22/11/63, Stephen King’in o bildiğimiz korku imparatorluğundan sıyrılarak kaleme aldığı, felsefi derinliğiyle insanı büyüleyen bir başyapıttır adeta. İlk bakışta bir zaman yolculuğu ve tarihsel fantezi gibi görünen bu devasa eser, asıl gücünü determinizmin sınırlarını ve ahlaki sorumluluğun ağırlığını deşen vizyoner yapısından alır. Zamanı pasif bir dekor olmaktan çıkarıp etten kemikten, inatçı ve tehditkar bir organizmaya dönüştürmüştür King; sorarım size, geçmişin o devasa çarklarına karşı tek bir insanın gücü neye yeter ki? "Geçmiş değişmek istemez" aksiyomu üzerinden ana karakterin tarihsel akışı bükme çabası, soluk kesen bir varoluş savaşına dönüşür satırlarda. 1950'lerin sonundaki Amerikan taşra hayatını muazzam bir sosyolojik vizyonla yeniden diriltir roman; fakat körü körüne bir dönem romantizminin tuzağına düşmek yerine, o parıltılı yılların altındaki ırkçılığı ve Soğuk Savaş paranoyasını da çiğ bir gerçeklikle yüzümüze çarpar. Sahi, elinizde dünyayı değiştirecek bir güç olsaydı, bunun getireceği küresel kıyametlerin bedelini ödemeye hazır mıydınız? Bireysel bir dokunuşun yaratacağı bu "Kelebek Etkisi", insan ruhunun dehlizlerine inen karakterler ve anlatının kalbine yerleşen epik bir aşk hikayesiyle birleşerek, basit bir suikastı önleme misyonunu vicdani bir hesaplaşma arenasına dönüştürür nihayetinde. Tarih, gerilim ve dramı kusursuz bir potada eriten bu sinematografik anıt, zihninizde adeta bir ur gibi büyüyecek o meşhur, melankolik ve sarsıcı finaliyle King bibliyografyasının en kusursuz zirvesidir şüphesiz.