İbn'ül-arabi'yi doğru olarak anlayıp değerlendirebilmek için, kanaatımca bazı hususlara dikkat etmek lazımdır. Bunlardan birincisi, İbn'ül-arabi'nin lafızlar'a değil, onların ihtiva ettiği manalar'a önem vermesidir. Misal olmak üzere ibn'ül-arabi bir tercüman'ın lafızları değil fakat manaları aktarmas'ı gerektiğini, daha doğrusu bu manalardan anladığı şeyi nakletmesi icab ettiğini önemle işaret etmektedir: [Fut. 3/621 (21)] Dikkat edilmesi gereken ikinci nokta, İbn'ül-arabi'yi belli bir yönden (:tek taraflı) değil, fakat onu, sisteminin bütünlüğü içinde dikkate almak ve herhangi bir sözünü ancak bu çerçevede değerlendirmektir. Aksi takdirde İbn'ül-arabi hakkında ileri sürülecek kanaatlar daima yanlış olacak ve onun fikirleri, esas gayesinden başka manalara saptırılacaktır. Galiba bu maksatla olmalıdır ki İbn'ül-arabi şöyle diyor : « . .. Benim söylediğimi, tek gözlü olanlar değil, iki gözlü olanlar anlar .... » (Fut. 3/465(9) Nihat Keklik
1000Kitap
TARİHÎ ROMAN ve ZAMAN ŞUURU ETRAFINDA...
Irkçı-turancı hissiyatını ideolocyalaştırmak için bir ömür çırpınan, posa Türkçülüğü’nün ahmâk inanmışı Hüseyin Nihâl Atsız’ın romanları, beslendiği altyapının çürüklüğü bir tarafa, bu eserin değerlendirme çerçevesine girmeliydi; biz de öyle yaptık. Kısa bir roman kabul edilen, fakat uzun bir hikâye de sayılabilecek olan ve bizce önemli bir sanat keyfiyeti taşımayan “Dalkavuklar Gecesi” adlı eserinden dolayı ademe mahkum edilen ve resmî ideolojinin hışmına uğrayan bu yazar, ismi geçen eserinde “Hattuşaş” adlı bir ülkede yaşayan ve etrafındaki dalkavukları gördükçe mest olan sarhoş bir kraldan bahseder. Kimilerine göre bu kral resmî ideolojinin kurucusudur ve bu sebeble orijinallikten hiçbir nasibi olmayan bahse değmez yazarcıklar edebiyat antolojilerinde “romancı” diye takdim edilir de Nihal Atsız’dan pek bahseden olmaz. 1941 yılında yazılan ve ilk roman çalışması olan “Dalkavuklar Gecesi” bir yana, Türk edebiyatının en alışılmadık roman hamlelerinden birkaçına imza atan bu yazardan, iyi veya kötü bahsedilmeliydi oysa. Bu vesileyle, en ünlü romanı “Bozkurtların Ölümü” ile, bizce en kalitelisi olan “Ruh Adam”ı değerlendireceğiz ve kendi bakış açımızı ortaya koyacağız. BOZKURTLARIN ÖLÜMÜ Sayfalarında baştan sona tarihî bir romantizm uçuşan bu eserin konusu, 7. yüzyılın ilk yarısında, Göktürk Devleti’nin topraklarında ve Çin’de geçer. Roman, üniversite öğrenci yurdunda, yaz tatilinde oradan ayrılmayan gençlerin sohbeti ile başlar. Gökte muazzam güzellikte bir ay vardır ve öğrenciler samimi bir havada sohbet ederken, “Tonyukuk” diye adlandırdıkları bir tarih talebesinden, yazmakta olduğu romanı okumasını isterler ve işte o ânda “621 Yılında Bir Yaz Gecesi” başlığı ile “Bozkurtların Ölümü” başlar. __Bu romanı okuyan ve hele ilk gençlik çağında körpe bir heyecanla
Hüseyin Nihal Atsız
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gülün Adı | Umberto Eco Altıncı Gün - İkindi Sayfa: 621 Başlayıp, William’ı dinlemek istemiyor; değerli taşların dili üstüne konuşuyor; son üzücü olaylarla ilgili soruşturmanın sürdürülmemesi isteğini dile getiriyor. Belirsizliğin Dehşeti: Günah Keçisi Arayışı Ve Görünmez Düşman ​💬 Alıntı: ​"Bu sabaha değin en kuşkulu görünen kimselerin tümü de öldü. Daha düne dek herkes Berengar'dan sakınıyordu, aptal, hain ve kösnül Berengar'dan; sonra kilerci, sapkınlığından kuşkulanılan