Bazı arifler söyle demiştir: “Allah’tan sakın. Çünkü o mümin kulunu kıskanır. Kendinden başkasını müminin kalbinde görmeyi sevmez.” Hennad es-Seri (v. 243) arif birine “Benim kalbimde gizli bir hastalığım var. Bunun devası nedir?” diye sorunca arif kişi şöyle demiştir: “Ey Seri, bu Allah’ın mümin kulunu kıskanmasıdır. Rabbin kalbine başka birinin sevgisini yerleştirdiğini görmesin. Yoksa O’nun (cc) gözünden düşersin.” İşte hakiki kıskançlık budur.
Çocuk mükellef olmasa bile velisi mükelleftir. Haram kılınmış bir şeyi yapmasına imkan sağlaması ona helal değildir. Zira çocuk onu alışkanlık haline getirir ve çocuğun onunla bağını koparmak çok zor bir hal alır. Bu alimlerin iki kavlinden daha doğru olandır. Bunu (ipek giymeyi) çocuğa haram görmeyenler çocuğun mükellef olmadığını hüccet getirmişlerdir. İpeğin binek hayvanına haram olmadığı gibi çocuğa da haram olmadığını söylemişlerdir. Bu en fasid kıyaslardandır. Zira çocuk mükellef olmasa bile mükellefliğe hazırlanmaktadır. Bundan dolayı abdestsiz bir şekilde namaz kılmasına, çıplak ya da necis bir şekilde namaz kılmasına, içki içmesine, kumar oynamasına ve livata yapmasına imkan sağlanmaz.” İbn Kayyım el-Cevziyye, Allah’ın Hediyesi Çocukların Ahkamı (Tuhfet’ul Mevdud) sayfa. 243
Din
Reklam
Bakara Sûresi 2
لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّ۪نَۚ وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّه۪ ذَوِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِ وَالسَّٓائِل۪ينَ وَفِي الرِّقَابِۚ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَۚ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُواۚ وَالصَّابِر۪ينَ فِي الْبَأْسَٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ وَح۪ينَ الْبَأْسِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ صَدَقُواۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik, o(kimsenin iyiliği)dir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere inandı; sevdiği malını yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunan(köle ve esir)lere verdi; namazı kıldı, zekatı verdi. Andlaşma yaptıkları zaman andlaşmalarını yerine getirenler; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte doğru olanlar onlardır, (Allah’ın azabından) korunanlar da onlardır. Bakara 177 يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ Ey inananlar, sizden öncekilere yazıldığı gibi (günahlardan) korunmanız için sizin üzerinize de oruç yazıldı; 183 اَيَّاماً مَعْدُودَاتٍۜ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَر۪يضاً اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَۜ وَعَلَى الَّذ۪ينَ يُط۪يقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْك۪ينٍۜ فَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْراً فَهُوَ خَيْرٌ لَهُۜ وَاَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ Sayılı günler olarak. Sizden kim hasta veya seferde olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutar). Oruca (güç) dayananların fidye vermesi, bir yoksulu doyurması lazımdır. Bununla beraber gönül isteğiyle kim
Asya’daki okullarda uzun yaz tatilleri yok. Neden olsun ki? Başarıya giden yolun yılda 360 gün güneş doğmadan önce kalkmak olduğuna inanan kültürler kesinlikle çocuklarına yazın üç ay aralıksız tatil yaptırmayacaktır. ABD’de bir öğretim yılı ortalama 180 gündür. Güney Kore’de 220 gün. Japonya’da ise 243 gün.
Sayfa 211 - MediaCat
Eğitim
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Cenazede çabuk olun. Eğer sâlih biri ise, kendisine iyilik yapmış olursunuz. Böyle biri değilse, belayı bir an önce sırtınızdan atmış olursunuz." (Buhârî, Cenâiz 52; Müslim, Cenâiz 51, (944); Muvatta, Cenâiz 56, (1, 243); Ebu Dâvud, Cenâiz 50, (3181); Tirmizî, Cenâiz 30, (1015); Nesâî, Cenâiz 44, (4, 42))
Sayfa 273·Kitabı okudu
Din
Dış kaynaklı /iç kaynaklı dindar kimdir
Teolojik terimlerle ifade edilirse, dış kaynaklı dindar Tanrıya yönelir ama benliğinden (self) vazgeçmez. İç kaynaklı eğilim sahibi kişiler ana güdülerini dinde bulurlar. Diğer ihtiyaçlar, güçlü olsalar bile daha önemsiz olduğu düşünülür ve mümkün olduğunca, dinsel inanç ve emirlerle uyumlu hale getirilmeye çalışılır. Birey kabul ettiği inancı, içselleştirmek ve tam olarak yaşamak için çaba harcar. Yani o, dinini yaşar" (Allport, 1968, s. 242-243).
Reklam
Reklam