Belki ilk ve en belirsiz soru budur: Bu dersleri öğrenen kim? Ben kimim? Hayatımız boyunca bu soruyu kendimize defalarca sorarız. Doğumla ölüm arasında adına yaşam dediğimiz bir deneyim olduğunu kesin olarak biliriz. Peki ama ben bu deneyim miyim, yoksa bu deneyimi yaşayan mı? Ben bu beden miyim? Kusurlarım mıyım? Bu hastalık mıyım ben? Bir anne, bankacı, sekreter ya da spor meraklısı mıyım? Yetiştirilme biçimimin bir ürünü müyüm? Değişebilir miyim -ve hala kendim olabilir miyim- yoksa daimi olarak değişmez miyim? Bunların hiçbiri değilsiniz. Elbette kusurlarınız var ama siz, o kusurlar değilsiniz. Bir hastalığınız olabilir ama siz, size konulan tanı değilsiniz. Zengin olabilirsiniz ama siz, kredi değerlendirmeleriniz değilsiniz. Siz, özgeçmişiniz, semtiniz, dereceleriniz, yanlışlarınız, bedeniniz, rolleriniz ya da unvanlarınız değilsiniz. Tüm bu şeyler siz değilsiniz çünkü bunlar değişebilir.
İnsan yaşamı ve onurunu artık tanımayan ve insanı iradesinden soyutlayarak onu (fiziksel kaynaklarını son damlasına kadar kadar sömürdükten sonra) yok etmeyi planlayan bir dünyada, kişisel benlik en sonunda değerlerini kaybedebiliyordu.
Hissetmediğiniz şeyleri hissettiğinizi iddia ederseniz bu ikiyüzlülük olur. Ama karşınızdaki kişinin yararı veya zevki için bir sevgi davranışında bulunuyorsanız bu sadece tercihtir.