biri; son olarak da Malachi, hiç kimse tarafından sevilmeyen... Şimdi kimden sakınacaklarını bilmiyorlar; hemen kendilerine bir düşman bulmaları gerek ya da bir günah keçisi. Herkes birbirinden kuşkulanıyor; bazıları tıpkı senin gibi korkak; bazıları başkalarını korkutmaya karar vermişler. Hepiniz de tedirginsiniz." ​📌 Metnin Bağlamı ​Olay örgüsünün düğüm noktalarından birinde, kütüphanenin gizemleri çözülmeye çalışılırken ölümler durmak bilmez. Manastır sakinleri için "olağan şüpheliler" listesi birer birer mezara girmektedir. Berengar, Remigio ve Malachi gibi uçlarda yaşayan veya sevilmeyen karakterlerin ölümü, topluluğu bir "düşmansızlık" krizine sürükler. Somut bir katil bulunamadıkça, korku soyutlaşır ve herkesin birbirine zehirli bir şüpheyle bakmasına neden olan genel bir histeri dalgasına dönüşür. ​📌 Tematik Çözümleme ▪︎ ​Günah Keçisi Psikolojisi: İnsan zihni, açıklayamadığı felaketleri rasyonalize etmek için bir "öteki" yaratmaya ihtiyaç duyar. Düşman öldüğünde korku bitmez; sadece yeni bir hedef arayışına girer. ▪︎ ​Düzen ve Kaos: Şüphelenilenlerin ölümü, manastırdaki hiyerarşik ve ahlaki düzenin tamamen çöktüğünü gösterir. Artık "kötü" olanlar da gittiğine göre, geriye kalan "iyiler" arasındaki karanlık potansiyel ortaya çıkar. ▪︎ ​Paranoya (Kolektif Korku): Korku sadece bir
1000Kitap
Tevbe - 38-41. Ayet یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا مَا لَكُمْ اِذَا قٖیلَ لَكُمُ انْفِرُوا فٖی سَبٖیلِ اللّٰهِ اثَّاقَلْتُمْ اِلَى الْاَرْضِؕ اَرَضٖیتُمْ بِالْحَیٰوةِ الدُّنْیَا مِنَ الْاٰخِرَةِۚ فَمَا مَتَاعُ الْحَیٰوةِ الدُّنْیَا فِی الْاٰخِرَةِ اِلَّا قَلٖیلٌ Ey iman edenler! Size ne oldu ki, «Allah yolunda savaşa çıkın!» denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Dünya hayatını ahirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası ahiretin yanında pek azdır. Tefsir: Bu âyetlerden itibaren sûrenin sondan ikinci âyetine kadarki bölümün ana konusu Tebük Seferi’dir. 29. âyetin tefsiri sırasında belirtildiği üzere, bu sûrenin nâzil olduğu dönemde müslümanlarla Suriye bölgesinde ve Medine-Şam yolu üzerinde bulunan Bizans hâkimiyetindeki hıristiyan Araplar arasında gergin bir durum yaşanmaktaydı. Siyer, tarih ve tefsir kaynaklarındaki yaygın bilgilere göre 630 yılının sonbaharında, Bizans’ın bazı hıristiyan Arap kabilelerini de yanına alarak Medine’yi kuzeyden istilâ edeceği haberi Resûlullah’a ulaşmıştı. Şam-Medine arasında gidip gelen tâcirler vasıtasıyla bu haber öylesine yaygınlık kazanmıştı ki, Medine’de büyük bir gürültü kopsa müslümanlar birbirlerine, “Yoksa Gassânîler mi saldırdı?” diye sorar hale gelmişlerdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber sefer hazırlığına başladı. O sırada mevsim sıcaktı, kıtlık ve kuraklık yaşanmaktaydı. Şartların ağırlığı sebebiyle Hz. Peygamber –daha önceki seferlerde alışılandan farklı olarak– hedefi açıklamayı tercih etti ve Bizans’la savaşın söz konusu olabileceğini bildirdi. Kıtlık ve benzeri sıkıntılardan dolayı bu seferin hazırlık dönemine “zorluk zamanı” (sâatü’l-usra), hazırlanan orduya da “zorluk ordusu” (ceyşü’l-usra) denmiştir (Tebük Seferi’nin gerekçesiyle ilgili yaygın kanaati eleştiren bir yaklaşım için bk. Hüseyin
Din
"Suç işlenen yerde bulunmak suça iştirak edildiği anlamına gelmez." Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No : 2021 / 1-355 Karar No : 2022 / 621
Yargıtay Kararı