- Ne yapıyorsun? -diye sormuş Klotilda.
- 28 numaralı kooperatifin tezgah müdürünün büstünü döküyorum.
- Ama ben onu dün kırmıştım! -diye gevelemiş Klotilda.-Neden kendini asmadın? Sanat edebidir diyen sen değil miydin? Ebedi sanatını yok ettim. Peki sen neden hayattasın, ey insan?
- Ebedi olmasına ebedi, -diye yanıt vermiş Vasya, ama siparişleri de yetiştirmek gerek, değil mi? Sen ne dersin?
Meğer Vasya alelade ve vasat bir yalapşapçının tekiymiş.
Klotilda'ysa çok fazla Schiller okuyormuş.
1970’li yıllarda CHP-Ordu birlikteliği algısını yıkıp askeri vesayete karşı sivil ve demokratik hakların savunuculuğunu yapmıştı. 12 Eylül’den sonraki siyasal mücadelesini de çağdışı ilan ettiği bir zihniyetin temsilcisi olan askeri rejimle mücadele üzerine kurmuştu. DSP’nin kuruluşu sonrasındaki beyanlarında sık sık öncelikli görevinin rejime muhalefet etmek olduğunu belirtmişti. “Beş generalden icazet alarak” siyaset yapılamayacağını savunan Ecevit, artık ordunun çizdiği kırmızı çizgilerin savunucusuydu. Aradan geçen on yılda “rejim muhalifi” bir politikacıdan “rejim muhafızı” bir politikacıya dönüşmüştü.
28 Şubat sürecindeki tutumu, sekiz yıllık kesintisiz eğitim uygulamasını hayata geçirmesi, Merve Kavakcı’nın şahsında türbana karşı göstermiş olduğu tepki ve ısrarcı olduğu memur kararnamesi, Ecevit’in politik hayatının son döneminin önemli kilometre taşlarındandı. Demokrasi ve özgürlük savunuculuğuyla düzen karşıtı muhalif bir duruş sergilerken müesses nizamın koruyucusu haline gelmişti.