1908’de İttihatçıların ele geçirip on yıl içinde yıktığı imparatorluk, tam dört milyon üç yüz seksen üç bin (4,383,000) kilometre kare toprağa sahipti.
Theodosius, iktidarının sonraki yıllarında da teslis hipotezini Hristiyanlığın yegâne inanç öğretisine dönüştürebilmek adına tedbirler almıştır.Bu fermanlarda, “sapkın” görüşlü Hristiyan cemaatlerin kilise inşa edemeyeceklerine ve eğer etmişlerse devletin bunlara el koymasına yönelik kararlar neşredilmiş, tüm kiliselerin teslis paydaşlığında buluşmaları istenmiş, teslise inanmayan herhangi bir ruhbanın kilise hiyerarşisinde görev alması yasaklanmıştır. Bununla da yetinmeyen Theodosius, 383 yılında başkentte başlıca dinî grupların liderlerini toplayarak onlardan yazılı iman ikrarı talep etmiştir.İmparator, Nikaia formülüyle uyumsuz tüm ikrarları yırtarak 392 ve 394 tarihli fermanlarla tüm “sapkın” cemaatlerin kiliselerine resmen el koymuştur.İmparator, sonraki bazı fermanlarda kovuşturmaların şiddetini daha da arttıran kararlar almıştır.İşte, devletin bu sistemli politikalarındandır ki, teslis öğretisi Hristiyanlığın genel kanaatine dönüştürülmüştür.Böylece, Roma yönetiminin kilise içi meselelere dâhil olması İsa’nın “tanrılaştırılması” sürecinin en son ve belki de en önemli aşaması olmuştur. Hristiyanlar, İsa öyle dediği için değil, fakat biraz da Roma imparatorları böyle takdir ettiği ve bu takdirlerini de zorla dikte ettikleri için “tanrısal” bir Mesih’e inanmış ve ona tapmışlardır.
"Câbir (Radıyallahu Anh) dan rivâyet edilen bir hadis-i şerîfte ifade edildiği üzere (sabahleyin) En âm Sûresi'nin başından üç âyet-i kerîmeyi okuyan kimsenin kalbine, şeytan her ne zaman yalnış bir fikir atmak isterse, beraberinde demirden bir kamçı bulunan bir melek yedinci kat semâdan inerek onunla şeytan arasına yetmiş bin perde koyar. (el-Kurtubî, Tefsîru'l-Kurtubi, 6/383; el-Cemel, Hâşiyetü'l-Cemel, 2/2)"
Hepimiz rabbimizin huzurundayız. Rabbimiz her anda bizi varlıkta tutar, bize muamelede bulunur ve bize “haydi, kulum güzel yap, doğru yap, doğru anla, doğru bak, doğru gör, bana şahid ol, şehadet et” buyurur. “Biz onlara, afakta (tüm kâinatta) ve enfüste (kendi nefislerinde) âyetlerimizi göstereceğiz ki o (Kur’ân)ın hak olduğu onlara (iyice) belli olsun.”382 “Biz, bir resul göndermedikçe (kimseye) azap edici değiliz.”383 “Bir kavme âyetlerimizi öğretmeden, anlatmadan, iyice belletip kavratmadan hiç azap eder miyiz” buyuruyor Allah.
Âyetlerde görüldüğü üzere daveti yapan Allah’ın kendisidir. Gerisi bizim için vesiledir. Vesileyi görüp vesilenin sahibini görmemek; eli görüp eli kullananı görmemek, aynı zamanda kalemi görüp yazanı görmemektir; yani aklı kullanmamak ve bakmayı bilmemektir. Vesilenin sahibini görmek için yaşadığımız her olayda aklımızı rabbimizin vahyine göre sonuna kadar kullanmamız ve rabbimizin bize onlar üzerinden bizi kendine nasıl davet ettiğine şahid olmamız lazım.