33- Georges Perec – Uyuyan Adam
Georges Perec’in Uyuyan Adam romanı, ilk bakışta dünyadan elini eteğini çekmiş genç bir adamın hikâyesini anlatıyor gibi görünür. Ancak kitap ilerledikçe bunun yalnızca bireysel bir hikâye olmadığı anlaşılır. Perec, modern insanın yorgunluğunu, toplumsal beklentiler karşısındaki tükenmişliğini ve hiçbir şeye karışmama arzusunu son derece özgün bir anlatımla ele alır. Bu nedenle Uyuyan Adam, yalnızca bir karakterin yaşadıklarını değil, modern yaşamın görünmez baskılarını da sorgulayan bir metin olarak okunabilir.
Dünyanın Oyunundan Çekilmek
Romanın başlangıcında genç bir üniversite öğrencisi önemli bir sınava gitmemeye karar verir. Bu karar, sıradan bir ihmalkârlık ya da geçici bir motivasyon kaybı değildir. Sınava gitmemek, aynı zamanda geleceğe, kariyere, başarıya ve toplumun çizdiği rotaya da sırt çevirmek anlamına gelir.
Perec’in kahramanı büyük bir isyan gerçekleştirmez. Sokaklara çıkmaz, slogan atmaz, sistemi değiştirmeye çalışmaz. Tam tersine, dünyanın kendisinden beklediği her şeyden yavaş yavaş uzaklaşır. Kitabın ilginç tarafı da burada ortaya çıkar. Çünkü çoğu romanda kahramanlar bir hedefe ulaşmaya çalışırken, Uyuyan Adam’ın kahramanı hedeflerden vazgeçmeye çalışır.
Bu yönüyle kitap, modern insanın sürekli üretme ve başarılı olma baskısına karşı sessiz bir direniş olarak da okunabilir.
Kayıtsızlığın Peşinde
Roman boyunca kahramanın temel arzusu mutlak bir kayıtsızlık hâline ulaşmaktır. Artık istememek, beklememek, üzülmemek, sevinmemek ister. İnsanlarla kurduğu ilişkileri azaltır, gündelik hayatın ritminden uzaklaşır ve giderek kendi içine çekilir.
Ancak Perec’in önemli katkılarından biri, kayıtsızlığın sanıldığı kadar kolay bir durum olmadığını göstermesidir. İnsan dünyadan uzaklaşmaya çalışsa bile dünya onun peşini bırakmaz.