4.boyutta 243. Evren
Her boyuttaki münferit mevcudiyetimin bilincindeyim onların deneyimlerini ve yaşanmışlıklarını hissediyorum hatta deneyimliyorum adeta, bazen zorlayıcı olabiliyor baş ağrısı hıçkırık gibi şeyler yapıyor bünyede , misal 4.boyutta 243 paralel evrendeki halim fırıncı ustası yeni fırın yaptırdı lakin istediği gibi olmadı fırın biraz dar baba yadigarı fırıncı küreği ekmek çıkarırken kenarlara çarpıyor ve zahi oldu kaç ekmek ateşe düşüp kızarıyor kızarmış ekmeğinde arz talepte pek yeri yok keyfe keder bir yiyecek yine de ne yardan ne serden gećiyor kendisi küreğı kullanmaya devam ediyor bu gidişle batacak bende udemyden exell dersleri alıyorum ki fırın batarsa bi ofise filan girip kendini kurtarsın
Sakın Çoğunluk Sizi Aldatmasın !! Çoğu Kafirdir {Nahl, 83} Çoğu Fasıktır {Maide, 48} Çoğu Müşriktir {Rum, 42} Çoğu İnkarcıdır (İsrâ, 89} Çoğu Gafildir {Yûnus, 92} Çoğu Yalancıdır {Şuara, 223} Çoğu Zanna Uyar {Yûnus, 36} Çoğu Nankördür {Furkan, 50} Çoğu Şükretmez (Bakara, 243} Çoğu İman Etmez (Bakara, 100} Çoğu Haktan Hoşlanmaz (Zuhruf, 78} Çoğu Allah'a Ortak Koşar {Yusuf, 106} Çoğu Kuran'dan Yüz Çevirir {Fussilet, 4} Çoğu Akletmez {Maide, 103}
Reklam
SABAHATTİN ALİ'DEN "KAĞNI"
Hikâye, “Bir tarla meselesi yüzünden Savrukların Hüseyin, Ark başında Sarı Mehmet’i vurdu” cümlesiyle başlar; yâni tam bir gazeteci üslûbu… Hüseyin’in babası Mevlüt Ağa’dır, Sarı Mehmet’in ise bir tek anası vardır. Mevlüt Ağa’nın yakınları bu ihtiyar kadını “dâvacı” olmaması, olayı “candarma”ya iletmemesi ve oğlunu eceliyle ölmüş gibi gömmesi için baskı altına alıp, iknâ ederler. Çünkü onu “bundan sonra Mevlüt Ağa” kollayacaktır. Hâdise kapatılır, eceliyle ölmüş gibi sükûnetle ölü yıkanır ve gömülür. Bunun karşılığında Mevlüt Ağa, Sarı Mehmet’in anasına iki tane sütlü keçi ile bir torba un ve bir kesekâğıdı şeker yollar. Savrukların Hüseyin’le kavgalı olan ve kasabada pabuççuluk yapan Garip Mehmet, köylülerden duyduğu cinayet işini hemen hükümete bildirir ve bir ay kadar sonra köye vilayetten iki süvari candarma gelir. İkindi üstü candarmalar mezarlığa gidip köylülerle birlikte Mehmet’in ölüsünü çıkartırlar. Ancak aradan bir ay geçtiği için ölü şiddetle kokmaktadır, herkes beş-on adım geri çekilir. Mehmet’in anasını çağırarak: “Koş bakalım kağnıyı! Oğlunu kasabaya götüreceksin… Doktor muayene edecek!” derler. Kadın kağnısını koşar, oğlunun kurtlanmış ölüsünü parça parça olmuş bir yorgana sarıp, gece olduktan sonra yalnız başına yola koyulur. Kağnıdan yayılan koku ile sersemleyen, sendeleye sendeleye yürüyen altmışlık kadın, bazen birdenbire hızlanan öküzlere yetişmeye çabalarken, ağlamaktan daralan göğsü nefes alamamaya başlar ve düşer. “Yüzü yolun beyaz ve kül gibi ince tozlarına gömülür.” Kağnı ise, “taşlara çarptıkça, üzerinde bağlı ölüyü iki tarafa fırlatarak ve yükselip alçalan uzun, yanık gıcırtılar çıkartarak ve ay ışığının altında ve gecenin sessizliği içinde arkasında hafif bir toz bulutu bırakarak ağır ağır” ilerler. (Sabahattin Ali,
Sabhattin Ali
"İnsanoğlunun içinde uyuyan ilkel hayvanın bazı mantık dışı, akıl dışı korkuları vardır. Karanlıktan korkar. Yeraltında olmaktan korkar, çünkü orayı her zaman kötü güçlerin yuvası olarak bellemiştir. Yalnız olmaktan korkar. Tuzağa sıkışmaktan korkar. Sudan bile korkar. Dünyaya oradan geldiği, sudan çıkarak insanlaştığı halde. Kabusu andıran en büyük korkuları ise, bir, karanlığın içine düşmek, iki, dehlizlerde yolunu bulamadan dolaşıp durmaktır. Ve mağaracı dediğin adam, çılgının, kaçığın biri olduğu için bütün bu kabuslarla yüzyüze gelmeyi kendi serbest seçimiyle istemektedir. İşte bu yüzden, o dağcıdan daha delidir. Çünkü kaybedebileceği şey, tehlikeye koyduğu şey, akıldır. " S.243 Şibumi Trevanian
Kıyamet günü kul Ya Rab sana candan ve gönülden şükrettim der Allah derki hayır sana bağışta bulunana şükretmediğin için bana da şükretmedin halbu ki onun yüzünden nimetlerime nail olmadın mı. Mevlana Kıyamet günü kullar mizan tartısının önünde Huzuru ilahi makamında toplanmaya başlamışlardı ve Allah Teala kuluna sordu Ey kulum bana ne getirdin kul daha önceki hayatında pek çok zorda kalmış çöllere düşmüş fakat onu komşuları yalnız bırakmamış onu çöllerden kurtarıp nice güzel su ikram ederek susuzluğunu gidermişlerdi fakat o adamın halini Kuraan ayetleri bize şu şekilde bildirmiştir  Allahü teâlâ, insanlara bol nimet vermiştir; fakat insanların çoğu şükretmez.” (Bakara 243, Yunus 60,) insanlara bir teşekkürü çok gören bu insan gibi nice kul vardı oysaki nice sultanda vardı ki onlar küçük bir su damlası için severlerini feda etmeyi kabul etmişti huzura böyle bir amelle çıkan kul Ya Rab sana gönülden şükrettim desede Cenabı Hak bu kuluna şu cevabı verecektir hayır sen sana iyilikte bulunan insanlara teşekkür etmedin ve sana benim elim ve rızamla nimet getiren kullarıma yüz çevirdin ne kötü bir akıbet Cenabı Hak servet istemiyor sadece Allah dostlarına nankörlük yapmayın diyor bu kadar nimete karşılık şükür istiyor peygamberimiz buyuruyor size yapılan hiç bir iyiliği hor görmeyin ve ey Aişe şükreden bir kul olmayayım mı o şükürler ancak yapılan ibadetlerle yerine getirilir
Şiir
Reklam
Reklam