1/10
·160 syf.··
2026 25. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 17:37
Bitti. Yemin ederim sonunda bitti ve nefes verdim. Ba-yıl-dım. Ama gerçek anlamda. Okurken üzerimden geçen baygınlığı anlatamam. Başlarda bunun o bütün insanların "aşk" dediği duyguya hiç kapılmamam olduğunu sandım. Hatta incelemeye yazacağım cümle bile kafamda netti; Eğer hiç aşık olduğunuzu düşünmüyorsanız kitabı aldığınız yere geri bırakın, vakit kaybı olarak göreceksiniz. Biraz ilerledim ve sonra bunun aşkla falan alakalı olmadığını fark ettim. Adam bu kitabı kaç yaşında yazmış bilmiyorum, ama hatıladığım kadarıyla -baktım geldim 2017'ymiş- bu da adamın kitabı 22 yaşında yazdığı anlamına gelir. İçerisinde inanılmaz fazla çelişkili düşünceler vardı ve benim en başından itibaren ısınamamama sebep olan şey de buydu. Adam bu çelişkili düşünceleri o kadar benimsemiş ki okurken göze çarpmıyor bile. Bir yerde seviyorum hala diyor, ötekinde yok, hayır, vazgeçtim ben senden diyor. Açıkçası öyle çok konuşmayı da istemiyorum hakkında. Çünkü gördüğüm kadarıyla oldukça popüler olmuş bir kitap, kesin ters çıkanlar olacaktır. Konusundan bahsedilecek olursa, yazarımız 17 yaşındayken bir kızı sevmiş. Kıza körkütük aşık olmuş, ama kız yazarımızı sevmemiş. Başka birini seviyormuş. Bu yüzden adamın sevgisine karşılık vermemiş. Zaten bu hikaye de bir elli sayfa kadar ancak anlatılıyor, kalanında tamamen yazar kendi düşüncelerine yer vermiş. Kısaca kitabın teması, "Seni en iyi ben severdim, sen beni hiç ettin, şimdi pişmanlığından kurtulama, bir daha benim gibisini bulamazsın." paragrafı üzerinden işleniyor. Dolayısıyla kitap, karşı taraf yerilerek anlatıldığı için aşk acısı çektiğine inanan kalabalık bir kesim tarafından oldukça tutulmuş. Kitabı ilk önce bundan 3 yıl önce okumuştum. Bütün kuzenlerim öneriyordu, güzel sandım. Daha yirmili sayfaları bitirmeden kitabı geri
Düşünce
Sen On Yedi YaşımsınMiraç Çağrı Aktaş · Olimpos Yayınları · 201711,5bin okunma
Birlikte Yaşam ?
Puan vermedi·472 syf.··
2026 21. kitabı
Ilan Pappe kendisini tanımladığı şekilde aktarırsak İsrail Devleti kurulduktan sonra o topraklarda doğan ve siyonist Yahudi fikrine muhalif olan bir tarihçi, akademisyendir. Ilan Pappe aslında bu kitabını biraz inandığı bir teoremi desteklemek için yazmış olduğunu görüyoruz. Gerçi haksızlık etmek istemem; belki de elde ettiği bulgular sonucunda teoreminin tek çıkış yolu olduğunu da düşünüyor olabilir. Bu nedir aslında sol bir dünya görüşü etrafında bu topraklar üzerinde Filistin ve Yahudi halkları barışçıl bir şekilde yaşabilirler. Buna engel olan şeyler Filistin tarafındaki radikal paramiliter gruplar, İsrail tarafında da siyonizmdir. Gerçi cımbızla tek bir şey çekip konuşmak doğru olmaz; ama Ilan Pappe İsrail için "birlikte yaşanması mümkün olmayan" tanımlaması da yapmaktadır. Modern Filistin tarihi incelemesine 17.-18. yy'daki bazı verileri kullanarak başlıyor Ilan Pappe. Bu dönemde yerli halk arasında Müslümanlar, Hristiyanlar, Arap Yahudiler, Dürzüler ve diğer etnik gruplar mevcutlar. Aralarında Arapça konuşuyorlar. Osmanlı Devleti'nin yönetiminde çok merkezi bir idarecilik olmazsa da işler aşiretler üzerinden ilerlemektedir. Mahalli hukuk mevcuttur yani. 20 yy'a gelindiğinde başta Avrupa'da olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinde Yahudiler'e, Hrıstiyan zulmü mevcuttur. Birinci dünya savaşının sonrasında 50.000 kadar Siyonist Filistin'e yerleşiyor ve mülkiyet arayışına giriyorlar. Bu mülkiyet arayışına karşı aslında en çok mücadeleyi veren grup; öncesinde Filistin topraklarında bulunan Arap Yahudilerdir. Çünkü Siyonistler, Siyonist olmayan Yahudilere de zulmederler. Cemal el-Hüseyni (1912) yılında fiili olarak Osmanlı Devleti'nin Filistin üzerindeki hakimiyetini ortadan kaldırıyor ve bir şekilde Filistin'in İngiliz mandasına hazırlanmasına neden oluyor bu
