Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- Efendimiz "şefaat-i uzmā" sahibi olduğu halde, kızına ve halasına şöyle buyurmuştur:
"Ey Allah'ın Rasûlü olan Muhammed'in kızı Fatıma! Ey (halam) Safiyye! Allah katında makbul ameller işleyiniz! (Salih amelleriniz yoksa benim peygamber olmama güvenmeyin!) Çünkü ben, (kulluk yapmadığınız takdirde) sizi Allah'ın azabından kurtaramam!" (Bkz. İbn-i Sa'd, II, 256; Buhârí, Menākıb, 13-14; Müslim, İman, 348-353)
Onun için; şeyh olsun, mürşid olsun, herkes acizdir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- Efendimiz'in işaret ettiği, Cennet'le müjdelediği kişiler haricinde hiç kimsenin, son nefes ve âhiret hususlarında bir garantisi yoktur.
Bakara 256:
لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى لَا انْفِصَامَ لَهَا وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ ﴿٢٥٦
Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O hâlde kim tâğûtu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.
“Dinde zorlama yoktur.” (Bakara Sûresi, 256) kaidesi de doğrudan doğruya cebir ve şiddete başvurmayı men eder. Bu yüzdendir ki, Yavuz Sultan Selim’in, ülkesi dâhilindeki herkesin müslüman olmasını istemesine, meşhur OsmanlI âlimi Zenbilli Ali Efendi bu Kur’ânî delille karşı çıkmış ve bu sebeple o şiddetli hükümdarın bu arzusu gerçekleşememiştir.
Tahrik edilmediği hâlde, insanları İslam'a döndürmek için savaş başlatmak, yani "kutsal savaş"a girişmek bizzat dine aykırıdır çünkü İbn Teymiyye'ye göre, "eğer inançsız kimseler Müslüman olmamaları durumunda öldürülecek olsaydı" böyle bir fiil dinde en büyük zorlama olurdu. Bu ise "Dinde zorlama yoktur." (2:256) şeklindeki Kur'anî ilkeyle çelişirdi.