Bakara Suresi 146. ayetin tarihteki en eski ve günümüze tam metin olarak ulaşan ilk kapsamlı tefsiri, hicri 150 (miladi 767) yılında vefat eden Mukâtil bin Süleyman'ın Tefsîr-i Kebîr'idir.
Bu tefsirde ayetin yorumu, modern dönemdeki yaygın kanaatin aksine oldukça dikkat çekici bir odak noktasına sahiptir:
Mukâtil bin Süleyman Tefsiri (H. 150)
Mukâtil, ayette geçen "onu" (yâ'rifûnehu) zamirini doğrudan Kâbe ve kıblenin değişmesi bağlamında açıklar. Ona göre Ehl-i Kitap, Kâbe'nin gerçek kıble olduğunu ve Hz. İbrahim'den beri bu kutsiyetin devam ettiğini, kendi çocuklarını tanıdıkları gibi kesin bir bilgiyle bilmektedirler. Ancak bir grup, bu gerçeği (Kâbe’nin kıble oluşunu) bilerek gizlemektedir.
Diğer Erken Dönem Kaynaklar ve Anlam Kayması
Tarihsel süreçte ayetin yorumu şu şekilde bir değişim göstermiştir:
Taberî (H. 310): Erken dönem rivayet tefsirinin zirvesi olan Taberî'de, hem Kâbe hem de Hz. Muhammed (onun peygamberlik vasıflarının kendi kitaplarında yer alması) yorumu bir arada zikredilir. Taberî, Katâde ve İbn Abbas gibi sahabe ve tabiin isimlerinden nakil yaparak her iki görüşe de yer verir.
İbnü’l-Cevzî ve Sonrası: Hicri 500'lü yıllardan itibaren tefsir literatüründe "Hz. Muhammed'i tanıma" yorumu birinci sıraya yerleşmiş, "Kâbe" yorumu ise zamanla daha arka planda kalmıştır.
Rivayet:
Tefsirlerde sıkça geçen bir anlatıya göre Hz. Ömer, Abdullah bin Selâm'a (Müslüman olan bir Yahudi alimi) bu ayeti sorduğunda; Selâm'ın "Onu (Resulullah'ı) kendi oğlumdan daha iyi tanırım; çünkü semadaki Güvenilir Olan (Cebrail), yeryüzündeki Güvenilir Olan'a (Muhammed) onun vasıflarını indirmiştir. Ama oğlumun annesinin ne yaptığını [ihanet edip etmediğini] bilemem" dediği rivayet edilir.
Özetle; elimizdeki en eski yazılı tefsir olan Mukâtil tefsiri, konuyu