İslam medeniyeti bir şehir medeniyetidir. Medine (şehir) kelimesiyle din (medeniyet) aynı kökten gelir. Kurtuba’dan Semerkand’a, İstanbul’dan İsfahan’a kadar uzanan coğrafyada kurulan şehirler, sadece taştan binalar değildi. Doğayla kavga etmeyen, insanı ezmeyen, merkezine hayatı (camiyi, pazarı, mektebi) alan, taşın ve ahşabın dehasını konuşturan bir estetik anlayışı vardı.
Proaktif Ders: Bugünün betonlaşan, insanı yalnızlaştıran dünyasına karşı; doğayla barışık, estetik değeri yüksek, mahalle kültürünü ve insan fıtratını koruyan yeni yaşam alanları (mimari projeler) sunabilmek, bu medeniyetin proaktif devamıdır.
3. Hukuk, Ticaret ve Güven Zeminli İş Etiği
İslam medeniyetinin küresel bir güç olmasının arkasında sadece askeri başarılar yoktu; muazzam bir ticaret ve hukuk ağı vardı. İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinde kurulan kervansaraylar, ahilik teşkilatı, fütüvvet anlayışı, ticareti sadece para kazanma aracı değil, bir "toplumsal denge ve ahlak" alanı olarak kodladı. Güven (Emin olmak), bu medeniyetin en büyük sermayesiydi.
Proaktif Ders: Batı’nın sadece kar odaklı kapitalist sisteminin tıkandığı, Doğu’nun ise kurumsallaşmakta zorlandığı bugünün iş dünyasında; şeffaf, etik ilkeleri olan (Etic Manifesto), insana ve emeğe değer veren kurumsal yapılar kurmak, İslam medeniyetinin adalet idealini bugüne taşımaktır.
İslam medeniyeti, geçmişte bitmiş bir müze sergisi değil; dinamikleri doğru çözülürse bugünün krizlerine (estetik, ekonomik, sosyolojik) esnek ve proaktif çözümler üretebilecek bir kod deposudur