"Gözyaşlarımdan birinin dili olsaydı, derdi ki, derdi ki... Sonunda özgürüm! Yıllardır buraya kapatılmıştım! Bu adam, bu sert, acımasız adam benim akmama bir kez olsun izin vermedi... Özgürlük ne güzel! Kırk yıl, durgun bir havuzda kaldım. Sonunda, en sonunda bu yaşlı adam ev temizliğine karar verdi! Ah, daha önce çok kaçmak istedim! Ama hiçbir çıkış yolu yoktu; ta ki o Viyanalı doktor gelip de paslı kapıları açana kadar.“ s.366
Nietzsche ağladı, ben ağladım, o ağladı, ben ağladım… Çok dokundu bana, derinlere işledi, hissettirdi…
“Kendi yaşamınızı tam anlamıyla yaşadınız mı? Yoksa yaşam mı sizi yaşadı? Siz mi seçtiniz? Yoksa o mu sizi seçti? Sevdiniz mi? Yoksa pişman mı oldunuz?” s.303-304
Hangisi? Hangisi biziz? Birine evet bu deyip diğerine hayır diyebilir miyiz? Ayrımlarımız bu kadar kolay ve net mi?
“Zaman sonsuza dek doymayacak kadar açgözlüdür. Durmadan yer, yutar; ama geri verdiği hiçbir şey yoktur. Sana yazılmış bir yaşamı yaşadığını söylemen ne korkunç! Bütün tehlikesine rağmen bir kez bile özgürlüğü tadamadan ölümle yüz yüze gelmek ne acı!" s.304
Özgürlüğü tadabilmek ne büyük şans, ne lezzetli bir cesaret. Ölmeden tadabildik mi?
“Ödev, adap, sadakat, fedakârlık, özgecilik, kibarlık; bunların hepsi de insanı uyutmaya yarayan ninnilerden başka bir şey değil, hem de öyle bir uykuya yatırıyor ki kimse bu uykudan uyanamıyor, uyansa da ancak yaşamının sonuna geldiği an oluyor bu. İşte o an, insanın hiç yaşamamış olduğunu öğrendiği an oluyor.” s.321
Ölmeden önce ölüyoruz. Uykuya yatıyoruz, uyutuluyoruz belki. Farkına varabiliyor muyuz, seçim yapabiliyor muyuz?
“Bilinç, varoluşu kaplayan yarı saydam bir zardan ibarettir: Eğitimli bir göz bunun arkasını görebilir; ilkel dürtüleri, içgüdüleri ve güç istemini asıl neyin harekete geçirdiğini bulabilir.”