9/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 48. kitabı
KILIF ~ EMEL ŞİMŞİR İçerik; Duygusal roman Seramik sanatçısı kadın Dominant bir anne Kuralcı bir eş Geçmişte kalan bir aşk Travmalar, trajediler, anılar İyileşme süreci 286 sayfa Masal ile Mustafa… Sevginin gücüne rağmen korkuların kenarda beklediği, en güvendiklerinin ayırdığı bir aşkın iki ayrı tarafı… Ayrılıklarının üzerinden yirmi yıl geçmesine rağmen kendilerinden uzaklaşmış ama yine aynı anda hapsolmuş iki ruh… Çocukluk travmalarının şekillendirdiği hayatlar hiç bu kadar büyük pişmanlıklara gebe olmamıştı. Masal’ın geçmişten kalan tek dostu Tanya ile bir buluşmalarında aralarında geçen ‘dergideki yazı’ sohbeti, uzun zamandır üstünü örttüğü anılarının, çamurla şekillendirdiği hayatının aslında bir şekilden olduğunu anlamasını sağladı. Seramik sanatçısı olan Masal tekrar hayatını bir hamur gibi şekillendirmek, hayallerinin ‘Masal’ına’ dönüştürmek için oturuyor bu sefer torna masasının başına. Hamurunu şekillendiren annesi Songül ve ona maddi değeri yüksen fakat manevi değeri olmayan bir kılıf sunan eşi İlhan’dan yeteneklerini geri alabilecek mi? Bakalım bu sefer fırından nasıl bir eser çıkacak? Okuma listemin 1685.kitabı… Merakla okuduğum güzel bir kitaptı. Masal’ın ve Mustafa’nın yaşadıkları uzun süre zihninizi meşgul edecek. Tavsiyemdir efendim @emeloda @mumkunkitap @mervejour #kılıf #emelşimşir #mümkünkitap
KılıfEmel Şimşir · Mümkün Kitap · 20269 okunma
9/10
·319 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 21:06
VADİDEKİ ZAMBAK (Roman) HONORÉ DE BALZAC 1799-1850 yılları arasında yaşamış, realizm (gerçekçilik) akımının en etkili temsilcilerinden biri kabul edilen Fransız yazar Honoré de Balzac’ın başyapıtlarından Vadideki Zambak romanıyla hem yazarı hem de eserini tanıma yolculuğumuza devam ediyoruz. Vadideki Zambak, gerçekleşmeyen bir aşkın insan hayatını nasıl şekillendirdiğini anlatan etkileyici bir romandır. Aşkın yalnızca kavuşmak olmadığını; bazen vazgeçmek, beklemek ve fedakârlık yapmak anlamına geldiğini son derece zarif bir şekilde ortaya koyar. Bu yönüyle aşkı en hüzünlü ve en ince biçimde anlatan romanlardan biri olarak değerlendirilebilir. Romanın başkahramanı ve anlatıcısı Félix’tir. Çocukluğunda annesinden sevgi görmemiş, yalnız ve kırılgan bir karakterdir. Annesinin zoruyla katıldığı bir davette evli ve aristokrat bir kadın olan Henriette ile tanışır ve ona derin bir aşkla bağlanır. Henriette ise Kont de Mortsauf ile mutsuz bir evlilik sürdürmektedir. Ruhsal olarak Félix’e yakınlık duysa da ahlaki değerleri ve toplumsal sorumlulukları nedeniyle duygularını bastırır. Roman boyunca Félix ile Henriette arasında yoğun fakat platonik bir aşk yaşanır. Eserde tutku ile görev arasındaki çatışma, ideal aşk, fedakârlık, toplumsal baskı ve insan ruhunun karmaşıklığı son derece gerçekçi bir dille işlenmiştir. Félix’in hayatına daha sonra giren İngiliz kadın Lady Dudley ise Henriette için hem fiziksel aşkın hem de kadınlık kimliğinin farkına varılmasını sağlayan güçlü bir rakip olarak karşımıza çıkar. Anlatıcı, yaşananları mektup tekniğiyle aktarır. Romanın sonunda ise Félix’in hayatındaki üçüncü bir kadın devreye girer. Bu kadının Félix’e yazdığı mektupta Henriette ve Lady Dudley daha gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendirilir. Üstelik bu değerlendirmeler, bir
Vadideki ZambakHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202553bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
9/10
·280 syf.··
2026 50. kitabı
