Johann Wolfgang Von Goethe
Doğayı kavramak ve doğrudan kullanmak az insana nasiptir. Onlar idrak ile kullanım arasında kolayca bir hayal uydurur, bu hayal kolayca yerleşir ve asıl konu ve kullanım sebebi unutulur. 621 Aynı şekilde büyük doğada, en küçük çemberin içerisinde yaşananların aynısının gerçekleştiği, kolayca idrak edilemez. Tecrübeyle bunu öğrenmeye zorlandığımızda nihayetinde razı geliriz. Sürtünen kehribar tarafından çekime uğrayan saman en muhteşem gök gürültüsüyle akrabalık içerisindedir, hatta bire bir kendidir. Bu mikromegik durum birkaç başka durum için de geçerlidir. Ancak bu saf doğa aklı bizi hemen terk eder ve yapaylığın kötü ruhları bizi zapt ederek her yerde geçerliliğini sağlamaya çalışır. 622 Yaşadıkça, aslında doğaya hükmetmek için en yüksek haliyle var olan insanı gördükçe, aslında kendisini ve kendisinden olanları şiddetli ihtiyaçlardan kurtarması gereken insanı gördükçe, içim fenalaşıyor. Önceden hatalı olarak yerleştirmiş olduğu bir kavramdan yola çıkarak, bütün bunların tam aksini yapışını, kendi istediğini yapışını izledikçe ve nihayetinde temelin geneli talan olduğundan, bireyi de acınası biçimde berbat ettiğini görmek gitgide içimi acıtıyor. 623 Seyre açık olan hep aynı dünyadır, daima izlenen veya sessizleşen. Daima aynı insanlardır doğru veya yanlışta yaşayan, ilkinde ikincisinden daha rahat olarak. 624 Batılı komşularımızın en yeni felsefesi, insanın ve de ulusların ne kadar böbürlenirse böbürlensinler ve aynı şekilde, daima doğuştan gelene geri döneceklerini kanıtlamıştır. Doğası ve yaşam tarzının belirleyicisi o olduğuna göre, başka türlü olması mümkün müdür ki? 625 Fransızlar materyalizme yüz çevirdiler ve ezeli özün açıklamasında ruh ve cana daha fazla yer verdiler. Duyumculuktan koptular ve insanın doğasının derinliklerinde kendiliğinden bir gelişim
Felsefe
Nur Dağı / Hira Mağarası / Arayış
Efendimiz otuz beş yaşını geçince yalnızlığı sever bir hale geldi ve yılın, o zamanı ki ismi ile Ramad olan Ramazan ayında Nur Dağı'ndaki, Hira Mağarası'na gitmeye başladı. Efendimiz (sas) Nur dağındaki bu mağarayı nasıl bulduğuna dair farklı rivayetler vardır. Ya çobanlık yaptığı yıllar bu mağarayı görmüştür ya da içlerinde dedesi Abdülmuttalib ve Hz. Ömer'in amcası Zeyd b. Amr b. Nüfeyl'inde bulunduğu Mekke'deki haniflerin bazılarının gidip, geldiği bu mağarayı onlardan öğrenmiştir. Kimden öğrendiyse Efendimiz bu mağaraya tam üç sene boyunca, yılın Ramazan ayında gidip orada insanlardan uzak, Rabbine ise yakın bir halde kalmıştır. Yaş otuz sekiz olunca da, bu hal onda daha ileri bir seviyeye çıktı. O günler, Efendimiz (sas) daha fazla insanlardan uzak kalmak istiyor, zihninde çakan şimşeklere, yüreğinden coşup gelen feryatlara bir çözüm bulmak istiyordu. Efendimiz bu çözümü nerede ve nasıl bulacağını bilmiyordu. Ama sanki gidip geldiği Nur Dağın'da bir şeyler olacaktı. Bu dağ Mekke'nin kuzey-doğusunda, Kabe'ye 6-7 km uzaklıkta, yaklaşık 621 metre yüksekliğinde, çıkışı oldukça zor, taşlarla kaplı bir dağdı. Efendimiz (sas) bu dağın zirvesine yirmi metre kala, bir insanın ancak sığabildiği bu mağarada o fırtınalı günlerini geçiriyordu. ... Efendimiz (sas) de orada saatler ve günlerce tefekkür ediyor, varlık alemini ve yaratılışı düşünüyor, neden var edildiği üzerinde kafa yoruyor, şirke bulaşmış insanlığın yeniden nasıl tevhid çizgisine kavuşturulabileceğinin yollarını düşünüyordu. Mahzun mahuz Kabe'ye bakıyor, yürekten ah ah diye inliyor, atası ibrahim'in tevhidile yoğurup düzelttiği Kabe'nin üç yüz altmış cansız puta teslim edilmesini içerliyordu. Yani, Efendimiz anlamı "arayış" demek olan Hira'da hakkı ve hakikati arıyordu.
Sayfa 85·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Geleneksel yöntemlere dayalı ilköğretim veren okulların sayısı 1892'de 18.983 iken, modern okulların sayısı sadece 3.057 idi. 1905-06'da modern ilkokulların sayısı 9.347'ye yükselmişti. Bu sayı, 3.388 erkek ve 304 kız devlet okulunu, 143 erkek ve 36 kız özel (cemaatlerce finanse edilen) okulunu ve 3.621 devlet ve 567 özel karma okulunu içeriyordu. Her okulda yaklaşık 100 öğrencinin öğrenim gördüğü varsayılırsa, aşağı yukarı 37 milyonluk bir nüfus içinde modern ilkokullarda okuyan toplam öğrenci sayısının yaklaşık bir milyon olduğu söylenebilir.
