Altın sarısı iz şimşek gibi çakıvermişti içimde; sonsuzluğu aklıma getirmiş, bana Mozart’ı, yıldızları anımsatmıştı. Bir saat gibi bir süre yeniden rahat nefes alabilir, yaşayabilir, var olabilirdim; acılar çekmem, korkulara kapılmam, utanç duymam gerekmezdi.
Kim yaşamının kalıntıları üzerinde uçup gitmekte olan anlamın peşine düştü, saçma görünen şeylere katlandı, kaçıkca görünen şeyleri yaşadı? O en son çılgınca karmaşa içinde bile vahyi ilahiyi ve Tanrı yakınlığını bulacağı umudunu kim gizlice barındırdı içinde?
Su hayattır ve beynimin hayat bulmaya ihtiyacı var. Stres altında bir yaşamı istemediğim halde bu yoğunluğun olmasına sebebiyet “susuyor” olmam. Gri de bir renk ve siyaha çalıyor hayatım , gökkuşağı ise beklenilen. Asosyal olmak yerine sosyalliğime mesafe koymam daha uygun bir çözüm görünüyor. Herkese, her yere, her şeye yetişemez insan. Kendine zamanı olmayan biri hiç bir şeye yetişemez...
“kahreden keder, kısaca hayat.
Ve nefesindir , ve. nefesindir.
Ağlamak şu gelip geçici dünyada,
Her şeye rağmen var olmak demek...”
(Fatma Sezen Yıldırım)