Modern Filistin TarihiIlan Pappé · Phoenix Yayınevi · 200728 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
7/10
·94 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 18:48
Hastalık Hastası, Molière'nin (1622-1673) son eseri olup, ilk defa 1673 senesinde yayımlanır. Bu eserin şöyle hazin bir hikâyesi vardır: Moliére, 17 Şubat 1673 tarihinde, "hastalık hastası" oyununun ilk gösterimi sahnelenirken bizzat kendisi de başrol Argan'ı oynamaktadır. Argan, eserde de geçtiği üzere hastalık hastası olan ama aslında sapasağlam olan biridir. Oyun sahnede devam ederken Molière birden kan kusmaya başlar ve düşerek yere yığılır. Seyirciler bunu oyunun bir parçası zannederek ayakta alkışlamaya başlar fakat hakikat başkadır. Moliére alkışlar içinde sahneden alınır ve o gece saat 22.00 civarında veremden ölür. Çevrenizde ufacık başı ağrısa hemen hastaneye koşan insanlardan mutlaka vardır. İşte Hastalık Hastası eserinde Molière bu mevzuyu ve buna paralel olarak da tıp dünyasını hicvetmiş. Eser kısacık, sadece 94 sayfa. Ve bır çırpıda okunuyor. Mesajı da var, mizahı da. Daha ne olsun. Molière'nin daha önce birkaç tane daha eserini okumuştum. Bilhassa İnsandan Kaçan (Adamcıl) isimli eserini mutlaka tavsiye ederim. Herkese faydalı okumalar dilerim.
Hastalık HastasıMolière · Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları · 19628,1bin okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2026 8. kitabı
NAMAZ Psikolojisi 1. ALLAH’ın isteğini ve rızasını düşünerek yapılan bütün davranışlar birer ibadettir. 2. Dinde ibadet olarak belirlenen bazı özel davranışlar vardır ki bunlar, insanın ALLAH’la olan ilişkilerini canlı tutmak için belli aralıklarla tekrarlanırlar, işte namaz, her gün tekrar edilen, belli hareketleri ve dualar içine alan bir ibadettir. 3. Namaz İslam dininde ilk emredilen ibadettir. 4. Namaz aynı zamanda, yaratılanın YARATANA karşı duyduğu saygı, sevgi, minnettarlık ve bağlılığın, şükür duygusunun bir ifadesidir. 5. Namaz önce ki peygamberlere de farz kılığı Kuran-i Kerimin değişik ayetlerinde ifade edilmektedir. ( H.z. İbrahim Kur’ani Kerimde geçen duası ; ‘’Rabbim! Beni ve Soyumu namaz kılanlardan eyle!’’ amin…) Ancak önceki peygamberlerden sonra o din mensuplarının namazı koruyamadıkları. Ondan uzaklaştıkları anlaşılmaktadır. 6. Taha Süresi 132 ayette ALLAH C.C. şöyle buyurmuştur. ‘’ Ailene namazı emret! Sen de sabırla ona devam et… ‘’ buyuruyor. 7. Cehenneme girenlere neden cehennem girdikleri sorulduğunda? Biz namaz kılanlardan değildik! Buradan namazın ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır. 8. Genelde ibadetler, dini inancın koruyucularıdır. 9. Yetişkinlerin, anne babanın namaz kılmasının, çocukların namaz kılmayı arzu etmeleri, namaz kılmak istemeleri açısından da önemi büyüktür. Çünkü çocuk çevresini tanımaya başladığı anadan itibaren çevresinde ki büyüklerin, özellikle anne babasının söz ve davranışlarını taklit edip örnek almaya başlar. Bu nedenle namaz kılan bir anne babanın çocukları da namaz kılmaya özenir. Namazın Psikolojik Süreçleri 10. ‘’Vay haline şu namaz kılanların! Ki onlar şuurunda değildir namazlarının. Gösteriş yaparlar onlar, Hayra engel olurlar.’’ Ma’un 4-7 ayetler. 11. Namazda neyi okuduğunun bilincinde olunmalıdır. Çünkü
Din
Namaz PsikolojisiHüseyin Peker · Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları · 2020123 okunma
9/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 150. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2026 16:33
