorusunu sorar. appraf.com/title/movie/-jd25 `open your eyes` (abre los ojos)(1997) aç gözünü yakışıklı, zengin ve başarılı bir adamın hayatı bir kazadan sonra parçalanır.
Henry David Thoreau Henry David Thoreau (r. 12 Temmuz 1817 in Concord, MA 6 Mayıs 1862 Tamze) - Amerikalı yazar, şair ve transandantalist filozof. Yaşam çizgisi Thoreau, kalemci John'un oğlu, Fransız göçmenlerin soyundan gelen Thoreau ve D. Cynthia. Dunbar doğdu ve hayatının büyük bir kısmını Concord, Massachusetts'te geçirdi. 1837 yılında Harvard Üniversitesi'nden mezun oldu ve Concord'da devlet okulu öğretmeni oldu. Kısa süre sonra Ralph Waldo Emerson ile arkadaş oldu. 1836 ile 1843 yılları arasında Transandantalist Kulübü'nün en önemli üyelerinden biriydi. \n1840-1844 yılları arasında Thoreau, R.W. Emerson, Th. Parker ve Margaret Fuller ile birlikte şair ve deneme yazarı olarak giriş yaptığı Kulübün resmi organı The Dial'ı yayınladı. o anarkoprimitizmin timsaliydi. Sivil itaatsizliği güce karşı mücadele ve doğal çevreye saygı için destekledi (esneklikçi biriydi). Aynı zamanda köleliğe karşı çıkan ve ABD yasalarını yasallaştıran ateşli bir kölelik karşıtıydı. 1845 yılında, Concord ormanlarında bulunan Walden Pond üzerinde inşa ettiği bir kulübeye taşındı. İki yıllık yalnızlığı boyunca, en ünlü eseri Walden'ı yazdı, İngiliz aktivistlere örnek oldu, daha sonra İşçi Partisi'nin kurucuları. Tüberkülozdan öldü. Bir aile kurmadı. Çalışmalar 1849: Concord ve Merrimack Nehirlerinde Bir Hafta 1849: Sivil İtaatsizlik Görevinde - makale 1854: Massachusetts'te kölelik 1854: Walden veya Woods'ta Yaşam - bir roman-günlüğü ve aynı zamanda bir kompozisyon koleksiyonu 1860: Obrona Kapitana Johna Browna (A Plea for Captain John Brown) 1863: Geziler (Geziler) 1863: İlkesiz yaşam (Prensipsiz yaşam) - kompozisyon 1864: Lasy Maine (Maine Ormanları) 1865: Cape Cod - bir seyahat günlüğü 1881: Wczesna wiosna w Massachusetts (Early Spring in Massachusetts) 1884: Lato (Yaz) 1882: Zima
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
DP dönemi ile AK Parti döneminin başlangıçları birbirine çok benziyor. Her iki dönemin başlangıcı, sadece iktidara geliş biçimleri açısından değil; toplumsal taban, ekonomik vaatler ve uluslararası konjonktürün sunduğu fırsatlar bakımından da adeta birbirinin tarihi birer izdüşümüdür. Her iki parti de sosyolojik olarak "çevre"nin (taşra, dindar/muhafazakar kitleler, Anadolu sermayesi), yerleşik "merkez"e (bürokratik elitler, askeri vesayet, İstanbul merkezli eski sermaye) karşı birikmiş tepkisini arkasına alarak başa geldi. DP (1950), Tek parti döneminin katı laiklik uygulamalarından, jandarma baskısından ve bürokratik elitizmdem bunalan Anadolu köylüsü ve dindar kesim ile yeni gelişen ticaret erbabının ittifakıydı. AK Parti (2002), 28 Şubat sürecinin getirdiği dini/sosyal baskılardan, başörtüsü yasaklarından ve Ankara bürokrasisinin halktan kopuk yapısından rahatsız olan geniş muhafazakar kitleler ile Anadolu Kaplanları olarak bilinen taşra sermayesini bir araya getirdi. Her iki hareket de toplumun derin bir ekonomik veya siyasi krizden bunaldığı, eski aktörlerin tamamen meşruiyetini yitirdiği anlarda birer "sahte umut" olarak sahneye çıktı. DP, İkinci Dünya Savaşının getirdiği yokluk, Varlık Vergisi, Toprak Mahsulleri Vergisi gibi uygulamaların yarattığı toplumsal travmanın hemen ardından "Yeter! Söz milletindir" sloganıyla bir patlama yarattı. AK Parti, 1990'ların istikrarsız koalisyonları, yolsuzluk iddiaları ve nihayetinde ülkeyi çöküşün eşiğine getiren 2001 ekonomik krizinin ardından, yerleşik tüm siyasi partilerin (DSP, MHP, ANAP, DYP) baraj altında kaldığı bir enkazın üzerinden "Her şey Türkiye için" diyerek sıyrıldı. İlginç bir şekilde, her iki muhafazakar/sağ hareket de ilk yıllarında bugünün aksine son derece Batı yanlısı, liberal ve reformist bir
1000Kitap
Elimde olsa hayatımın 2001-2003 ve 2011-2013 gibi dönemlerini hiç yaşanmamışçasına tamamen silmek isterdim.
