Kitaptan herkes o kadar etkilenmişti ki “vay be, neymiş bu kitap” diyerek başladım. Ancak ilk yüz sayfada, derinliksiz ve toksik bir ilişkinin gereksiz detayları arasında boğuldum. Başta “herhalde birazdan açılır” diye düşündüm ama meğer bu hal 438 sayfa boyunca sürüyormuş.
Her konunun arasına sıkıştırılan bir E, bir Eyşan karakteriyle; hiçbir meseleye tam olarak girilemeden, daldan dala atlayan bir anlatı var. Farklı anlatım teknikleriyle araya giren metinlerden ne çıkarmamız gerektiği belirsiz, hiçbir karaktere gerçekten nüfuz edemiyoruz. “Uyurgezer gecelerinde” ne olduğunu anlayabilmemiz için yaklaşık 300 sayfa boyunca sadece E okuyoruz.
Neyi, neden okuduğumuzu ve bunun neden bu kadar uzun olmak zorunda olduğunu bir türlü kavrayamadım. Yarım bırakmayı düşündüm ama sırf bu incelemeyi yazabilmek için bitirdim. Ayfer Tunç’tan daha önce birkaç kitap okudum; yer yer sevdim, yer yer mesafeli kaldım ama buna rağmen, bu kadar çiğ bir toksik ilişkinin 400 küsur sayfa boyunca anlatılmasına gerçekten gerek var mıydı, emin değilim.
Anne jenerasyonu üzerinden biraz daha derinleşmesini beklerdim. Okumaya başladığımda Kairos’tan bir ilham mı var diye düşündüm; benzer yapılar sezdim. Nesinden, neresinden bu kadar sürükleyici ve duygu yüklü bulunduğunu gerçekten anlayamadım.
Bana doğru düzgün bir duygu geçmediği gibi, güçlü bir psikolojik etki de hissetmedim. Bölük pörçük, oradan oraya sıçrayan metinler ve her an araya sıkıştırılan bir E. Benim için kitap bu kadardı.