Bu ay @cevizinkitaplari ile dükkanlı kitaplar konseptinde buluştuk. Genelde dükkanlı kitaplar Uzakdogu edebiyatından çıkıyor bu ara .Ben de nostaljik Bakkal kitabımla katılayım dedim .Ne de olsa bakkal nesliyle büyümüş çocuklarız biz .. Yazardan daha önce Sürgün Kedi Hoyrat kitabını okumuştum. Çok içimizden biri .Samimi ,akıcı bir kalem .. Ahmet ,17 yaşında annesini kaybediyor. 18 yaşına girince dört arkadaş plan yapıyorlar ve banka soymaya kalkıyorlar. İlçede banka şubesini soymaya kalktıklarında hiç bir şey yapamadan enseleniyorlar .Ve 8 yıl hapis yatıyor. Hapisten çıkınca 22 yıl Istanbulda yaşamaya çalışıyor. Çeşitli kazıkları yedikten sonra köyüne geliyor bir gece. Ama hapis yattığı süre boyunca ne babası, ne dört kardeşi onu aramıyor sormuyor.O yüzden çok çaresiz . Gece yarısı köye girdiğinde yanına çocukluk arkadaşı Osman geliyor. Onu alıp evine götürüyor. Öğretmen olmuş arkadaşı hep ona cesaret veriyor . Zamanla çeşitli işler yaparak para kazanmaya başlıyor. Babasıyla karşılaşıyor ve bazı gerçekleri öğreniyor. Artık köylülerle karşılaşmaktan korkmuyor . Gençken yapılan bir hata ,hayatında çok kayıplara neden olmuş. Ama cesaret ,iyilik ,çalışkanlık ve en önemlisi sabır sayesinde iyi şeyler de oluyor hayatta . Ve tabi Osman Öğretmen, Halil Hoca ,İsmet Bey gibi kişiler fedakarlığın, insan sevmenin somut hali .. Çıkarılacak çok dersler var .iyi insan olmak her zaman kazandırır insana . Ayrıca hayvanlarla yazarın bağı bu kitapta da hissediliyor .Hayvan seven insanı ben de severim .. Kitapla kalın dostlar... Sabret Bakkaliyesi Selçuk Özyurt
Sabret BakkaliyesiSelçuk Özyurt · Dokuz yayınları · 202459 okunma
10/10
·152 syf.··
2026 73. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 18:03
İnceleme yazmak için 1 (BİR) saniye bile bekleyemeyeceğim bir kitaptı! Bu kitap tarif etmesi gerçekten zor olan kitaplardan biri oldu benim için. Çok uzun zamandır bekliyordum okumak için. Ne tam bir roman, ne hikaye kitabı, ne de oturup okuduğun klasik bir ‘şey’. Daha çok bir milyar yıllık yas tutma rehberi gibi bir şey çıktı önüme. (İncelemem ucundan azıcık spoiler içeriyor, uyarıyorum…) Kitabın kendi hikayesi bile başlı başına ilginç ya. C. M. Kösemen diye bir yazar, daha 17 yaşındayken yazmaya başlamış, 22'sinde bitirmiş ve 2006'da kendi sitesinde bedava bir dosya olarak yayımlamış. Ne yayınevi var, ne editör, hiçbir şey. Yıllarca internetin köşelerinde dolaşan hayalet bir kitap olarak yaşamış; sonra 2021'de bir özet videosu sayesinde birden viral olup klasik haline gelmiş. Yani aslında kitabın kendisi de garip bir "yokoluş ve yeniden doğuş" hikayesi yaşamış sayılır. Konuyu özetleyim: bir milyar yıl sonra, insandan türemiş bütün türler çoktan tükenmişken, geriye dönüp insan tarihini yazan yabancı bir tarihçi var. Ve bu tarihçi insan değil; hatta hiçbir insan-sonrası türün akrabası bile değil. Bambaşka bir genetik koldan gelmiş bir tür. İşte bu detay bende fena bir şey yaptı. Çünkü kitap aslında kimsenin yas tutmaya gönderilmediği bir cenaze gibi. Anlatan kişi sadece bir görev gereği orada. Hikaye, insanlığın Mars'ı kolonileştirmesiyle başlıyor. Sonra Mars-Dünya savaşı çıkıyor ve milyarlarca insan ölüyor (bu sadece bir paragrafta geçiyor ya, ölçek inanılmaz). Hayatta kalanlar Yıldız İnsanları denen bir üst-türe dönüşüp galaksiye yayılıyor. Tam böyle yayıldıkları sırada ise Qu denen tek-bilinçli yabancı bir tür sahneye çıkıyor ve cezalandırma başlıyor. Ama Qu öldürmek yerine, genetik müdahaleyle insanları onlarca grotesk türe dönüştürüyor. Solucanlar, İnsantilop'lar,
All Tomorrows Bütün YarınlarC. M. Kösemen · Kara Karga Yayınları · 041 okunma