Kahraman Stephen, Joyce’un daha sonra yazdığı ''Sanatçının Genç Bir Adam Olarak Portresi''nin ilk versiyonu. Yani aynı Stephen, aynı dertler, aynı İrlanda, aynı din baskısı, aynı ''ben kimim ve ne olacağım?'' sorusu. Ama anlatma biçimi bambaşka. Joyce bu kitabı yazarken henüz ne yapmak istediğini tam bilmiyor gibi. Stephen’ın ağzından sanat, estetik, din, felsefe üzerine uzun uzun konuşuyor; ama her şeyi fazla açık ediyor. Okura güvenmiyor ve alan bırakmıyor. Sanki ''bak, ben çok düşünüyorum'' demek ister gibi. Metin fazla geveze, fazla açıklayıcı, Stephen karakteri de biraz itici aslında; sürekli konuşan, kendini çok ciddiye alan, haklı olduğundan emin bir tip. Bir yazarın henüz kendi sesini bulamadığı dönem.
Bugün bu kitap neden okunuyor peki, bence cevap şu: Joyce’un nasıl Joyce olduğunu görmek için. Yani büyük bir yazarın, kendi estetik ölçütlerine göre yetersiz olması ve onu yakmaya teşebbüs edip, ondan çok daha güçlü bir şey yaratabilmesini görmek inanılmaz öğretici. Kahraman Stephen, bir yazarın çalışma defteri gibi okunmalı. O yüzden ben bu kitabı okurken şunu düşündüm: Asıl kahraman Stephen değil, Joyce’un kendisi. Yanlış yapan, vazgeçen, yeniden deneyen Joyce.
Kahraman Stephen’ı okurken insanın aklına şu geliyor: Bu bir roman değil de, bir yazarın kendi sesini aradığı uzun bir iç konuşma gibi. Joyce burada Stephen’ı anlatıyor ama aslında kendini deniyor. Ne söyleyeceğini biliyor; nasıl söyleyeceğini henüz bilmiyor.
Kahraman Stephen bugün, bitmiş bir eser gibi değil, bir yazarın nasıl yazar olduğunu görmek için okunmalı. Büyük bir roman arayanlar için değil; büyük bir dönüşümün izini sürmek isteyenler için.
Keyifli okumalar.