Martin Mystère serisinin Türkiye'deki yayın serüveninde Ocak 2023 tarihinde Lal Kitap tarafından yayımlanan 216 seri numaralı, "Slumberland'a Dönüş" adlı sayısı, orijinal İtalyan serisinde Ocak 2022'de yayınlanan ve özgün adı "Ritorno a Slumberland" olan 383. sayıya tekabül etmektedir.
Senaryo ve Hikâye: Giovanni Eccher
Çizimler: Fabio Piacentini
Kapak Resmi: Giancarlo Alessandrini
Çeviri: Zeynep Ece
New York sokaklarında yaşlı nüfus arasında hızla yayılan "Ritus" (AY İN) adlı yasa dışı bir uyuşturucu madde, kullanıcılarını ağır borçlara ve suça sürüklemektedir. Martin Mystère, yaşlı komşusu Margaret’in bu madde yüzünden bir silahlı soyguna karışıp gözaltına alınmasıyla olaya dahil olur. Soruşturma derinleştikçe, bu hapın sıradan bir uyuşturucu olmadığı, kullanıcılarına ölmüş yakınlarıyla iletişim kurma vaadi sunduğu anlaşılır. Martin ve Java, bu gizemli şebekenin peşine düşerken eski bir dosttan yardım istemek zorunda kalacakları tekinsiz bir gerçekle yüzleşirler.
Bu sayıyı elime alırken ilk anda şöylesine bir karıştırdığım sayfalardaki karmaşık çizimler aslında beni baştan bir rahatsız etti. Yine de çizer hakkında önyargılı olmamak adına peşin bir fikir belirtmek istemedim. Hikayeyi bitirdiğimde, Martin Mystère'in alışık olduğumuz paranormal maceralarının ötesinde, insan psikolojisinin yas ve yalnızlık gibi kırılgan noktalarına temas eden bir iş gördüm. Karakterin sırf gizem peşinde koşmayıp yaşlı komşusu üzerinden toplumsal bir drama dahil olması, anlatıya bence güzel bir ağırlık katmış.
Anlatıdaki sinematografik ikilik fena düşünülmemişti. Bir tarafta sadece "birkaç gün öncesindeki" zaman çizgisinde geçen, yaşlıların içine düştüğü hüzünlü durumu ve olayların gelişimini izlerken, diğer tarafta "günümüz" zaman çizgisinde Martin’in "ONLAR" adını verdiği güçten kaçtığı tempolu bir aksiyonu
HİÇ KİMSE BİLMEMELİ
Kate Alice MARSHALL
Kitabımız daha ilk sayfadan beni içine çekip resmen gerilim dolu bir aile kabusunun ortasına bıraktı. Yazarımız sadece bir cinayet gizemi yazmamış, aynı zamanda yıllarca insanın içinden çıkamayan çocukluk travmalarını ve aile içinde saklanan o karanlık sırları da inanılmaz iyi aktarmış biz okurlarına.
Hikâyemiz yıllar önce anne ve babalarının öldürülmesine tanık olan üç kız kardeşi anlatıyor: Emma, Juliette ve Daphne.
O geceden sonra hayatlarına devam etmişler gibi görünseler de aslında hiçbirinin geçmişi gerçekten geride bırakamadığını hissediyoruz. Emma’nın hamile olması, eşinin işini kaybetmesi ve maddi sıkıntıların iyice büyümesi yüzünden tekrar çocukluğunun geçtiği o eve dönmek zorunda kalmasıyla birlikte bütün eski yaralar yeniden açılıyor. Ve kasabaya döndüğü andan itibaren ortam o kadar gergin ki, herkes hâlâ o geceyi unutmamış gibi.
Kitabımızın en sevdiğim tarafı sadece “katil kim?” üzerine değil de üç kardeşin birbirleriyle olan o bozuk, kırık ilişkisi üzerine kurulu olmasaydı. Emma’nın sürekli herkesi toparlamaya çalışması, Juliette’in her şeyi kusursuz göstermeye uğraşması ve Daphne’nın ise aşırı rahatsız edici ama bir o kadar da dikkat çekici olması…
Ayrıca Daphne ne zaman sahneye çıksa içim gerildi çünkü ne yapacağını asla kestiremiyorsunuz.
Bir de sürekli ters köşe oldum diyebilirim. Tam “tamam çözdüm artık” diyorum, hop başka bir detay ortaya çıkıyor. Özellikle geçmiş ve günümüz arasında gidip gelen anlatım gerilimi bayağı güçlendirmiş.
Ama kitabın beni en çok etkileyen tarafı, bütün bu gizemin altında aslında çok hüzünlü bir aile hikâyesi olmasıydı. Çocukken yaşanan şeylerin insanın içinde nasıl kaldığını, yıllar geçse bile peşini bırakmadığını çok iyi hissettiriyor. Hem aşırı sürükleyici hem de insanın
Kitap ilk başta sarmıştı ana kadın karakterin erkek karaktere muhtaçmış gibi yazılması (özellikle ilk kitap 17. Bölüm ) erkek karakterin kadın karaktere bana muhtaçsın muamelesi yapmasına 4 kitap boyunca tahammül edemem yani.
Ayrıca aralarindaki aşk falanda değil
Biri ötekini ölüme terk eder can çekişirken izler diğerisi kendisini 383 gün öldü gösterip intikam almaya kalkar falan.
Birde ana erkek karakter (Karun kalender) şerefsiz olduğu halde nasıl bu kadar çok seviliyor anlamış değilim.
