Karatay hanı vakfiyesinde kaydolunan bilgiler
Zengin personel kadrosu Türkiye Selçuklu hanları içerdikleri birimler itibarıyla çok çeşitli meslek gruplarına ve devlet görevlilerine ev sahipliği yapmaktaydı. Buralarda görev yapan meslek gruplarının tespiti konusunda çağdaş kayıtlar bazı veriler içermektedirler. Nitekim Selçukluların çağdaşı olan ve Memlûk Sultanı Baybars ile birlikte Selçuklu topraklarına gelen Muhiddin b. Abdüzzahir'den öğrenildiğine göre Kayseri'de bulunan Karatay Hanı oldukça sağlam, kale gibi bir yapıydı ve burada çeşitli dükkânlar, yazlık köşkler, kışlık mekânlar, hamam, bimaristan, ilaç ve yataklar için depolar bulunmaktaydı. Ayrıca hanın zengin vakıf kayıtlarının ve hesaplarının tutulması için görev yapan memurların ve kâtiplerin bulunduğu daireler mevcuttu. Selçuklu hanlarının işleyişine dair en önemli veriler, günümüze ulaşan nadir örneklerden biri olan, Karatay Hanı vakfiyesinden öğrenilmektedir. Bu yönüyle Karatay Hanı, Türkiye Selçuklu hanlarının genel işleyişinin ve yapısının anlaşılması bakımından çok önemli bir örnektir. Nitekim h. 645 (1247) tarihli vakfiyesinden öğrenildiğine göre handa görevli tüm memur, kâtip ve müstahdemlerin idaresi için görevlendirilmiş mütevelli, müşrif ve nâzırdan oluşan bir heyet oluşturulmuştu. Bu heyetin en üstünde ise yalnızca vakıfın soyundan gelen kişilerden olabilen mütevelli bulunuyordu. Vakfiyede vakıfın koştuğu şart üzere hanın işleyişi için gerekli tüm masraflar çıkarıldıktan sonra kalan ana gelirin altıda biri mütevelliye tahsis edilmiştir. Mütevelliye tahsis edilen miktarın tespiti mümkün olamasa da onun altında görev yapan diğer görevlilere verilen maaşlardan hareketle mütevelliye ciddi bir maaş tahsis edildiğini düşünmek mümkündür. Yine vakfiyeden öğrenildiğine göre hanın müşrifine hizmetlerine karşılık olarak her yıl saf gümüşten 500
Sayfa 72·Kitabı okudu
Medlerin, MÖ. 645 yılında kuzeybatı İran ve ağırlık merkezi olarak Azerbaycan'da devlet kurmaları ancak dağlık bölgede yaşayan Guti ve Urartuların yardımıyla olmuştur.
Reklam
645. Ibn Mes'üd'dan (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle demiştir: Size (cehennem) ateşine kimin haram olduğunu veya kime (cehennem) ateşinin haram olduğunu söyleyeyim mi? Cana yakın, geçimli, yumuşak huylu, insanlara kolaylık gösteren herkese. (T2488 Tirmizi, Sifatul-kiyäme, 45)
Sayfa 75 - Diyanet İşleri Başkanlığı·Kitabı okuyor
a. Müslüman Olması ve Hulefâ-yı Râşidîn Döneminde Muâviye Hicretten on beş yıl önce doğan Muâviye b. Ebû Süfyân, ailesinin diğer fertleriyle birlikte Mekke’nin fethedildiği gün müslüman olmuştu. Kız kardeşi Ümmü Habîbe bint Ebû Süfyân’dan dolayı Hz. Peygamber’in kayınbiraderi ve aynı zamanda kâtiplerinden biri olan Muâviye, Hz. Ebû Bekir döneminde Suriye üzerine gönderilen ordulardan birine kumandan tayin edilen ağabeyi Yezîd’in yardımcısı olarak görevlendirildi. 17 (638) yılında Hz. Ömer tarafından Ürdün ve civarının idaresine, bir yıl sonra da ölen kardeşi Yezîd’in yerine Dımaşk valiliğine getirildi. Hz. Osman zamanında 24 (645) yılında Filistin, el-Cezîre, Humus ve Kınnesrîn’in de uhdesine verilmesiyle Suriye genel valiliğine getirilen Muâviye bu görevini Hz. Osman’ın şehit edilmesine kadar (35/656) yürüttü. Bu uzun süre içinde kendisine bağlı güçlü ve disiplinli bir kara ordusu kurdu. Onun Habîb b. Mesleme kumandasında gönderdiği birlikler, Doğu Anadolu’da önce Şimşât ardından 33/653 yılında Kâlikalâ’yı (Erzurum) fethetti. Kâlikalâ’ya 12.000 kişilik muhafız birliği yerleştirildi. Onlara iktâ yoluyla araziler vererek burada kalıcı bir kuvvet olarak kalmalarını sağladı. Fetihten sonra Erzurum bir üs olarak kullanılmaya başlandı. Habîb b. Mesleme ayrıca, Bizans’ın eline geçmiş olan Malatya’yı yeniden fethetti (35/655-56).
Vehb b. Münebbih (rh): Tabin devrinde yetişen tanınmış hadis âlimi. Künyesi Ebu Abdullah'tır. 24. (M, 645) senesinde San'a'da doğup, 124 (M. 41 737) yılında yine burada vefat etti.
Sayfa 23·Kitabı okudu
giriş
Kudret ve kabiliyetten mahrum olanlara iltifat olunmaz. Nutuk 645
Reklam
Reklam