YABAN MERSİNİ TOPLAYICILARI Amanda PETERS Ne kitaptı ama… Uzun zamandır bir hikâyenin beni bu kadar derinden etkilediğini hatırlamıyorum. Kitabımız daha kapağını gördüğüm anda dikkatimi çekmiş; vurucu ve merak uyandıran havasıyla hemen okumak istemiştim. Ama açıkçası bu kadar etkileneceğimi hiç düşünmemiştim. Daha ilk sayfalardan itibaren hikâyenin içine çekildim. Karakterler öylesine gerçekti ki onların acılarını, özlemlerini ve içlerinde taşıdıkları kırgınlıkları onlarla birlikte ben de hissettim. Kitabım bittiğinde ise içimde kocaman bir boşluk kaldı. 1960’ların başında, Nova Scotia’dan Maine’e mevsimlik iş için gelen Mi’kmaq ailesinin en küçük çocuğu Ruthie’nin kaybolmasıyla başlayan hikâyemiz yıllar boyunca dinmeyen bir acının izlerini taşıyor. Ruthie’yi en son gören kişi olan Joe’nun yaşadığı suçluluk hissi ise beni en çok etkileyen şeylerden biriydi. Henüz küçücük bir çocukken omuzlarına böylesine ağır bir yük bindirilmesi kalbimi paramparça etti. Norma’nın hikâyesi ise bambaşka bir şekilde dokundu bana. Hayatı boyunca içinde açıklayamadığı bir eksiklik hissiyle yaşaması, sürekli bir yere ait olamama duygusu o kadar güçlü verilmişti ki bazı bölümlerde boğazım düğümlendi. Joe ve Norma’nın hikâyeleri ilerledikçe kitap beni tamamen içine aldı. Yazarımızın kalemi inanılmaz etkileyiciydi. Kayıp, aile, kimlik, travma, aidiyet ve kültür gibi ağır konuları öylesine duygusal ama sade bir şekilde anlatmış ki hiçbir şey gerçek dışı hissettirmiyor. Özellikle karakterlerin yaşadığı acılar çok gerçekti. İşte tam da bu yüzden kitap sadece okunmuyor, insanın içine işliyor. En sevdiğim şeylerden biri de hikâyenin tamamen karakterlerin duygularına odaklanması oldu. Büyük olaylardan çok insanların iç dünyasını, yıllarca taşıdıkları yaraları ve suskunluklarını okumak yüreğimin
Yaban Mersini ToplayıcılarıAmanda Peters · Beyaz Baykuş Yayınları · 2025194 okunma
yine Dex Yayınları, yine çeviri problemleri
8/10
·384 syf.··
2026 7. kitabı
Açıkçası serideki favori kitabım oldu diyemem ama Açlık Oyunları evreninin içine girmek her zamanki gibi güzeldi. Haymitch gibi önemli bir karakterin geçmişini görmekle kalmayıp tanıdığımız bir çok karakterle karşılaştık bu kitapta. Orijinal seriden bildiğim anlar görmek de hoşuma gitti. Kitabı tatil de varken bir günde açıp bitirdim hemen. Ancak benim bu kitabın çevirisi ile bir problemim var. Dex yayınlarından okuduğum neredeyse her kitapta aynısını yaşıyorum da neyse. Kitabın okuması kolay bir dili var gibi geliyor ama çevirideki problemler hikayenin akışına engel oluyor. Mesela küçük bir örnek vereyim: sayfa 372'de ekip gelip karakterimizi hazırlıyorlar. Kahve içirip kıyafetlerini düzenliyorlar, eli yüzü düzgün olsun diye uğraşıyorlar kısaca. Alıntı yapmak gerekirse: "(...) 11. Mıntıka'ya giden trene binerken nasıl olduysa beni presentabl bir hale getirmelerine izin verdim." Çok küçük bir detay ama burada neden "beni insan içine çıkacak hale getirmelerine izin verdim" gibi daha akıcı bir çeviri yapmak yerine "presentable" kelimesini direkt kullanmış anlamadım. Ve bu bir kerelik bir şey de değil. Sayfa 286'dan: "E artık Cornucopia'ya geri dönebilir miyiz?" "Muhtemelen on kilometrelik bir yürüyüştü. Biraz daha toparlanmaya çalışsak mı?" "Muhtemelen on kilometrelik bir yürüyüştü." direkt kulağa batıyor zaten. Karakter burada kime sesleniyor, okuyucuya mı karşısındaki karaktere mi? O kısım tırnak işareti dışında olmalıydı da yazım yanlışı mı oldu? Yoksa direkt "Oraya gitmemiz nereden baksan on kilometre sürer biraz daha toparlanalım." mı demek istedi? Oturup bir süre bunu düşündüm kitabı okurken. Sonra açıp baktım, orijinalinde "It's probably a six-mile hike. Should we try to recover a bit more?" diyormuş. Baya çeviri hatası yani. Kısaca eğer Açlık Oyunları