Marx'ın iktisadi evre analizi Marx, kendisinin de tanık olduğu krizleri, genel aşırı üretim krizleri olarak tanımlar. Çünkü durgunluk, ekonominin aşırı ısınmasını takiben meydana gelmekte ve şirketlerin mallarına alıcı bulamamasıyla,yani stokların şişmesiyle sonuçlanmaktadır. Bazı sektörlerin kendine has krizlerinden ayırt etmek için bu gibi daralmalarda genel sıfatı kullanılır. Marx bu tarz krizleri kısmi olarak nitelendirmektedir [Marx, 1862, II, p.620-621]. Genel krizler ekonomik döngülerin evreleridir:"(...) modern sanayinin belirlediği iktisadi döngüler şunlardır: durağanlık, büyüyen canlılık, gelişme, aşırı üretim, çöküş, durgunluk, durağanlık vb..." [Marx 1894, Böl 22, p:27]. Kapital ekonomik konjonktürlerin incelenmesine ilişkin birçok öğeyi barındırmaktadır. Durgunluk öncesi aşırı üretimden kaynaklanan stok birikiminin dışında, Marx işsizliğin artmasını gözlemlemekte (sanayi ordusu rezervinin oluşumu) ve bu bağlamda parasal-finansal mekanizmalara büyük önem vermektedir. Birçok kez fiyatların, ücretlerin, kâr oranlarının, borçların ve para miktarının konjonktürel değişimlerine göndermede bulunmuştur. Kâr oranlarının tarihsel gelişiminden bağımsız olarak düzenli aralıklarla verimliliği tehlikeye sokan iki mekanizma ileri sürülmüştün Sermayenin aşırı birikimi: üretim artışının tetikledlği büyüme, istihdamı çalışmaya müsait nüfusun sınırına çıkarmaktadır. Böylece artan ücretler kârların düşmesine neden olur. Bu durumda firmalar ekonomik faaliyetlerini kısarak krizi tetiklerler. Ekonominin aşırı ısınmasından kaynaklanan kredi artışı ve faiz oranlarının yükselmesi, şirketlerin borç tutarlarını artırır. Kredi mekanizmalarındaki gerilim, aşırı üretimden ve istikrarsızlıktan doğan bir etken olarak tanımlanmıştır. Marx krizierl ne ücretlilerin eksik tüketimi ile ne de
Sayfa 70·Kitabı okudu
Alıntı
Her yıl bütün dünyada bir savaş neticesi insanın can kaybına neden olan kent içi ulaşım hakkında entelektüel bir itirazın gelişmediği görülmektedir. TÜİK 2011 raporuna göre Türkiye'de trafik kazasına dayalı olarak her yıl ortalama 4.000 kişi ölmekte ve 200.000 kişi ise yaralanmaktadır. 2005 yılı istatistiklerinde demiryollarında 522 ve karayollarında 621 bin 183 kaza olmuş; demiryolu kazalarında 143 kişi, karayollarındaki kazalarda ise 4 bin 525 kişi ölmüştür. Yine demiryolu kazalarında 273 kişi yaralanırken karayolu kazalarında 154 bin 94 kişi yaralanmıştır. Bu ölüm ve yaralanmalara rağmen Türkiye'de insan ve mal taşımasının demiryolları ile yapılmıyor olması, Batı tipi kent şablonlarının ve dahası Batı kapitalizminin eşya-mal modernliğinin ihtiyaçları ile açıklanabilir. Ulaşım için ayrılan alan açısından da demiryolunun üstünlüğü tartışılmaz boyuttadır. Aynı kapasitede taşımacılık için demiryolları, karayollarına göre daha az arazi gerektirmektedir. Platform genişliği 13,7 metre olan çift hatlı, elektrikli bir demiryolu hattı kapasite açısından, 37,5 m. genişliğinde 6 şeritli bir otobana eşdeğerdir. Karayolları 2,7 kat daha fazla arazi kullanımı gerektirmektedir. Otoyolun km. maliyeti 24 milyon Dolar, çift hatlı, sinyalli, elektrikli demiryolunun km. maliyeti 4 milyon Dolar'dır. Karayolunun teknik ömrü 10 yıl, demiryolunun teknik ömrü ise 30 yıl'dır.
Sayfa 118 - MGV Yayınları·Kitabı okuyor
Sovyetlerin yenilmesini memnuniyetle
Kırk ikinci belge (621-12.06.1941) Alman Dışişleri Siyasi Daire’den Müşavir Kramarz’ın, Ankara Askeri Ataşesi Rohde’nin 10 Haziran tarihli raporuna dair değerlendirmesini içermektedir. Ayrıca Almanya ile Sovyetler arasında olası bir savaşta Türkiye’nin Sovyetlerin yenilmesinden memnuniyet duyacağını açıkladıktan sonra bazı Alman uçaklarının Türkiye’ye zorunlu iniş yaptıklarından da söz etmektedir.
Sayfa 76 - İlgi Kültür Sanat Yay.·Kitabı okudu
Tarih-Araştırma