1000Kitap
Amerika’nın “Yanlışlık” Maskesi Altındaki Katliamları
Soykırımcı İsrail’in tahrikleriyle Amerika’yla birlikte başlattığı İran’a yönelik giderek sertleşen ve kapsama alanı genişleyen savaşta sivil kayıpları artarak sürüyor. Verilen çelişkili mesajlar ve artan tehdit diliyle ivme kazanan savaşta askeri hedeflerden enerji tesislerine, hastane ve okullardan spor tesislerine, su altyapısından sivil konutlara düzenlenen ağır saldırılar yaşamı felce sürüklüyor. İran’ın güneyindeki Minab şehrinde Şacereh Tayebeh kız okulunun ilk gün defalarca bombalanmasıyla çoğunluğu çocuk 165 kişinin hayatını kaybetmesi ve 96 kişinin yaralanması ise savaşın en karanlık sayfası olarak hafızalara işledi. ABD yönetimi sorumluluğu kabul etmeye dirense de, Pentagon’un basına sızan ön soruşturması okulun Amerikan ordusu tarafından “güncel olmayan istihbarat” nedeniyle vurulduğunu gösterdi. İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve 48 üst düzey askeri yöneticiyi trafik kameralarından cep telefonlarına kadar yapay zeka destekli son derece spesifik istihbaratla öldüren İsrail ve Amerika, her yönüyle ortada olan kız okulunu sözde “yanlışlıkla” vuruyor. Dünyanın en gelişmiş askeri teknolojisine sahip ülkelerden biri olan Amerika, okul saldırısında da daha önceki çok sayıda katliamda olduğu gibi aynı “hedefleme hatası” tespitinde bulunuyor. Yapay zeka destekli hedefleme sistemleri, uydu güdümlü bombalar ve geniş istihbarat ağlarına rağmen sonuç değişmiyor. Amerika geçmişten bugüne okulları, hastaneleri, düğünleri ve sivil mahalleleri hedef almaktan çekinmiyor. Kanlı Arşiv Ve Bitmeyen “Hata” Masalı Minab’da okula yapılan bu ağır saldırı aslında ABD’nin son 80 yıldır sistematik olarak sürdürdüğü sözde “yanlışlıkla” yapılan sivil katliam zincirinin son halkası. Savaş sivillere yönelik en acımasız yüzünü, 200 binden fazla masum insanın hayattan koparıldığı
Hayat ve İnsan
Absürt + Kan + Tempo B-movie, grindhouse az bilen kült filmler Kill List (2011 – İngiltere, Ben Wheatley) başta sıradan bir kiralık katil işi gibi başlar. hedefler var, para var, evli barklı adamlar var. sonra film yavaş yavaş bir kâbusa dönüşür. mizah silinir, ritim bozulur, gerçeklik erir. izlerken “az önce ne izliyordum?” dersin. cesur, rahatsız edici, unutulmaz. Turbo Kid (2015 – Kanada / Yeni Zelanda, François Simard & ekibi) 80’ler VHS estetiği, BMX bisikletli bir çocuk ve aşırı kan. kiralık katil yok ama herkes potansiyel cellat. film, gore’u masumiyetle çarpıştırır. neon renkler, bağırsaklar, chiptune müzik. absürt mutluluk. Dad & Mom (2017 – ABD) sakin bir banliyö, sıradan ebeveynler ve sebepsiz katliam. neden yok, açıklama yok, sadece bozulmuş normallik. film, “ev içi şiddet” metaforunu literal hâle getirir. kısa, sert ve rahatsız edici. Bloody Hell (2020 – Avustralya, Alister Grierson) adam bankayı soymaz; kurtarır. yine de hapise girer. sonra daha da saçma şeyler olur. ana karakterin iç sesiyle yaptığı diyaloglar filmi taşıyor. tempo yüksek, kan abartılı, mizah sarkastik. gizli eğlence bombası. Beyond the Infinite Two Minutes (2020 – Japonya) kiralık katil yok ama deli tempo var. iki dakika ileri-geri zamanla oynayan tek planlık bir kaos. zekice yazılmış, çocuksu ama heyecanlı. absürtlük burada kanla değil beyinle vurur. Dead Snow 2: Red vs Dead (2014 – Norveç) naziler, zombiler, kiralık katil gibi çalışan dirilmiş askerler. mantık yok, sadece daha fazla kan var. ilk filmden daha gürültülü, daha bilinçsiz. izlerken utanmazca eğlenirsin. Brotherhood of the Wolf (2001 – Fransa) tür karması sevenler için: dönem filmi + dövüş + gizli suikastçılar. ciddi başlar, sonra delirir. kan var, tempo var, stil var. fransız sinemasından çıkan nadir “ne