In 1910 more than 80 percent of all Christians lived in Europe and North America. By 2010 a slight majority of Christians lived in Africa, Asia, and Latin America. Scholars estimated that by 2025, 70 percent of all Christians will be living in the Global South.
2010 yılının Mayıs ayında Meksika Körfezi'nin ta derinliklerindeki bir kuyuda oluşan patlama sonucu, hiçbir doktorun durduramadığı kanama misali okyanusa aylarca sızan petrolü hafızamdan silemiyorum. Artık kimsenin hatırlamadığı bu haber ötekiler gibi arşive kaldırılmış olabilir ama zehirlenmiş bir okyanus ötekiler gibi bir haber sayılamaz. Değişen bizim hayatlarımızdır, zehirlenmiş binlerce cansız hayvan bedeni İzlanda yanardağının külleri gibi günlerimizin hızlı koşuşturmasına yayılmıştır. Petrolden oluşmuş devasa mürekkepbalığı, mürekkebiyle turistik cennetlerin billur sularını karartır, ölümcül dokunaçlarıyla yunusları, kaplumbağaları, balinaları, balıkları, kabukluları, yosunları, deniz kuşlarını boğarken, biz teknolojinin ne kadar güçsüz olduğunun kanıtına bakakaldık. Olmaması gereken bir şey oldu ve biz buna bir çare bulmaktan âciziz. Benzeri bir durumu anımsamak için Çernobil'e uzanmak gerekiyor: Orada da olmaması gereken bir şey olmuştu ve orada da yıllarca etkisi süren uzun hastalık, yıkım ve ölüm gölgesini gözlemekten başka bir şey yapamamıştık. Ne var ki o patlama uğursuz atom bombası yüzünden ortak duyguları daha ciddi biçimde etkilemişti ve zehir havaya yayıldığından kimsenin kendini muaf tutmaya hakkı olmamıştı. Atlas Okyanusu'nun kara suları biz Avrupalılar için uzak görünebilir, kirlenen hava değil su olabilir, ama temelde ne değişir ki? Olsa olsa daha az suşi yemek zorunda kalabiliriz! Aslında bu felaketin bize anımsattığı, insanın teknik ve biliminin Kadiri Mutlak olmadığıdır; ileri ve şahane umutlar şimdilik belirsizliğin egemen olduğu bir geleceğin pusları arasındadır.
Sayfa 111·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İKİ DEVLET, BİR MEMiŞ
"Grizu gazı maalesef madenlerin tabi bir parçasıdır. Grizu patlamalarını yüzde yüz önlemek mümkün değildir. Dünyanın birçok yerinde bu ne yazık ki, bu işin kaderidir. Bunu sağa sola cekmeye kimsenin ne fikri ne düşünce derinliği yetmez. Niye yetmez? Senin kadere imanın yoksa ben seninle tartışacak değilim. Benim söylediğim mesele başka. Bu olayın fıtratında kaderinde bu var."¹ - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Zonguldak Karadon'da 2010 yılında 30 madencinin ölümünden sonra... "Kömür ocaklarında bu olaylar hiç olmaz diye yorumlamayalım. Bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında, fıtratında bunlar var. Hiç kaza olmayacak diye bir şey yok."² - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Manisa Soma'da 2014 yılında 301 madencinin ölümünden sonra...
Sayfa 23 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Arap baharını başlatan Bouazizi
2010 yılında bugünün sabahında, Muhammed Bouazizi her sabah yaptığı gibi meyve sebze arabasını Tunus şehrinin bir taraflarına doğru itmekteydi. Her gün olduğu gibi, polisler kendilerinin icat ettiği ödemeyi tahsil etmeye geldiler. Ama Muhammed o sabah ödemedi. Polisler onu dövdüler, arabasını devirdiler ve etrafa saçılan meyve sebzeyi ayakları altında çiğnediler. Bunun üzerine Muhammed üzerine benzin döküp kendini ateşe verdi. Ve herhangi bir sokak sahcısının boyunu aşmayan o küçük ateş birkaç gün içinde, hiç kimse olmaktan bıkmış insanlar tarafından yangın yerine çevrilen tüm Arap alemini sardı.
Uyku ve Bireyselleştirilen Çözümler
“Uyku sorunlarıyla başa çıkma yöntemi olan kişinin ilaç kullanarak kendini uyumaya zorlaması, uyku bozukluğunun toplumsal, çevresel ve sosyal bağlamını göz ardı etmesi açısından dikkat çekicidir. Çözüm yalnızca kendi irade gücünde veya doğru ilaç tedavisinde yatıyorsa, sorun kişinin kendi dışında olamaz. Her on çalışandan biri uykusuzluk çekiyor; bu da 2010 yılından bu yana yüzde 60’lık bir artış anlamına geliyor. Uyku hapı kullanımı aynı dönemde iki katına çıkmış durumda. Sosyoekonomik konum, eğitim düzeyi ve çalışma durumu uykuyu etkiliyor: Düşük gelirli, eğitim düzeyi yetersiz ve işsiz olan kişiler daha kötü uyuyorlar. Elimizde uyku sorunlarının elverişsiz koşullarda daha da şiddetlendiğine ilişkin yeterli kanıt mevcut. Baskı, ayrımcılık ve yoksulluk; tüm bunlar bir kişinin ne kadar iyi ya da kötü uyuduğunu etkileyen faktörlerdir.” — Theresia Enzensberger, Uyku, Ayrıntı Yayınları, s.20–21.
Sayfa 21·Kitabı okuyor
Alıntı
Balzac'ın Bilinmeyen Şaheser'ini Columbia Üniversitesi'nde 2008-2010 yıllan arasında Prof. Andreas Huyssen ile birlikte verdiğim bir seminerde üç yıl öğrencilerimle tartıştım. Yirmi küsur öğrencinin katıldığı seminerler Balzac ya da Fransız edebiyatı hakkında değil, resim sanatı ile edebiyat veya yazı ile resmin ilişkisi ve bu ilişkinin tarihi hakkındaydı. Öğrenciler arasında dersin adı "Kelimeler ve Resimler" idi, çünkü derslerde çoğu zaman bazı resimlere bakar ve bazı metinleri okurduk. Bir sömestr boyunca Platon'un Mağarası'ndan Borges'in "Düello"suna, Baudelaire'in Delacroix hakkında yazdıklarından Lessing'in "Laocoön"una, Goethe'nin Leonardo da Vinci'nin Son Yemek tablosu hakkında yazdığı metinden Heidegger'in yazılarına pek çok metin okurduk. Balzac'ın hikayesi roman sanatının kurucu ustalarından bi­rinin resim ile ifade konusunda akıl yürütmesi ve okuyucunun görmediği bazı resimleri kelimelerle tasvir etmesi bakımlarından seminerimize uygundu. Ama her sömestr sıra Bilinmeyen Şaheser'i tartışacağımız haftaya gelince ve hikayeyi yeniden okurken tuhaf bir huzursuzluk kaplardı içimi. Bu yazı bu huzursuzluğu ifade etmek ve anlamak için kişisel bir deneme.
Sayfa 124 - YKY yayınları 2026
Anı-Mektup-Günlük-Edebiyat