Kusursuzca Kusurlu serisinin ikinci kitabı olan Kırgın Fısıltılar’ı, Tuvaldeki Yaralar’dan sonra çok ara vermeden okudum ve bunu da yine iki günde bitirdim.
Normalde bu tarz kitaplar okuyan biri değilim. Daha çok edebi kitaplara, dili güçlü metinlere ve karakterlerin iç dünyasına daha derinden giren romanlara yönelirim. Ama yakın bir arkadaşımın önerisiyle bu seriye başlayınca, mafyatik romantik drama türünün neden bu kadar hızlı okunduğunu da anlamaya başladım.
İlk kitap beni ortaokulda okuduğumuz Wattpad kitaplarına götürmüştü. Kırgın Fısıltılar’da da o his devam etti. Yine karanlık bir atmosfer, hızlı ilerleyen olaylar, romantik gerilim ve dramatik bir hava var. Kitap kendini okutuyor, bunu inkar edemem. Zaten iki günde bitirmem de bunun kanıtı.
Ama açıkçası bu kitabı ilk kitap kadar sevemedim.
Benim için en büyük sorun, bazı duyguların ve olayların fazla hızlı ilerlemesiydi. Türün dinamikleri gereği bazı şeylerin abartılı olmasını bekliyordum ama yine de yer yer daha fazla derinlik aradım. Özellikle karakterlerin yaşadıklarını, birbirlerine yaklaşma biçimlerini ve duygusal geçişlerini daha güçlü okumak isterdim. Bazı yerlerde hikaye akıyor ama beni tam olarak içine almıyor gibiydi.
Kırgın Fısıltılar, Bianca ve Mikhail üzerinden ilerleyen mafyatik romantik drama türünde bir kitap. Bu yüzden edebi bir roman beklentisiyle okunursa hayal kırıklığı yaratabilir. Bence bu kitap daha çok hızlı akan, kafa dağıtan, romantik gerilimi yüksek ve türün kalıplarını seven okurlara hitap ediyor.
Ben türün yabancısı olarak okuduğum için bazı yerlerde eğlendim, bazı yerlerde göz devirdim. Akıcıydı, sıkmadı, merak ettirdi ama bende güçlü bir etki de bırakmadı. Bu yüzden puanım biraz daha düşük kaldı.
Kısacası Kırgın Fısıltılar benim için hızlı okunan ama çok iz bırakmayan bir