Hasatta GündoğumuSuzanne Collins · Dex Kitap Yayınları · 2025864 okunma
Puan vermedi·286 syf.·
2026 28. kitabı
On iki yaşındaki Minâ ve ikiz erkek kardeşi Binâ, İran'ın başkenti Tahran'a yakın bir köyde şahane gümüşler işleyen hakkak babaları ve birbirinden nefis halılar dokuyan annelerinin yanısıra büyükbaba ve babaanneleri ile yaşamaktadırlar. Babalarının hastalığı gelirlerinde azalamaya neden olmuştur, zor günler geçirmektediler. İkiz kardeşler İran'daki modernleşmenin izlerinin köylerinde de ulaşmasından memnun, hem ailelerine yardım etmek, hem de egitimlerine devam etmek istemektedirler. Aileleri çocuklarına yapmak istedikleri her konuda desteklemekle birlikte maddi imkanları sınırlıdır. Fakat ikizler çaresizliğin içinde keskin zekalariyla öyle bir çıkış yolu bulurlar ki tüm aile refaha kavuşur. Canlarpa bu ayki yazarımız Cahit Uçuk idi. Ben de oğlumun okulu olan Kadıköy Anadolu Lisesi'nin şahane kitaplarla dolu kütüphanesinden yazarın imzalı birkaç kitabı arasından bu kitabını seçip okudum. İran İslam devrimi öncesinde yazılmış olan bu harika kitapta aile birliği, çalışmanın önemi, kadın erkek eşitliği, eğitime verilen değer, gelişen dünyaya uyum sağlamak gibi çok önemli konulara değiniliyor. Çocukların okumak için büyük şehirlere gidip eğitim aldıktan sonra memleketlerine geri dönüp orayı kalkındırmak için çalışmaları ile ilgili verilen mesaj çok kıymetli idi. Biz küçükken bu tarz kitaplarla büyüdük, böylesi mesajlar alt metinde verilirdi hep. Bir çocuk kitabı olan 286 sayfalık İran İkizleri'ni ben çok severek okudum. Kütüphanede başka çocuk kitapları da var Cahit Uçuk'un. Türk İkizleri'ni de ödünç alıp okuyacağım. Keşke şimdi de baskıları olsa bu kitapların
İran İkizleriCahit Uçuk · Uçuk Yayınları · 19731 okunma
Bilinçaltının Gücü
Puan vermedi
Bilinçaltının Gücü’nün seveni de eleştireni de o kadar fazla ki, ben de arada kalmış gibiydim. Ama sanırım bu biraz da biz okurların kişisel deneyimleri, ilgi ve ihtiyaçları ile alakalı. Bazılarımızın gerçekten de bilinçaltının gücünün; düşüncelerimizin, cümlelerimizin hayatımıza etkisinin gücünü bilmeye ve uygulamaya ihtiyacı var. Özellikle uygulama noktasında, okuyup kenara atılacak bir kitap değil. Bu gücü kendi hayatımızda kullanmalıyız ki etkilerini görebilelim. Kitap isminden de anlaşılacağı üzere, bilinçaltının hayatımıza etkisini anlatıyor. “Hayatımızı düşüncelerimiz oluşturur. Ne düşünürsek oyuz. Düşüncelerimizin yansımalarıyız. Neye inanırsak o olur…” cümleleri kitabın özeti diyebilirim. Doğrusu ben bilinçaltının gerçekten de hayatımıza büyük bir etkisi olduğunu uzun zamandır bazı okumalarım ve araştırmalarım sayesinde biliyordum. Aynı zamanda neredeyse her konuda İslam ile paralel düşünceler içeriyordu kitap. Düşüncelerimizin, cümlelerimizin ne kadar önemli olduğunu bir çok ayette, bir çok hadiste zaten görebiliyoruz. Mesela “Ben, kulumun benim hakkımdaki zannı nasılsa öyleyim. Kuluma, hakkımda beslediği zanna göre muamele ederim.” hadisinde belirtildiği gibi Allah’a olan zannımızın yani aslında düşüncelerimizin hayatımızda etkisini görmek mümkün. Aynı şekilde “Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım .” ayeti de şükür bilincinin hayatımızda etkisi gösteriyor. Hatta büyüklerimizin sözlerinde de bunları görmek mümkün. “Bir şeyi kırk kere söylersen olur.” sözü de cümlelerimizin hayatımıza etkisini gösteren bir örnek. Yani aslında pek de yabancı olmadığım bir konuydu bilinçaltının gücü. Sanırım bu yüzden kitabın uzun sayfalarca aynı şeyleri anlatması, sürekli tekrara düşmesi ve bana şaşıracağım veya ilgimi çekecek yeni bir şeyler katmaması
1000Kitap
Bilinçaltının GücüJoseph Murphy · Koridor Yayıncılık · 200918,5bin okunma