...
Eğer geçmişte yaşadığın acıya benzer bir olay yaşarsan, sanki aynı olayı yaşıyor gibi hissedersin ve o olayi yaşadığın yaştaki gibi tepki verirsin. Ve tepki verdiğin zaman olaylar birden aynen geçmişindeki gibi dramatikleşir. Ve mağdu zihin, bak yine aynısı oldu der.
...
"Ey ahali, ben Kerkük'ün kızıyım. Bu şehirden asla göç etmeyeceğim. Bu zulüm politikasını protesto etmek, Türkmenlere bağımsızlık yolunu açmak ve Türkmen sözcüğünü yükseltmek uğruna, şimdi kendimi yakacağım. Kerkük bize kalacaktır. Katillere ve zalimlere ölüm!"
Bu sözlerin ardından Zehra gaz bidonunu üzerine boşaltarak kibriti çaktı ve herkesin gözleri önünde bir alev yumağına döndü.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
...bağlılarından biri Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s.) ile alakalı olarak şöyle anlatır: Sami Efendi üstadımı ziyarete gittiğim bir seferinde, yolda giderken gözüm bir kadına takıldı. Güzelliği sebebiyle kendime hâkim olamayarak bir müddet bakışımı da uzattım. Sonra gözümü çevirdim, ama içime de bir korku ve endişe düştü. İstiğfar ettim ve “inşallah üstadımız bunu fark etmezler” diye de içimden geçirdim. Ziyaretlerinde bulundum. Hüsn-i kabulle karşıladı, fazlasıyla alaka gösterdi. Hoşbeşten sonra müsaade alıp ayrılırken, hediye olarak bana bir kitap verdi, “bunu da fırsat buldukça okursunuz” buyurdu. Sevinerek oradan ayrıldım. Bir müddet gittikten ve efendimin devlethanelerinden hayli uzaklaştıktan sonra, bakayım nasıl bir kitapmış, diye düşündüm. Kitabı açtım, içinde Sami Efendimizin el yazısıyla yazmış olduğu bir kâğıt vardı, kâğıtta ne yazıldığını merak ettim. Baktım, -şu yukarıda bahsettiğimiz- Enes b. Malik ile Hz. Osman arasında göz zinası ile ilgili olay anlatılıyordu. Meseleyi anlamakta gecikmedim, Hz. Osman’da olan ferâsetin bir benzerinin de Sami Efendi’mde olduğunu gördüm. Demek Allah dostları, ferâsetle bakabiliyor, alâmetlerden mana çıkarabiliyor, kardeşlerini güler yüzle karşılayıp ikrâm etseler de böyle latîf bir üslupla onları uyarmaktan da geri kalmıyorlar.
Karakter, bir günde oluşmaz. Çocukluktan beri örülür. Karar verme gücü bir gecede inmez. İdrak, beslenmeden olgunlaşmaz. On sekiz yaş, bir başlangıç olabilir; fakat çocukluktan beri inşa edilen gerçeklikler üzerinde şekillenmiştir. O yaşa kadar çocuğun neyle beslendiği, hangi manaya temas ettiği, hangi değerlerle yoğrulduğu, kararların istikametini çoktan belirlemiştir. Yani çocuk 18 yaşında karar vermez. 18 yaşına kadar nereden beslendiyse, oradan karar verir.
Fırtına çıktığında uyuyabilmek, hazırlığı zamanında yapmaktan geçer.
Ergenlik, bir fırtına dönemi değilse de bu dönemde rüzgâr, dört bir yandan eser. Sert ve keskindir. Ne zaman fırtınaya dönüşeceği belli olmaz. Çocuklukta kapılar sağlamlaştırılmadıysa, değerler yerleştirilmediyse, mana duygusu kök salmadıysa fırtına çıkması kaçınılmaz olur.
İç dünya, çocuklukta inşa edilmiş ve karakter, ahlâkla zenginleştirilmiş ise rüzgâr yıkmaz; güçlendirir.