Berna’nın staj için Ankara’dan İstanbul’a halasının yanına taşınmasıyla başlayan hikâye, daha ilk andan farklı bir merak duygusu veriyor. Kadın bir ev arkadaşı beklerken karşısında Felix’i bulmasıyla olaylar bambaşka bir noktaya taşınıyor. Birbirinden tamamen farklı iki insanın aynı evde yaşamak zorunda kalması, başta gergin ama bir o kadar da sürükleyici bir atmosfer oluşturuyor.
Zamanla aralarındaki mesafenin yavaş yavaş kırılması, mahalle baskısının sürekli üzerlerinde hissedilmesi ve herkesin bir şeyleri izliyor olması hikâyeyi daha da etkileyici yapmış. Ama beni asıl içine çeken şey, olayların sadece bu yakınlaşmadan ibaret olmamasıydı. Aile içinde saklanan sırlar, geçmişten gelen suskunluklar ve yıllarca doğru sanılan şeylerin sorgulanması kitabın dramını çok güçlü hissettirdi.
Yan karakterler de asla geri planda kalmamıştı. Bedir, Ava, Senem ve Levi’nin hikâyeye kattığı enerji çok güzeldi, ama küçük Zeyd’in yeri bende gerçekten ayrıldı
676 sayfa olmasına rağmen hiç yormayan, aksine her bölümde merakı biraz daha artıran bir kitaptı. Aşk, aile bağları, kimlik arayışı ve affetme teması çok güzel işlenmişti. Özellikle o yüzleşme hissi kitabın en vurucu tarafıydı benim için.
Dram, gizem ve duygusal yoğunluğu seviyorsanız bence kesinlikle şans vermelisiniz