Benim en nefret ettiğim karakter şahsen
İkinci kitabın ilk bölümünden bıraktım okumayı
Saka ve SanrıMaral Atmaca · Ephesus Yayınları · 20252,489 okunma
James Joyce Hayatının on sekiz yıllık sürecini Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi eserini yayınlatmaya ayırmıştır. Yazar ilk bu kitabın ön taslağını ise Stephen Hero adında yazmıştır ancak yayınevlerinden olumsuz cevap alınca bir kaç bölüm sonra bu kitabı yazmaya ara vermiştir…Stephen Hero'nun ilk 518 sayfası kaybolmuş, geriye kalan 383 sayfa olarak yayınlamıştır. Joyce’un ilk romanı olarak kabul edilen ve kendisinin “okullu oğlan işi” diyerek küçümsediği Kahraman Stephen ilk kez Joyce’un ölümünden üç yıl sonra 1944 yılında basılmıştır.
Gelelim eserimize;
Otobiyografik tarzında yazılmış bir eserdir. Otobiyografi ile otobiyografik eser arasında ince bir fark bulunmaktadır.
Otobiyografik eserlerde kurmaca vardır. Otobiyografi eserlerde ise kurmacalık yoktur. Bu eserde ise hayatının sorunlarına dönemin milli, siyasi,dini ve şahsi sorunlarına değinmiştir. Yazarın okul travmaları, akran zorbalığı hepsi bu eserde yer edinmiştir. Yazar eğitimi okulu eleştirdiği kadar yöneticilerinde hatalarına değinmiştir.
Eserin en sevdiğim yanı ise Ulysses eserinin baş karakteri olan Stephen Dedalus anlatılmaktadır. Yazarın eserleri seçerken bilinçli isimler seçtiği çok aşikardır. Dedalus ne demek ilk merak burada başlatılıyor. Dedalus Yunan mitolojisinde zanaatkar bir figürü temsil etmektedir. Ad ve soyadlar mitolojiye göndermeler olarak seçilmiştir. Joyce üniversite yıllarında üç dil üzerine eğitim alan birisidir. Etimoloji ve mitoloji olarak güçlü kaleme sahiptir. Bunu da eserlerinde görmekteyiz.
Stephen Dedalus ise bize kendi düşüncelerini yansıtmaktadır.
Babası yeteneklidir ama tek sorunu alkole düşkünlüğüdür. Aslında Dedalus ( zanaatkar ) olarak seçmesi babasına atıftır. Babası hakkında yazmış olduğu travmalar eserde bellidir.
“Bay Deadalus kendini küçük bir dünyanın merkezi, herkesin sevgilisi olarak görmeye
Kahraman StephenJames Joyce · Aylak Adam Yayınları · 201763 okunma
“Hayatımı altüst etmek için gelmiş gibisin. Şaşırtıcı olansa hayatımın altını üstünden daha çok sevmeye başlamış olmam.”
Üçüncü kitap tam anlamıyla muhteşemdi. Hiç bitmeyen aksiyonu, duygusuyla beni sardı sarmaladı. Saka ve Sanrı’nın hayatları çok güzel giderken Karun’un ulaştığı bilgiler Saka’dan ayıracaktır. Saka’nın mutluluğu için ondan vazgeçer. Saka, annesini çocukken o depoda öldürdüğünü, katili olduğunu sanıp yıllardır her gece o kabusu görüyor ve o lanet siyah tokayı takıyordur. Hector ile yaptığı anlaşmada Karun, Saka’dan boşanacak, sözleriyle canını yakacak ama karşılığında annesini verecek ve onu tetikçiden kurtaracaktır. Saka’dan boşanır, ona deli raporu çıkmasına ön ayak olur ve canını yakacak ağır sözler söyler. Saka yağmurlu bir günde, kaldırım kenarında ağlarken yanında Kadem vardır. Ve hiç beklemediğimiz bir şey yapar o siyah tokayı çıkarır ve tetikçi Saka’yı kalbinden vurur. Ve tüm bunları Karun izler. Bu sahnelerde hak ettin Karun dedim ama sonra Saka’nın intikamı çok ağır oldu. Saka’yı ölü gösterdi Duha ve yurtdışına gitti. Karun ise 383 gece karısının mezarında uyudu, ağladı, her gece içti. Kalbim buralara dayanamadı. Ve döndüğünde Karun inanamadı ama gerçekleri öğrendiğinde Saka onun düşmanı olabilecek türdeydi. Çünkü başkasının mezarında 383 gece geçirmişti. Ve Saka sonunda neden boşandığını öğrendi. Bu defa Saka, Karun’un peşinden koşuyor. Zorla eve yerleşti. Karun ise hala onu düşünüyor, vazgeçemiyor, ne onunla ne onsuz olabiliyor ama hala bir eli üzerinde.
Gurur Kalender en sevdiğim karakter. Dışarıda bir komplo düzenledi tam arabalarına binecekken. Kırmızı işaretler Karun’u hedef aldı, bunu göre Saka Karun’un üzerine atladı. İkisi de bazı şeyleri biraz daha idrak ettiler. Gurur’un intikam yemeğinden sonra biraz daha araları düzeldi. Çünkü
Saka ve Sanrı 3Maral Atmaca · Ephesus Yayınları · 20251,102 okunma
Siz karunun yerinde olsaydınız 383 günü yaşatan bigeyi affedermiydiniz? Ben çok sevdiysem affederdim galiba çünkü bende ona bir sürü şey yaşatmış olurdum. ama genede kısa sürede olmazdı bu
Saka ve Sanrı 3Maral Atmaca · Ephesus Yayınları · 20251,102 okunma