Aslında öğretmen bile olmayan bir öğretmenin, "Düyşen'in" hikayesi...
Öğrenmek güzeldir, okumak eğlenceli, keyifli ve haz verici bir eylemdir. Ancak öğretmek, anlatmak, eğitmek bir yetenek ve arzu işidir! Düyşen tam olarak bu azim ve arzuyu taşıyor. Tam donanıma, dolu bir eğitime sahip olmamasına rağmen bu görevi severek üstleniyor. Askerde öğrendiği ne varsa, köydeki çocuklara öğretmeyi amaçlıyor. Dönemin parti kolları üyesi olan Düyşen'in öğretmenlik hikayesi oldukça dokunaklı.
Hikayemizi de Düyşen'in, gözlerinde bir parıltı gördüğü, çok başarılı olacağına inandığı öğrencisi "Altınay'ın" gözüyle izleyip okuyoruz.
Sovyet Rejimi iyi çalışır, gençlik kollarında her okuma yazma bilen kişi görevlendirilir, kullanılır amaç halkı kalkındırmak, uyandırmak Lenin'e bağlamak. Parti Gençlik Kollarından aldığı görevlendirme ile Düyşen de bir köydeki çocuklara okuma yazma öğretmeye gider.
Bu arada adam tam bir Lenin hayranıdır. Ona olan saygısını, sevgisini kitabın çoğu yerinde görmek mümkün. Adamın fotoğrafına bile gözleri dolarak gururla bakan bir adam Düyşen. Öğrencilerini de bu minvalde eğitmeyi kafaya koymuş.
Gel gelelim eğitim vermek istediği köydeki halk; ne eğitimi önemser, ne okuma yazmayı, ne de Düyşen'i...
"Okumak bizim gibi halkın değil, bizi yöneteceklerin işine yarar. Öyleyse fazla kafa ağrıtma!" (s.21)
Düyşen köylüden beklediği desteği göremez. Yinede pes etmez çünkü tam bir görev adamıdır. Derme çatma bir damı sınıf haline sokar. Zor bela okul yapar. Eğitime başlar, kapı kapı dolaşıp köyden öğrenci topar... Çocukları okula götürebilmek için dereden karşıya taşır... Onca çile çeker...
Ne için?
Daha iyi bir gelecek için!
Düyşen'in karakteri çok hoşuma gitti. İdealist, kararlı, gözü pek, cesur ve temiz kalpli birisi. Okurken karakterle bağ