Batı'nın bilimde ve teknikte büyük başarılar sağlayıp, her alanda uygarlık yaratmasıysa, İslam dünyasının haset ve kıskançlıktan doğma düşmanlığına neden olmuştur. Fakat kuşkusuz ki dinsel neden 1.400 yıl gerilere inen yönleriyle ağır basmıştır. Bu yüzden Batı'nın gelişmesinden ders almak,Batı'ya yönelmek hep "kafirlik" sayılmıştır. Oysaki geçen yüzyıl dahala gerilikler içerisinde yüzen ülkeler (örneğin İsveç, Polonya, Rusya ve Japonya) Batı'yı taklit ederek, Batı'nın düşünce tarzını ve usullerini benimseyerek gelişmişler ve hatta Batı'dan öğrenip aldıkları yenilikler sayesinde Batı'yı dize getirecek aşamalara yönelebilmişlerdir.
Dinden bağımsız da ahlak olur
Türkiye’de kimse, ahlakın dinin tekelinde olmadığını bilmez. Çünkü çocukluktan itibaren, din ve ahlak konuları, okuldaki derslerde dahil olmak üzere, paralel öğretilir! Adı üstünde: “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi. Sanki ahlak kavramı tektanrıcı dinlerle birlikte ortaya çıkmış gibi uydurma bir ahlak tarihi anlatılır çocuklara. Oysa ahlak, yazılı kaynaklara göre, tektanrıcı dinlerin ortaya çıkmasından binlerce yıl önce, yazılı kaynakların ötesine de geçecek olursak, muhtemelen on binlerce yıl önce zaten vardı. Sadece genel olarak ahlak değil, tektanrıcı dinlerin bazı ahlaki değerleri de bu dinler ortaya çıkmadan önce zaten vardı. Daha yakın bir geçmişe bakacak olsak bile, MÖ 5 ve 4. yüzyılda, yaklaşık 2400 yıl önce yaşamış olan Platon, Aristoteles ve Epikuros gibi Antik Yunan filozofları, tektanrıcılıktan tamamıyla bağımsız olarak, adalet üzerine, ahlak üzerine, iyilik üzerine, erdem üzerine, dostluk üzerine yüzlerce sayfalık kitaplar yazmışlardı. Bu dönemde Musevilik Ortadoğu’da ufak bir coğrafya ile sınırlı bir azınlık diniydi ve Antik Yunan’daki egemen din değildi; çoğu filozofun bu dinden haberi bile yoktu. Hıristiyanlık ve Müslümanlık ise daha ortaya bile çıkmamıştı; Hıristiyanlık Platon’dan yaklaşık 400 yıl sonra, Müslümanlık da Platon’dan yaklaşık 1000 yıl sonra ortaya çıktı. Platon, Aristoteles, Epikuros gibi filozoflar Musevi, Hıristiyan veya Müslüman değildi; ancak ahlak, adalet, iyilik, erdem, dostluk üzerinden bir yaşam biçimi ortaya koymuşlardı. Tektanrıcı bir kültürde yetişen birçok filozof ve düşünür için de aynı şey geçerlidir. Hume, Marx, Sartre, Russell gibi düşünürler, dindar olmadıkları halde, dinsiz oldukları halde, Tanrı’ya da inanmadıkları halde, adalet üzerine, eşitlik üzerine, ahlak üzerine, iyilik üzerine yıllarca düşünmüşler, bu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kıbrıs davasında hemen her devlet, dost ve müttefik sandıklarımız bile aleyhimizde olmasına rağmen işte 100.000 Türk, 400.000 Rumla boğuşuyor. Bu oransız vuruşmada yenilmeyişinin sebebi anayurdun kendisini desteklediğini bilmesidir. Hele bu destek, kritik anda Erenköyü'nde yapılan hava saldırısı gibi olunca Kıbrıs Türkünün savaşı daha yıllarca sürer: Türk birlikleri Kıbrıs-a çıkıncaya veya Selânik'e girinceye kadar... Kerkük Türkü'nün de desteğe ihtiyacı var. Üstelik Kerkük Türkü daha da talihsizdir. Nasıl talihsiz olmasın ki Barzânî adında bir Kürt eşkıyası devlet kurmaya ve Kerkük Türklerine azınlık hakkı vermeye kalkıyor. Kurtu-luş Savaşı'ndaki bir türkü, Yunan gibi aşağılık bir düş-manın Türkiye topraklarına ordu sokmasını: Ankara'nın taşına bak, Gözlerimin yaşına bak. Biz Yunan'a esir olduk, Şu feleğin işine bak. mısralarıyla anlatılıyor ve talihin böyle hain bir tecelli-sine karşı Türk Milleti'nin öfkeli şaşkınlığını belirtmiş oluyordu. Bu acı hâtıra yetişmiyormuş gibi, şimdi bir de Kürt devlet kuracak da 1.000.000 Türk'e azınlık hakkı mı verecek? Bu küstahça iddialar karşısında Türkiye'nin kültür ve fikir hayatında söz sahibi olan, söz sahibi olduğunu iddia eden bunca kalem sahibi arasından, Sedat Simavi gibi biri çıkıp da Kerkük Türkleri'ni millî bir dava haline getire-mez mi?
Sayfa 35 - Ötüken, 17 Temmuz 1965·Kitabı okuyor
"Bugün siz buzdolabı imal etmeye kalksanız önce pazara bakarsınız. Pazarın durumuna göre imalata geçersiniz. Bizim yapımcılarımız ne yazık ki bunu düzenleyemediler. Yılda 100 filmi zorlukla kaldırabilecek bir piyasaya 200-250 yerli film ve 400 yabancı filmle yüklendiğiniz zaman, bütçeler bölünecektir. Kâr payı düşüyor. İş yapmıyor. Çünkü film çok..."
Sayfa 245 - 1989·Kitabı okuyor
Alıntı
29 Ağustos 1526 tarihindeki Mohaç Zaferi Avrupa tarihinin değiştiği bir olay, Türklerin imparatorluğu'nun Zirve noktası kabul edilebilir. Yaklaşık 400 yıl sonra 30 Ağustos 1922'deki Dumlupınar Başkumandanlık Meydan Muharebesinde kazanılan Zafer ise Türklerin Küçük Asya'daki anavatanlarını savunmalarının zaferidir, beklenen başarıdır. 26 Ağustos 1.071 Türklerin Anadolu'ya giriş tarihidir. 26 Ağustos 1922 Anadolu'dan asla çıkmayacağımızın belgesidir. İlber Ortaylı
Sayfa 89·Kitabı okudu
Tüm maddi avantajlarına rağmen, yerleşik yaşam bizi stresli ve doyumsuz bireyler haline getirdi, köy ve şehirlerde süregelen yaşamımızda 400 nesil sonra bile unutmadığımız bir şey var: Öylece uzayıp giden bir yol usulca, neredeyse unutulmuş bir çocukluk şarkısı gibi bize sesleniyor hâlâ.
Sayfa 68·Kitabı okudu